sonra yansıyor aydınlığı gözyaşlarına. sonra yıldız oluyor siyah noktalar beyaz cücelerde. birden ışık oluyor etrafı. ama yıldız yok. cok zaman oldu gideli. böcekler ise yorgun, ve uykulu gözleri. bugünü mü yarınımı, yoksa kaybettiği çocukluğunu mu arasın. sular alıp götürüyor renkleri, kırmızı, yeşil ve sarı. buluşuyor dalgaların haşmetiyle suların yumuşaklığı. sonra yeniden diriliyor yıldız böceği. işık kalpten geliyor. ama gözyaşlarıyla …………… bir varmış bir yokmuş. uzaklarda anadolu’nun kuş uçmaz kervan geçmez dağlarında yaşayan bir yıldız böceği varmış. bu böcek buralara nereden, nasıl geldiğini pek bilmezmiş, ama kendisini bildi bileli bu dağlarda yaşar, ilk baharlarda küçük derenin uzaklardan getirdiği kar sularından serin serin içer, son baharlarda kurumuş otların dalların birinden diğerine zıplar, şarkılar söyler koşup oynarmış. gündüzleri biraz uyuduktan sonra, dağlarda hafif hafif esen rüzgarı içine çeker, dağlarda da yetişen çiçeklerin, otların kokusunu duyarmış akciğerlerinde. kurumuş nanelerin kokusunu getirirmiş rüzgarlar bazen. aslında mutluymuş buralarda. gündüzleri güneşin sıcaklığı, kısa yaz geceleri hâla sıcaklığını muhafaza eden büyük kayaların şefkatini, sıcaklığını hissetmek ona büyük bir zevk verirmiş. ama bu yıldız böceğinin bir derdi varmış. kuşlara, kurbağalara, kayalara, çiçeklere anlatamadığı, onların anlayamayacağını düşündüğü bir derdi. Çiçeklerin arkadaşları varmış. kayaların arkadaşları ve otların arkadaşları. papatyalar aslında bu yıldız böceğine iyi davranırmış ama, ne zaman onların yanına gitse, papatyaların birbirlerine ne kadar benzediğini görür, kendisinin ise farklı olduğunu düşünerek hiçbir şey söylemeden yanlarından uzaklaşıp gidermiş. sonra taşların yanına gelir bir müddet gülüp sohbet ettikten sonra, gene aynı sebeplerden dolayı sessizce oradan da uzaklaşır, çekip gidermiş. yıldız böceğinin derdi yalnızlıkmış. kimsesizlik ve sevgisizlikmiş. keşke benimde bir arkadaşım olsa hep birlikte oynasak, hiç yanımdan ayrılmasa diye düşürmüş hep. bir gün dağlarda dolaşırken bir ağlama sesi duymuş. koşmuş aramış ve ağlama sesinin geldiği yerde hıçkırıklar içinde ağlayan siyah bir taş parçası görmüş. bir müddet öylece uzaktan izlemiş. sonra gelmiş yanına selam vermiş, oturmuş. niye ağladığını sormuş. taş ise kendisini siyah olduğu için, hiç kimsenin onu arasına kabül etmediğini, hep dışlandığını ve dostunun olmadığı anlatmış ağlayarak. böcek onun göz yaşlarını silmiş onu teselli etmeye çalışmış. böcekte yalnızmış nede olsa. böcek hiç düşünmeden siyah taşa isterse kendisi ile arkadaş olabileceğini söylemiş. siyah taşta sevinçle kabul etmiş bu arkadaşlığı. böcek sevmiş bu taşı. sevgi ile aydınlanmış her gecenin karanlıkları. sevgi ile ışık yansımış böceğin kalbinden siyah taşın kalbine. taş parçasının kalbinden sevgi yansımış dudaklarına. dudaklardan çıkan kelimelerdeki ses tonunda belirmiş sonra sevgi. taşta sevmiş böceği. ne kadar iyi böcek diye düşünmüş taş. ne kadar iyi bir taş diye düşünmüş böcek. sevmişler birbirlerini o anda. böcek bütün hayatını, sevgisini, bütün kalbini adamış bu siyah taşa. birbirlerinden ayrılamaz olmuşlar, her an birbirlerini düşünür olmuşlar. böceğin kalbi o kadar büyükmüş ki, o kadar sıcakmış ki. sıcaklığı ile kuşatmış siyah taş parçasını. böceğin o kocaman aşkı ile büyümeye başlamış siyah taş parçası. taşta sevmiş böceği aslında. sevgi bir ilaç, bir tılsım olmuş sonra. aşk ile yıldıza dönüşmüş sonra o taş siyah taş parçası. böceğin o kocaman aşkı, o kocaman kalbi o siyah taş parçasını yıldıza dönüştürmüş birden. sonra göklere çıkmak istemiş taş parçası. sonra uçsuz bucaksız göklerde yeşil bir yıldız olmak, göklerin prensesi olmak, uçsuz bucaksız göklerde kuşlar misali süzülmek istemiş. hem göklere çıkarsa rahatlıkla böceği yine görecekmiş. hem göklere çıkarsa dünyayı gökten izleyecek, izlediklerini sonra böceğe anlatacak. böcekte daha mutlu olacakmış. bir son bahar akşamı, bir temmuz akşamı, öpüşmüş