Sik Kullanilanlara ekle Anasayfan Yap Videolar
Hikayelerden Hikaye Hikayeler Makale Makaleler Siir Siirler Hikayeleri Guzel Sozler Gunluk Kim kimdir nedir hepsi bu Sitede

  

30 Ağustos 2008

Ustegmen Zahidin Vaziyeti

Kategori: Askerlik Hikayeleri — admin @ 05:11

Üsteğmen Zahid’in Ailesine gönderdiği vasiyetinide içeren son mektubu

“Bu günlerde her zamankinden daha önemli muharebelere gireceğiz. Bilirsin , her muharebeye giren ölmez. Fakat eğer ben ölürsem sakın gam yeme… Beni ve seni yaratan Allah bizi nasıl dünyada birbirimize nasib etti ise , benden şehitlik rütbesini esirgemediği taktirde , elbette , ruhlarımızı da birbirine kavuşturur. Vatan yolunda şehit olursam bana ne mutlu. Ancak , sana bir vasiyetim var :

Birincisi benim için kat’iyyen ağlama…

İkincisi, eşyamın listesi ilişikte. Bunları sat , ele geçecek paradan “mihr-i muaccel” ve “mihr-i müeccel” ini al , üst tarafı ile bana bir mevlüt okut. Eğer bunlar sana borcumu ödemezse hakkını helal et ve ilk gece aramızda geçen sözü unutma…”

Ayrıca mektubun içinden kırmızı kordelaya bağlı bir de saç demeti çıkar. Saçın tazeliği bunun mini mini bir yavrunun başından kesilmiş olduğunu göstermektedir.

İşte o zaman herkes Zahid’in evli olduğunu ve Nadide isminde . de bir yavrusunun varlığını öğrenir. Çünkü Zahid Üsteğmen cepheye gelirken arkasında evlad ü iyal düşüncesini de bırakmıştır. Ve savaş boyunca ne izin isteyerek evine gitmeyi düşünmüş ne de o konuda iki çift laf etmiştir.

Zahid , 9 Ocak 1916’da şehit olur.

Gümüşhane’ nin Şiran ilçesinden Üsteğmen Zahid , . . Aziziye ilçesinin Kılıç Mehmet Bey köyünden Ahmet Efendi’nin kızı, eşi Hanife Hanım’a yazdığı ve vasiyetini bildirdiği mektubunu şu cümle ile bitirir :

“Bu vasiyetimi aldığınız zaman yüksek sesle ağlamanıza razı değilim.”

• • •

 

Gel teskere Gel

Kategori: Askerlik Hikayeleri — admin @ 05:10

Türk Silahlı Kuvvetleri de askerlik süresini tamamlamadan teskere almanın birçok yolu varmış. Örneğin, bölüğün sancağını çalıp, Genelkurmaya teslim eden askerler hemen terhis ediliyomuş. Ancak işin tehlikeli yanı, bu konunun bölük komutanları tarafından onur meselesi yapılmasıymış. Yani sancağı çalan askerin, bölüğün şerefinin temizlenmesi adına, vurulmasına kadar varabilirmiş bu iş.

Bi arkadaşım, başka bi erken terhis hikayesi anlatmıştı. Olay Kıbrıs a, Türk-Rum sınırındaki bi karargahta olmuş. Bi gece sınırda nöbet tutan erlerden biri, nöbet sırasında uyuyakalmış. Teftiş için dolaşan nöbetçi üstteğmen bunu farkedince, eri uyandırmamış, sadece silahını almış ve “20 dakika sonra nöbet devretmek için geldiğinde bakalım tüfeği için ne hikaye uyduracak? Biraz eğleniriz işte” diye düşünmüş. 20 dakika sonra nöbet değişiminde silahlar sayılmış, ama eksik yok. Üsteğmen kafayı yemiş. “Nasıl olur yaa” diye söylenmeye başlamış. Silahları tekrar tekrar saydırmış. Ama sonuç değişmemiş; hepsi tamammış.

Silahını aldığı ere, “Seni nöbet yerinde uyurken yakalayıp silahını aldım. Ama şimdi silahlar tam. Açıklama istiyorum” demiş. Er boynunu büküp cevap vermiş, “Komutanım, uyandığımda baktım ki silahım yerinde yok. Sınırın karşı tarafına baktım, Rum askeri de benim gibi uyuyor. Gittim ben de onun silahını aldım.”

