Aldatisin oykusu

Hikaye Yazari adminHikayeler tarih Kas 25th, 2008

Bugün aldatışın öyküsünü yazıyorum,
Belki de aldanıştır bilemiyorum.
Gurur duymasam da yaptığımdan,
Aldattım seni itiraf ediyorum

Aldatmanın ilk öyküsü,
Turkuvaz boyalı bir şehir vapurunda başladı.
Sabahın alacakaranlığıydı,
Ve gözleri açık, yüreği uyuyan
Yolcular işe yetişme telaşındaydı.
Mevsimlerden hazan, aylardan aralıktı.
Ihlamur ve adaçayının buharından,
Vapurun camları buğulanmıştı.
Dışarıda martılar hayat kavgasında,
Bedende yüreğim aşk telaşındaydı.
Hırçın dalgalar sancaktan vurmakta iken,
Yüreğim uzaklarda birine sevdalanmaktaydı

Buğulu camda, hırçın dalgalarda,
İlk kez birinin yüzünü arıyordum.
Bugün seni evde bıraktım yalnızlığım,
İlk kez seni aldatıyorum…

Yakamoz Yanigi

Hikaye Yazari adminHikayeler tarih Kas 7th, 2008

Bir istasyon kahvesinde rastlamıştım ona.Nedenini bilmediğim
ama pek çok defa kendime sorduğum tanıdık bir yanı vardı. Öylesine
oturuyordu önündeki bir bardak çayıyla. Tıpkı benim gibi yolcusuzdu. Ne bir
valizi,nede bileti vardı. Yağmurlu bir akşamdı. Sigara dumanı,insan
nefesi ve çaydanlıklardan çıkan buharla buğulanmıştı istasyon kahvesinin
camları. Gelirken bu buğunun yoğunluğu söylemişti kalabalık olduğunu
kahvenin. İçeriye ilk girdiğimde üzerime çevrilen bakışlar ,kendimi
sahneye ilk kez çıkan acemi bir şarkıcı gibi hissetmeme sebep olmuştu. Bir
tek masa yoktu yalnızlıktan bana kucak açan. Bunca kalabalıkta bir tek o
bakmamıştı bana ,orada değildi sanki. Bedenini yanına almadan bir
vagona atlayıp gitmiş gibi,soluk alışı bile belli olmaksızın oturuyordu.
Sessizce ve biraz çekinerek yaklaşıp yanına; “lütfen”der gibi bir ses
tonuyla sormuÅŸtum “oturabilir miyim?” .Yıllar süren derin bir uykudan
uyandırılmış gibi irkilerek , kaldırdı dalgın bakışlarını masadan.
Gözlerimin öylesine içine baktı ki, bir an sanki görünmez oldum da arkamdaki
birine bakıyor sandım. Cevabını duyamamaktan korkup kendimi çabucak
toparlamıştım.”Buyurun ” dedi çok uzaklardan kopup gelen bir sesle.
Sesindeki uzaklık ruhunun orada olmayışından kaynaklanıyordu sanırım. Usulca
yerleÅŸip bir sandalyeye;”Bakar mısınız” diye seslendim ,koÅŸuÅŸturmaktan
yanakları kıp kırmızı kesilmiÅŸ çaycı çocuÄŸa.”Bir çay lütfen,pardon!sizde
içer miydiniz?”diye sordum. Masayı paylaÅŸmamıza karşılık bir ÅŸeyler
borçluymuşum gibi. Bu kez kalkmadı bakışları. Duymadı mı acaba diye
düşünecekken tam; kesik bir el hareketi ve belli belirsiz bir baş hareketiyle
istemediğini belirtti. Sonra sıkıca kavrayıp bir yudumluk çay kalan
bardağını,fon dip ediverdi ve düş molası yüzünden soğuduğu malum olan
çayını bitirdi.