ayrılmışlar. ve yükselmiş sevgi ile büyüyen siyah taş parçası. ve göklere çıkmış sevgi ile büyüyen yıldız. sonra gökte kendisine göz kırpan yeşil yıldızı görmüş böcek. birlikte konuşmuşlar bir süre. ne kadar, narin ne kadar güzel bir yıldız diye düşünmüş. yemyeşil gözleri varmış yıldızın. kalbinde ki fırtınaları, sızlamaları yeniden hissetmiş. yıldızın gözlerinden bir ateş kopmuş, kalbine düşmüş böceğin. dayanamamış ve bu ateşin sersemliği ile uykuya dalmış. rüyasında da yıldızı görmüş yine böcek. birlikte uçsuz tepelerin birinden, diğerine koşmuşlar. birlikte şarkılar söylemişler. sabah olmuş uyanmış böcek. siyah taşın güzelleşmesinden, gökleri aydınlatan bir yıldız olmasından kendisinin de mutlu olduğunu hissetmiş. artık yerdeki taş parçasına aşık bir böcek yerine, göklerde yaşayan orman yeşili yıldızın yeşil gözlerine vurulan bir yıldız böceği varmış. İçi içine sığmıyormuş böceğin. sabırsızlıkla akşamları beklemeye başlamış sonra. uzun bitmeyen saatler geçmiş sonunda ve akşam kavuşturmuş böceği yıldızına. akşam yine sohbet etmeye başlamışlar. yıldız yaşadığı yerlerden, gördüğü ülkelerden bahsedermiş hep. yıldız konuştukça , böcek onu hayran hayran izler, kalbindeki mutluluk ve sevinç ona şimdiye kadar hiç tatmadığı güzellikleri yaşatırmış. ne kadar sıcak, ne kadar tatlı bir ses tonu. ne kadar güzel bir sima ve ne kadar güzel bir yıldız bu. benden uzak olsa bile kalbime aşkın sızılarını hissettirecek, neredeyse kalbimi parçalayacak kadar yakın. sevgi ve aşk kavramın kendisine yaşatan yıldız. böcek aşkının gitgide daha da çok büyüdüğünü, artık yıldızından başka bir şey düşünemediğini, yıldızından başka bir şey görmediğini düşünmüş. ama sevinmiş yinede. kalbindeki sızı sanki yıldızın bir parçasıymış, sanki bu sızı yıldızın kalbinde hapsettiği saçlarının teliymiş. ve bu sızı, bu aşk taşları yıldız yapan şeymiş. aradan günler, haftalar aylar geçmiş sonra. artık nedense yıldız kendisiyle eskisi gibi konuşmaz olmaya başlamış. konuşuyormuş ama eskisi kadar sevgi dolu değilmiş. konuşuyormuş ama eskisi kadar samimi değilmiş. ama böceğin sevgisi artık doruk noktasına ulaşmış, böceğe acı veriyormuş. hem de dayanılması zor bir acı. yıldızı düşündükçe kalbinde ki yangının daha da büyüdüğünü, alevlerin vücudunun her bir hücresini sardığını görmüş. aradan günler, haftalar aylar geçmiş sonra. yıldızı görmeyeli haftalar olmuş. böcek günlerce gözünü ayırmadan izlemiş gökyüzünü. bir dakika uyumamış, başını yere eğmemiş. ama yokmuş yıldızı. sonra hatırlamış yıldızın bahsettiği yeni arkadaşını. belki de o yeni tanıştığı yıldızla başka bir galaksiyle gitmişlerdir diye düşünmüş. sonra hatırlamış göklerde milyonlarca yıldız olduğunu. sonra hatırlamış kendisinin sadece bir böcek olduğunu. aradan günler, haftalar aylar geçmiş sonra. bir kart düşmüş göklerden. yıldızın evleneceğini okumuş sonra. düğünleri gökte olacakmış. böcek yıkılmış olduğu yerde. dayanamamış düşmüş yere ansızın. böcekte yıldız olmak istemiş sonra. ama dayanamamış, dizleri tutmamış, kanatları uçmamış. böcek çıkamamış göklere. Çıkmak istememiş nedense. sonra saniyeler kopmuş tek tek geceden. gecenin parıldayan yıldızların bir demet ışığı daha okşamış yıldız böceğinin saçlarını. ama yokmuş kendi yıldızı nedense. böcek bakamaz olmuş göklere. bakarsa yıldızını göreceğinden korkmuşta bakamamış. yıldızın sevgisi sığmamış kalbine, böceğin kalbinde saklamayacak kadar büyük yıldızın aşkı, yıldızın aydınlığı yansımış böceğin vücudunun her zerresinden. yıldızı unutamayacağı için ölmek istemiş böcek. Ölümlerin en acısını istemiş. ateşe koşan kelebeklerin peşine takılmış ölüm yanardağına girmiş. gözünü kırpmadan atmış kendini bir ateşe. Ölürken bir ışık çıkmış vücudundan. dağlar taşlar, denizler, ormanlar aydınlanmış biran. sonra bir duman yükselmiş göklere. ama kimse duymamış, bilmemiş bir böceğin öldüğünü…..
Hikayelerden.Com Hikayeler Hikayeleri hikayesi hikayelerden sitesinde Bu hikaye toplamda 1, bugün ise 1 kez görüntülenmiş