Bu olay üzerine, o askerin teskereye daha epey bi günü olmasına rağmen, ertesi gün terhis edilmiş.

• • •

 

Kinali Ali

Kategori: Askerlik Hikayeleri — admin @ 05:08

Üsteğmen Faruk, cepheye yeni gelen askerleri denetlerken, bir yandan da onlarla sohbet ediyor, “Nerelisin?” gibi sorular soruyordu. Gözleri bir ara, saçının ortası sararmış bir delikanlıya takıldı. Yanına çağırdı ve merakla sordu:  “Adın ne senin evladım?”

“Ali, komutanım.” “Nerelisin?” “Tokatlıyım, komutanım, Tokat’ın Zile kazasındanım…” “Peki evladım, bu kafanın hali ne? Saçlarının ortası neden kırmızı boyalı böyle?” “Cepheye gelmeden önce, anam saçıma kına yaktı komutanım. Neden yaktığını da bilmiyorum.”

“Peki” dedi üsteğmen. “Gidebilirisin . Kınalı Ali.” O günden sonra Ali‘nin adı, Kınalı Ali oldu. Cephede tüm arkadaşları Kınalı Ali demekle yetinmiyor, saçındaki kınayı da alay konusu yapıyorlardı. Kınalı Ali, . arkadaşlarına karşı sevecen ve dürüst tutumu sayesinde, kısa . sürede hepsinin sevgisini kazandı. Bir gün memleketine mektup göndermek için arkadaşlarından yardım istedi. “Anama, babama burada iyi olduğumu bildirmek istiyorum. Ama okumam yazmam yok. Biriniz yardım edebilir misiniz?”

Biri değil, birçok arkadaşı yardıma geldi. “Sen söyle biz yazalım” dediler. Kınalı Ali . söylüyor, bir arkadaşı yazıyor, diğeri de söylenenlerin doğru yazılıp yazılmadığını denetliyordu.

“Sevgili anacığım, babacığım hasretle ellerinizden öperim. Ben burada çok iyiyim, beni sakın merak etmeyin.” Kız kardeşini, kendinden küçük erkek kardeşinin sağlığını ve hatırını sorduktan sonra, köydeki herkesin burnunda tüttüğünü ve kimsenin kendisini merak etmemesini söyledikten sonra, “Biz burada var oldukça bilesiniz ki düşman bir adım . bile ilerleyemeyecektir” cümlesi ile bitiriyordu.

Tam zarf kapatılırken, Ali, “İki üç satır daha ekleteceğini” söyleyerek, mektubun sonuna şunları yazdırdı: “Anacığım, beni buraya gönderirken kafama kına yaktın ama, burada komutanlarım da, arkadaşlarım da benle hep dalga geçiyorlar. Cepheye gitmek sırası yakında inşallah kardeşim Ahmet’e gelecek, Onu gönderirken sakın kına yakma saçına. . Burda onunla da dalga geçmesinler. Tekrar ellerinden öperim anacığım.”

Gelibolu‘da savaş giderek şiddetleniyordu. İngilizler, kesin sonuç almak için tüm güçleriyle yükleniyorlardı. Cephede savaşan askerlerimiz önceleri birer, birer, sonraları beşer, beşer, onar, onar şehit oluyorlardı. Gelibolu düşmek üzereydi. Kınalı Ali‘nin komutanı, bu durum karşısında çaresizdi. Kendi bölüğü henüz sıcak temasa hazır değildi. Genç erlerine insan bedeninin süngü ve mermilerle orak gibi biçildiği bu cepheye göndermek zorunda kalmaması için Allah‘a dua ediyordu.

Komutanlarını düşünceli ve sıkıntılı gören Kınalı Ali ve arkadaşları, komutanlarına gidip, ondan kendilerini cepheye göndermesini istediler. Askerlerinin ısrarları üzerine komutanları daha fazla direnemedi ve ölüme gönderdiğini bile, bile bu isteklerini kabul . etmek zorunda kaldı. Kınalı Ali ve arkadaşları, sevinç çığlıkları atarak cepheye, bile bile ölüme gidiyorlardı. O gün güle oynaya Gelibolu cephesinde ölümle buluşacakları yere koşan Kınalı Ali‘nin bölüğünden tek kişi geri dönmedi. Gidenlerin tümü şehit olmuştu.

• • •

 
Sonraki Sayfa »


Hikayelerden.Com:
hikayeler Hikaye hikaye hikayelerden Google Sitemap
site ekle