İstasyon kahvesi insanlarının doğallığıyla sıcacık sarardı
beni her gidişimde. Bir kitap alır ,ince belli bardaklarda gelen
çayların arkadaşlığında bir köşeye çekilir rahat, rahat okurdum. Bazen kaçamak
bakışlarla insanları izler ,hikayelerini okumaya çalışırdım;
yüzlerinden,giysilerinden,tavırlarından,…Birde kedisi vardı bu avuç içi kadar
yerin. Sobanın başından ancak açlığını hatırlayınca kalkar,miskin miskin
sürünüp bacaklarımıza; bir parça simit,tost,peynir dilenirdi.
Karşılığında birkaç sevimli bakış atar, biraz mırıltı çıkarır kendince teşekkür
ederdi. Yiyeceği bitene dek sevdirirdi kendini,ardından sıcacık
sobasının kollarına dönerdi. Çayımı yudumlarken kediciğin bana doğru geldiğini
fark ettim. Şaşırdım. Ne tost, ne simit, nede ona verecek her hangi
bir şeyim yoktu. Fazla ümitlendirmemek için kitabımla ilgilenmeye karar
verdim. Tam o sırada yerinden fırlayıverdi masayı paylaştığım adam.
Nedense telaÅŸlandım gidiyor sanıp.”Ne saçma bir his” diye geçirdim içimden.
Öyle ya bana ne oradaki herkes gibi tesadüfen bir araya gelmiştik ve
bir dahaki tesadüfe değin-ki bu o an için gerçekleşme ihtimali imkansıza
yakın görünmektedir-apayrı hayatlara dalacağımız gün gibi açıktı.
Paltosuna uzanmayınca eli ,gitmeyeceğini anladım. Sanırım yalnızlığımı diğer
insanlara karşı kamufle etmesinden hoşnuttum. Yaklaşmakta olan kediye
yöneldi. Yere eğildi,kediyi incitmemeye özen göstererek usulca kucağına
alıp masaya döndü. Sevgi dolu bir yüreği olmalı diye geçti içimden,zira
kaç kişi farkında şu zavallı varlığın!Dikkatimi çekmişti ;kediyi
okşarken elleri, kendi seviliyormuş gibi huzurlu bir tebessüm sarmıştı
yüzünü. Yakışıklıydı dersem yalan olur sanırım ama düzgün yüz hatlarına
sahipti. Doğal,sıcak bir görünüşü vardı. Zaten güzel insanlar hep uzak
gelmiştir bana, özellikle de güzel olduğunun farkında olanlar! Şimdi biraz
daha anlaşılır buluyordum ona yaklaştıran şeyi. Başı önde duruşu,o
sessiz hali; gözleriyle görmekten çoktan vazgeçtiğini anlatıyor gibiydi.
Şimdi bunca zaman sonra biliyorum ki haklıymışım; yüreğiyle bakıyor
hayata,insanca bir ÅŸeyler arıyor;bir bakış,bir dokunuÅŸ,…

Kitabın aynı sayfasında ne kadar takılı kaldığımı tam olarak
bilemiyorum, ama çayım bitince utanıp hızla sayfayı çevirdiğimi
anımsıyorum. Kitabımı masaya bırakıp gözlerimle çaycı çocuğu aramaya
baÅŸlamıştım .Ilık ses tonu sarmalamıştı birden beni “bana da bir çay söyler
misiniz?”. Erkeklik taslayıp “usta bize iki çay “diye bağırmaması hoÅŸuma
gitmiÅŸti.”elbette!”dedim ve iki çay iÅŸaret ettim çaycıya. Sanırım kediyi
severken sıyrılmıştı hayal aleminden. Yalnızlığını aşma çabası gibi
gelen ilgili bir edayla ” klasikleri sever misiniz?” diye sormuÅŸtu
kitabımı göstererek.”evet özellikle Rus klasiklerini” demiÅŸtim aynı ilgili ses
tonuyla yanıtlamaya özen göstererek. Yüzüme hiç bakmamıştı,kitaba
bakıyordu derin, derin okyanusları andıran gözleriyle. Ara sıra tren sesiyle
irkilip kaldırmasa başını fark etmeyecektim belki bu denli mavi
olduklarını. İlk bakışında nasıl olduysa fark etmemiştim şaştım bu
maviliklerine. İçimde bir sabırsızlık, tarifsiz bir telaş vardı. Kitabıma olan tüm
ilgim uçup gitmişti. Lafı uzatmasını, aklımdaki tüm soru işaretlerinin
bir trene atlayıp uzaklaşmasını diliyordum için için. Oysa o sustu
sonsuzluk gibi. Çayını içti,parasını masaya bıraktı ve sessizce uzandı
elleri elveda sözcüğünü yansıtan paltosunun bulunduğu sandalyeye. Masada
bir ben, birde bilinmezliğini bırakarak gidiverdi. Ardından kalabalıkta
kaybolmuş küçük bir kız çocuğu gibi tuhaf bir telaş içinde kapıya ve boş
sandalyeye bakıp kalmıştım uzun süre.Bir bilinmezi kovalamaktan yorgun
düşünce zihnim, kitabıma dönmeye çalıştıysam da nafile okuyamayacaktım.
Çay paramı masada onun parasının yanına bıraktım. Ayrılmak istemez gibi
ağırlaşmıştı kahveden çıkarken adımlarım. Yağmur yavaş, yavaş yağmaya
devam ediyordu. Şemsiyemi açmak istemedim. Tenha sokaklardan geçtim
,peşimde hayallerim. Evin kapısında bir süre öylece durdum. Derin bir soluk
aldım o geceyi hücrelerime not etsin diye. Zile bastım ,annem açtı
kapıyı. Bir bana bir kapalı şemsiyeme baktı. Burnumdan sular damlıyordu.
Gülecek sanmıştım,oysa hiçbir şey söylemedi. Bir bardak çay ve bir havlu
bıraktı odama sadece.

