Gercek Dost

Etiketler: » »
Hikaye Yazari adminHikayeler tarih Ara 28th, 2008

Ülkenin birinde iki gerçek dost yaşarmış.
Birinin malı, ötekinin malı gibiymiş.
Anlaşılan o ülkede dostluk, bambaÅŸkaymış…

Bir gece ülkede herkes dalmış derin uykulara.
Orada güneş battı mı, fırsat bu fırsat der,
uykunun tadını çıkarırmış millet.

Gece yarısı bizim dostlardan biri, fırlamış yatağından,
koÅŸmuÅŸ doÄŸru dostunun evine.
Uyandırmış hizmetçileri tatlı uykularından…

Dostu, yukarıdan duymuş sesini. Hemen kaptığı gibi
kılıcını, kesesini, koÅŸmuÅŸ dostunun yanına…

“Hayrola!” demiÅŸ, merak içinde, soluk soluÄŸa…
“Sen, kolay kolay uyandırmazsın kimseyi,
uykuyu da seversin üstelik.
Kumarda kaybettiysen; al ÅŸu keseyi.
Evini bastılarsa; işte buradayız ben ve kılıcım.
Haydi gidip haklarından gelelim.
Yalnız yatamaz mı oldun yoksa???
Benim güzel cariyeyi al git öyleyse…”

“Yok a canım.” demiÅŸ dostu… “Ne o, ne de bu.
Rüyamda biraz düsünceli gördüm seni…
Sakın başı dertte olmasın deyip koştum.
Kusura bakma dostum!”

Gerçek bir dostu olmak ne güzel bir şey!
Derdini açmanı beklemez bile…
Kendi bulup söylemek ister, belki sen çekinirsin diye.
Sevdiği insanın üstüne titrer,
bir düşten, bir hiçten nem kapar.

Dolunay Sevginin ayisigi

Hikaye Yazari adminHikayeler tarih Ara 28th, 2008

Çoook çok eskiden, yeşil bir vadinin içinde
bir ırmak kıyısında kurulu bir köy varmış,
taa dünyanın öbür ucunda.
Çok eski dedik ya,
o zamanlar gündüzleri pek güneşli geçermiş,
yağmur yağmadıkça.
Geceleri hep yıldızlı olurmuş, bulutlar olmadıkça.
Köy sakinleri tarımla uğraşırlarmış,
hayvanlar avlarlarmış, uçsuz bucaksız arazilerinden.
Sularını, kaynağı çok uzakta olan köylerinin içinden geçen,
ırmaktan alırlarmış.
Köyde herkes birbirini sever, sayarmış.
Köyde bir tek kişinin kalbinde öyle büyük bir sevgi
varmış ki, bütün köyünküne bedelmiş.
Dolun’un İntera’ya olan aÅŸkıymış bu.
Kız, Dolun’u bilirmiÅŸ de tanımazmış yakından.
Dolun dayanamamış, bir gün gitmiş kızın yanına,
sormuÅŸ İntera’ya onunla evlenip evlenmeyeceÄŸini.
İntera demiÅŸ ki Dolun’a: “Evlenirim evlenmeye ama
benim isteyenim çoktur, her gelen kişiden
aynı şeyi ister benim babam. Ancak babamın
bu isteÄŸini yerine getiren benimle evlenir.”
Dolun ÅŸaşırmış. “Sensin benim kalbimin sahibi.”
diyerek baÅŸlamış sözüne “Senin dileÄŸin benim için bir
emirdir, söyle isteÄŸini hemen yapayım.” demiÅŸ aÅŸkına.
İntera demiÅŸ ki; “Bir çiçek vardır;
yaprakları gümüşten tomurcukları elmastan,
onu ister babam, benle evlenmek isteyenden”.
Dolun, “Bekle beni” demiÅŸ İntera’ya,”Hemen
gidip getireyim o çiçeÄŸi ama nerededir yeri?”
İntera parmağıyla göstermiş akan ırmağı;
“iÅŸte bu ırmağın kaynağındadır der babam,
kırk gün yürümek gerekirmiş oraya varmak için
ama bir giden bir daha gelmedi şimdiye dek çünkü
oralar büyülüymüş derler, giden geri gelmezmiş
çünkü, buralardan çok daha güzelmiÅŸ oralar.”
Dolun; “Senden daha güzel ne olabilir ki,
bu dünyada?” demiÅŸ İntera’ya “DöneceÄŸim o çiçekle,
döneceğim çünkü; seviyorum seni çünkü; sensiz
anlamı olmaz benim için o güzelliÄŸin.”
Dolun çıkmış yola sonra.
Kırk gün yürümüş ırmağın yanından. Hep
ne kadar sevdiÄŸini düşünmüş İntera’yı yol boyunca.
Aklındaki İntera’ymış, tek amacı ise; o çiçek.
Kırkıncı gün kalkmış Dolun sabah erkenden,
yüzünü yıkamış ırmaktan,
anlamış çok yaklaştığını kaynağına
ırmağın suyunun serinliğinden.
Devam etmiş yoluna sonra. Biraz sonra varmış
kaynağa, bütün yeşilliklerle çevrili bir göl varmış
kaynakta, gölün ortasında bir adacık,
adacığın üstünde de o çiçek duruyormuş.
Anlamış İntera’nın anlattığı çiçek olduÄŸunu, güzelliÄŸinden.
Yüzmeye başlamış adaya doğru hemen.
Adaya çıkınca karşısında bir adam belirmiÅŸ Dolun’un.
Adam Dolun’a; “Her gülün bir dikeni, koruyucusu
olduğu gibi, bende bu çiçeğin koruyucusuyum, eğer
almaya geldiysen; ben Salut, izin vermem buna” demiÅŸ.
Dolun şaşkın ve de kararlı bir tonla
“Ben o çiçeÄŸi alacağım sonra aÅŸkıma kavuÅŸacağım.”
demiÅŸ. “Hiç bir ÅŸey beni kararımdan çeviremez.”
“O zaman beni biraz dinleyeceksin” demiÅŸ Salut…
“Sana neden koparmaman gerektiÄŸini anlatacağım
eğer, hâlâ ikna olmazsan o zaman izin veririm
almana.” Dolun ikna olmuÅŸ ve çökmüş
yoncaların üstüne, baÅŸlamış dinlemeye…
“EÄŸer, bir ÅŸeyi çok fazla istersen
ve engelin yoksa önünde onu alırsın.
Hayat da böyledir, insan engelleri aşarsa
yaşamına devam edebilir. Bu çiçek de
sadece yaşam için bir şeyler yapacaksan
engelleri kaldırır önünden çünkü; onun da bir görevi
var. Bu çiçek, sadece 28 gecede bir açar
yapraklarını ve döker parlayan tohumlarını göle,
bu sayede buradaki sular yükselir ve
ırmaktan taşar gider zamanla. Bu ırmak sayesinde
yaÅŸar bu doÄŸadaki yeÅŸillikler, insanlar, hayvanlar.”
demiş Salut. Dolun başlamış düşünmeye
eğer, çiçeği koparırsa kavuşacaktır sevdiğine
ama kuruyacaktır ırmakları bunun yanında.
Sonunda çiçeğin başına çöker kalır Dolun.
Gümüş yapraklarında kendini görür Dolun, çiçeğin.
Yanında İntera vardır ama niye mutsuzdur ikisi de.
Aslında kalbindeki tek endişeyi görür Dolun.
Zaman geçtikçe Dolun’un düşünceleri
yoğunlaşır kafasında. Mutsuzluğunu düşünür,
çiçeksiz, İntera’sız bir yaÅŸam düşünür.
Koparamaz çiçeği günlerce Dolun,
artık yaşamaktan zevk almaz şekilde sadece
aşkını düşünerek beklemeye başlar olacakları.
Bir gece çiçek tohumlarını bırakırken göle
bir tomurcuk da Dolun’un
sertleşmiş kalbinin üstüne düşmüş,
aniden Dolun kalbindeki aşkının
büyüklüğü kadar kocaman bir taşa dönmüş,
taş o kadar büyükmüş ki, dünyaya sığmamış,
gökyüzüne yükselmiş ve Dünya ile dönmeye başlamış.
Böylece Ay olmuÅŸ Dolun’un kalbi Dünya’ya.
O günden sonra sadece 28 gecede bir göstermiş
Dolun kalbinin tüm yüzünü,
aşkının bütün parıltısını diğerlerine.
Sadece o gecelerde aydınlatmış Dünya’yı
aynı çiçek gibi…