Kaç gün,kaç hafta geçti üzerinden hatırlamıyorum. Bir öğle
vaktiydi. Yağmurlar bitmiş bahar gibi bir hava sarmıştı kollarına
hayatı. Vapur iskelesindeydim, karşı kıyıdaki kitapçıya uğramaktı niyetim.
Vapur jetonumu alıp bir bankın ucuna emaneten iliştim. Tam yaklaşan
vapura dalmışken bakışlarım, arkamdan gelen sesle irkildim “selam!”.
Şaşkınlıktan fal taşı gibi açılmış gözlerle arkama döndüm. Tanrım o muydu?
Fakat bu gülümseme bambaşka biri yapmıştı sanki ,yine de oydu evet işte o
çok uzak ihtimal gelip dayanmıştı kapıya!. “Merhaba!”dedim ama sesim
çıkmış mıydı emin olamadım bir süre. Yanıma geldi tüm doğallığıyla ve o
gün akşama dek gitmedi ,yanı başımdaydı. Dilek tuttuğunuz yıldızı
yakalamanın nasıl bir his uyandıracağını bir hayal ederseniz ,sanırım
hislerimi de yakalarsınız bir şekilde. O günden sonra bir başka tesadüfü
beklememeye karar verip, randevusuz ayrılmadık birbirimizden. Bir tesadüfler
silsilesiyle başlayan arkadaşlığımız,her gün aynı kahvede; hatta aynı
masaya oturmaya itina göstererek ,o sessiz ,o unutulmuş köhne istasyon
kahvesinde pekişti. Geçmişinden hiç bahsetmiyordu. Belki anlatmaya
değer bir şey bulamıyordu,belki de unutmak istediği şeyleri yenilemektendi
korkusu kim bilir. Sormadım bende tüm meraklarıma inat,bekledim. Adım,
adım yaklaşıyordu ruhlarımız .Aşk mı?! Hayır sanırım daha çok
birbirimizde huzuru bulmuştuk. Hayalleri vardı bensiz. Hiç gücenmedim içindeki
yokluğuma. Gitmekten bahsediyordu hep,göçmen kuşlar gibi. Ne aradığını
biliyordum. Bende aramıştım bir zamanlar,aslında kim aramıyordu ki onun
aradığı şeyleri? Biraz özgürlük,umut,unutup yeniden
baÅŸlayabilme,hayatın amacı,sevgi,…

Aradığı şey uzaklarda değil,içindeki o sessiz, sessiz atan
yüreğindeydi oysa. Uzaklara dalmamalıydı boş yere gözleri, içinde aramalıydı.
Sustum!Hiçbir kelimenin anlatmaya gücü yetmeyecekti biliyordum ,kendi
sözcüklerini bulmalıydı,kendi dilini.

Eve döndüğümde ne yapabilirim diye düşünmeye başladım.
Odam eskidende bu kadar ufak mıydı yoksa o gecemi duvarlar üzerime
yürümüştü bilmem. Yatağımın yanında diz çöküp bir kutu çıkardım saklandığı
yerden. İçinde dedemin hatırası eski bir pikap ve kitaplıkla, daktilo
almak için biriktirdiğim bir miktar param vardı. Bir yıldır
biriktiriyordum ve çok az eksiğim kalmıştı onlara kavuşmak için . Ertesi gün ilk işim
pikabı gizlice evden çıkarıp satmak oldu. Biriktirdiğim para ve pikabın
parasını alıp mavi bir zarfa koydum.Üzerine “git ve mutluluÄŸunu bul!”
yazmıştım.Koşar adımlarla istasyon kahvesine gittim ve çaycı çocuğa
sıkı, sıkı tembihledim “Bunu mutlaka almasını saÄŸla!”diye. Uzun zaman
uğramadım kahveye. Yine bir gün ve yine ummadığım bir anda kapım çalındı.
Çaycı çocuk çıkı verdi kapının ardından karşıma. Şaşırmıştım doğrusu!
Elinde mavi bir zarf vardı ve yüzünde tuhaf bir gülümseme. Zarfı uzattı ve
büyük bir suç işlemiş gibi utanarak uzaklaştı daha ben zarfı açamadan.
Döndüğünü anlamak için sanırım zarfı açmama gerek yoktu! Umduğumdan
çabuk duymuş olmalıydı yüreğinin sesini ,yoksa dönermiydi hiç.Zarfta kısa
ama çok ÅŸey anlatan bir not vardı. “Gitmem gereken yer o kadarda uzak
değilmiş, görmeyi öğrettiğin için sağol. Seni akşam iskelede bekliyorum
saat tam 8:00′de.” Onunla bir anne gibi gurur duyduÄŸumu hissettim
içimde o an.

İskeleye yaklaştığımda orda olduğunu farkedip, bir süre
öyle uzaktan izledim. Sancılı bir bekleyiş içerisinde yerinde duramayan
adımları zamanı kovalıyordu. Pek çok şey geçiyor olmalıydı kafasından
peş peşe. Bir zaman diliminde mola verince hayalleri ayakları da
duruyor,adeta taş kesilip rıhtımın kendisi oluyordu. Ayaklarını bağlayan ancak
geçmişi olabilirdi bundan böyle. Sigarasından derin bir nefes çekti.
Rüzgara teslim etti dumanını birilerine ,bir yerlere mektup yollar gibi.
Bir martı havalandı iskelenin ucundan;o martıya takılı kaldı bakışları.
Yeni açtığı bir sayfada geçmişini aklıyor olmalıydı şu an. Gözlerini
kısmış,başı dimdik, martılarla uçar gibiydi. Dokunmak istedim o an omzuna
ve söylemek istedim”her ÅŸey geçti!”. O an aklımı uyardı kalbim;
dokunmak ne mümkündü, artık o uçmayı öğrenmişti. Koskocaman bir yürek vardı
karşımda ,sorularını cesurca kovalamış. Ve şimdi dilsiz bir denizin
önünde arınıyordu yudum yudum. Kim bilir belki aÄŸlardı bile ” erkekler
aÄŸlamaz” lara inat. Nasıl dokunurdum bu en mahrem haline?!…İşte ÅŸimdi,tam
şu an; insanlığının tadını çıkarıyordu. Elleri umarsızca iki yanına
düşmüş ,gözleri asırlarca uzaktaki bir yıldızdan bakar gibi bakıyordu
martılara,denize. Ne çok şey anlatıyordu şu dingin suskunluğu.

Eğildi,sağ eliyle suya uzandı olmadı. İskele bu kadar
yüksek miydi, o gece sular mı çekilmişti bilmem. İçinde başaramamanın
hıncı birikti. Yüzükoyun yattı yere ve yarı beline kadar sarkıttı
bedenini, suya dokundu. Su dokunuşuyla yüzüne bir tebessüm sundu. Anladım suya
bir mektup yazıyordu parmakları. Başını kaldırdı, batmak üzere olan
güneşin kızılı yaktı, ala buladı yüzünü. Ateş gibi yandı gözleri. Ansızın
kalktı uzandığı yerden, biri gizlice kulağına fısıldamıştı sanki”orda,
arkanda”diye. Uzun, sakin bir bakışla uzattığı elleri bana “gel” der
gibiydi. Uzattığı elleri dokunmadan daha gözleri hoş geldin demişti. Uzun
bir süre suskun bekledik bir şeyleri. Karşı kıyının ve ayın ışıklarının
denizle özlem giderişini izledik bir süre. Ilık rüzgarın oyunuyla
yüzümü gizleyen saçlarımı çekti yüzümden. Bilmez gibi sordum “buldun mu?”
diye yeniden. Hafifçe kıvrıldı dudakları “yolu sen gösterdin “dedi.
Sustum o konuÅŸmalıydı bundan böyle.”sırf gitmeyi çaÄŸrıştırıyor diye
gitmiştim o kahveye, oysa orda bana kalmayı öğretecek biri varmış beni
bekleyen.”dedi.”Uzaklarda yeniden baÅŸlamak yokmuÅŸ meÄŸer. Uzaklar sordu durdu;
kimsin,nereden geldin, niye geldin, kaçış yokmuÅŸ öğrendim.” “Oysa ne
rahatmışım yanında,sen hiç sormadın, gitme demedin,…Åžimdi buldun mu diye
soruyorsun. Bense az kalsın bulduğumu anlamayıp yitiriyordum. Erken
deÄŸildi dönüşüm aslında gitmeden de baÅŸlamışım seninle yenilenmeye.”
Sustuk. Kocaman,derin derin sustuk sadece. Gelen ilk vapurun güvertesine
atladı. O gece gördüğüm son yakamoz pırıltısı, git gide uzaklaşan huzur
dolu gözleri oldu.

Ekmek Kırıntıları

Hikaye Yazari adminHikayeler tarih Kas 25th, 2008

Bir ailenin televizyonu bozulur ve tamirci çağırırlar. Televizyonun içi açıldığında bir sürü ekmek kırıntısı çıkar. Evin hanımı, bunu evin küçük yaramaz kızının yaptığını hemen anlar fakat pek çok annenin yapacağı gibi ona kızmak onu cezalandırmak yerine kızını karşısına alır ve neden yaptığını sorar. Kızın cevabı karşısında oradaki hiçkimse gözyaÅŸlarını tutamaz… Küçük kız, televizyonda Afrika`daki aç çocukları gördükçe hergün kendi ekmeÄŸinden ayırıp televizyonun arkasındaki deliklerden onlara ekmek kırıntısı atıyormuÅŸ…

Sen Bunu Bileceksin

Hikaye Yazari adminHikayeler tarih Kas 7th, 2008

Mektubuma, edebiyatın son derece kalıplaşmış kelimeleri olan nasılsın iyi misin? gibi klasikleşmiş sözcüklerle değil de; seni sevdiğimi seni çok çok özlediğimi söyleyerek başlamak istiyorum.
Bir insanın yaşayacağı en zor duyguları yaşıyorum belki de…
Sana karşı duymuş olduğum özlem, uzun zamandır rüyalarımı süsleyecek kadar güzel olmasına rağmen en büyük eksikliği içime yediremedim. Bazen düşünüyorum da; her şey eskisi gibi olur mu diye? Ama bazen de bunun çok zor olabileceği düşünüyorum.Çaresiz, çok rahatsız bir hastanın beklediği küçücük bir ümit vardır ya, benim ümidimde belki o kadar ama bu ümit benim yüzümde en azından bir tebessüm bırakabiliyor. Aklıma her geldiğinde özellikle geceler.Sabaha kadar düşünüyorum.Her şey nasıl olmalıydı diye kendi kendime.En azından böyle olmamalıydı bence.
Aslında sen de haklıydın. Sonsuz bir türlü sabah olmayan gecelerde sana hak verdi zaten. Ne yapacağımı bilmediğim, yapa-yalnız geçirdiğim, bir türlü kimseye açılıp söyleyemediğim çaresizlik içinde akan bu göz yaşlarım senin içindi.
Seninle ilk tanıştığım günler, seninle sohbet etmek için can atardım. Her an aklımdaydın. Tek düşündüğüm kişi sendin. İçimde bir korku olmasına rağmen. Bu da ayrılıktı. Okulda evde dışar da aklım hep sendeydi. Bu da bana mutluluk veriyordu ne yapabilirdim ki. Hala bu kadar uzun zaman geçmesine rağmen sana ait hiç bir şeyi unutmadım. Unutamadım. Hatırlar mısın? Bir kez sen de bana unut diye akıl vermiştin. Unutmanın bu kadar zor olabileceğini öğrendim. Unutmak kelimesini o kadar çok özlemişim ki keşke unutabilsem o kadar çok denedim ki. Seni hatırlatacak bir şey karşıma çıkıyor yine. Yalnız kaldığım zaman bir tek şey düşünüyorum. Ne olabilir ki… Bu duygunun nasıl bir şey olduğunu tahmin bile edemezsin.
Belki de ilk defa böyle duygular içindeyim. Kendimi çok yalnız hissediyorum. Hayatımda ilk defa bu kadar derin duygular içinden hareket ederek birisine açılıyorum. Bunun zor yanı da duygularımı paylaştığım kişinin sevdiğim kişi olması.Belki de en zor dakikalarımı yaşıyorum şu anda. Şimdiye kadar duygularımdan kimseye bahsetmemiştim çünki…
Serin bir gecede, Yaşarın romantik şarkılarının eşliğinde şu yazıyı yazmak o kadar çok zor geliyor ki. Hiç göz yaşların benimkilerle yaşadı mı? Benim göz yaşlarım hiç yalnız kalmadı biliyor musun? Hep göz yaşlarıma eşlik ederdim. Hiçte soramazdım göz yaşlarıma neden ağlıyorsunuz diye? Korkardım… İçimde sakladığım bir tek dileğimde mutluluğundu. Göz yaşlarımın ardından hep mutlu olmanı dilerdim yıldızlardan.
Zaman öyle acımasız ki, beni dinleyen birini bulmuş iken yine çabuk olmamı istiyor. Zaman… Hep acımasızdı zaten…
Son cümlelerimi yazarken benim için çok kutsal olan aşkım kelimesini o kadar çok söylemeyi istedim ki… Bunu anlata bilmek mümkün değil. Benim yazacaklarımın hepsi bu kadar. Umarım ki mutlusundur ve her şey gönlünce olur. Kendine iyi bak…

Mektup

Hikaye Yazari adminHikayeler tarih Kas 25th, 2008

Kirli sarı duvara çivilenmiş gri asık suratlı posta kutusuna baktım,
Soğuk metal kutudan gökkuşağı fışkırıyordu sanki.
Loş bir boşluğun içinde, hem de yıllardan sonra
minik posta kutumda sarı bir zarf… Üzerinde pul.

ÖzlemiÅŸim! El yazısı görmeyi özlemiÅŸim meselâ…
Adımın, adresimin sevdiğim bir dost tarafından yazılmasını özlemişim.
Çocuk gibi sevindim. Bir süre açmaya kıyamadım zarfı, öylece bekledim.

Gözlerimi el yazısından almadım, alamadım. Seyrettim.
“s” biraz yamuktu, “b” desem sanki kelimeden ayrı gibi, bir başına.

Belli ki aceleyle yazılmıştı. Ama her harf bir dokunuştu.
Sarı zarfa dost eli değmişti, dost yüreği gezinmişti üzerinde.

İstanbul’un göğü grilere teslimken, sabah kuÅŸları taze, yeÅŸilli
yaprakların arasında kuru dal ararken, gün bulutlu,
rüzgârlı ve gitgide sessizken gelivermişti.

Apartmanın girişindeki asık suratlı gri posta kutusu
bana göz kırptı sanki. KonuÅŸtu… Duydum!

Ne zamandır hep ince uzun, dikdörtgen zarflar alıyordum. Bankalardan,
taksitli kartların ekstreleri. Bir de telefon ve elektrik faturaları.

Mektup almayalı ne çok olmuş. Ne çok özlemişim el yazısıyla
yazılmış zarfları. Her biri aynı karakterde yazılmış, puntoları bile
değişmeyen zarflar hayatımı ne zaman işgal ettiler?
Ya, el yazılı zarflar nasıl minik ve çelimsiz adımlarla uzağıma
nasıl düştüler? Ve ben buna nasıl izin verdim.

Başka zaman olsa kendime kızardım. Bu kez öyle olmadı.
Kendimi anlamaya çalıştım. Affettim. Zarfı yavaş, yavaş açtım.
Sindire, sindire. Çizgisiz kağıda yazılmış, kat yerleri
özenle ayarlanmış mektubu şaşkınlıkla okşadım.

Sadece iki satırdı mektup: “Her gün mailleÅŸmek yetmedi birden.
Ekrandan ekrana yaptığımız yazışmalar yetmedi.
Yıllar önceki gibi olsun istedim. Biliyor musun, sana mektup
gönderirken ben aslında kendimi tazeledim.”

Yüreğim pır pır etti, gülümsedim!

Aldigim En Guzel Odul

Hikaye Yazari adminHikayeler tarih Kas 7th, 2008

Evleneli oniki yıl olmuştu. Çocuk sahibi olamamıştık.
Tedavi için gittiğimiz doktorların hemen hepsi aşağı yukarı
aynı şeyleri söylemişlerdi. Bu gerçekleri duymak eşim için de
benim için de her seferinde yıkım oluyordu.
“Çocuk sahibi olabilmeniz imkansız görünüyor”
Bu kelimelerin her tekrarlanışı umudumuzu iyice
yitirmemize neden olmuÅŸtu.
-Neden evlatlık edinmiyoruz? dedim eşime
-Sahipsiz onca çocuk varken…
Belki de Tanrı onlardan birine sahip çıkmamızı istiyor.
Ve belki de bu yüzden bir bebek sahibi olmamızı dilemiyor.

Yetimhanede bebeklerin bulunduğu bölüme
girer girmez, ilk onu gördüm. Ayaklarını havaya dikmiş,
elleri ile onlara ulaşmaya çalışıyordu.
Harukulade bir bebekti ve ben
ondan gözlerimi alamıyordum.
-Bu… bunu kendimize evlat edinelim dedim.
Daha ilk bakışta ona karşı öylesi güçlü bir sevgi hissettim ki,
sanki doğurduğum çocuğumu emanet bıraktığım bir yerden
geri almak üzere gelmişim hissine kapıldım.
Ancak yetimhane yetkilileri bu konuda beyazlar kadar
şanslı olmadığımızı, zencilerin evlat edinebilmelerinin biraz
daha güç olduğunu söylemişlerdi.
-Ben bu bebek için sonuna kadar mücadele edeceğim.
dedim eÅŸime Oda zaten bu konuda en az benim
kadar kararlıydı. O günden sonra, gerçekten de onun
için çok mücadele etmek zorunda kaldık.
Bir çok araştırma, soruşturmaya tabi tutulduk.
Aylarca uğraştık ama sonunda onu bize verdiler.

Kızımızın hayatımıza girmesi ile birlikte yuvamızın
tek eksiği de artık tamamlanmıştı. O harika bir bebekti.
Eeşimle ben onun için çıldırıyorduk.
Jacklyn okul çağına geldiğinde ona gerçeği anlattık.
Artık kendisinin öz anne ve babası olmadığımızı biliyordu.
Bu gerçeği öğrenmiş olması onda tahmin ettiğimiz
şoku yaratmadı. Küçücüktü fakat inanılmaz derecede
olgun bir çocuktu. Birgün arkadaşı Laura’yla sohbetlerine
tanık oldum. Sevgili kızımın o gün arkadaşına söylediği
sözler, benim hayatımda aldığım en güzel ödül oldu.

“Ben evlatlığım” dedi Jacklyn
Laura şaşkın bir ifade ile sordu;
“Evlatlık ne demek?”
Küçük kızım şöyle yanıt verdi.
“Annenin karnında deÄŸil, yüreÄŸinde büyümektir.”

Sonraki »

Hikaye Sohbet Chat

Sesli Chat Sohbet Muhabbet SesliSohbet SeslİChat

Yazili Chat Sohbet Muhabbet Turkchat


Hikayelerden MircYukle Mircindir Mirc mRc

Son Yorumlar

Hikayelerden Reklam

Yorumlariniz

Haber Haberler


Nicknizi Yazip:

mirc mircturkce turkcemirc mircsite mircarama indirmirc chatmirc mirchat


hikayeler Hikaye hikaye