Bir Ask Hikayesi

Hikaye Yazari adminHikayeler tarih Ara 28th, 2008

Bir kız varmış adı gül bir çocugu seviyomuÅŸ ama gül çok çirkinmiÅŸ.Sonra bir çocuk aykut arkadaşına gül’e söle onu seviyorum demiÅŸ gül napcagını ÅŸaşırmı

Ay Tozu

Hikaye Yazari adminHikayeler tarih Ara 28th, 2008

Evvel zaman içinde ayın bir parçasını isteyen
bir kadın varmış. Aslında azıcık ay tozu bile
yeterliymiş ona. Olanaksız bir düş değilmiş onunki,
garip bile değilmiş. Aya giden adamlar tanıyormuş,çünkü
o vakitler modaymış aya gitmek. Şimdi bulunduğumuz
yerden pek uzak olmayan bir yerden hareket edermiÅŸ adamlar;
çok yüksek roketlerin üstüne yerleştirilmiş delikten
gemilere binerlermiş.Ne zaman gümbürdeyen,çevresine ateşten
çiçekler saçarak fırlayan bir roket atılsa gökyüzüne,
kadın mutluluktan deli olurmuÅŸ. “Fırla!Hadi!Hadi!”diye
haykırırmış roketin ardından. Sonra da
üç gün üç gece karanlığın içinde uçan adamların yolculuğunu
coşkuyla, kıskançlıkla izlermiş.Onlar için ay bilimsel bir olay,
teknolojik bir başarıdan başka birşey değilmiş.Yolculuk
sırasında şiirsel bir tek söz etmezlermiş,yalnız rakamlar,
formüller, sıkıcı birtakım bilgiler.Biraz insanlıklarını
anımsadıklarında dünyadaki en son futbol maçlarının
sonuçlarını sorarlarmış.Hele aya ayak bastıktan
sonra daha da az söz çıkarmış ağızlarından.Önceden
hazırlanmış bir iki cümle söyleyip,tenekeden bir
bayrak dikerler,robotumsu devinimlerle bir garip
tören yaparlarmış. Sonunda geri gelirlermiş
bir yığın taÅŸla ve tozla. Ay taÅŸları,ay tozu…
Kadının düşlediği toz. Onları bir daha gördüğünde
yalvarmış, “Bana biraz ay verirmisiniz?Sizde o kadar çok ki!”
Ama hep aynı karşılığı alırmış:Veremeyiz,yasaktır.
Ay parçaları hep laboratuvarlarda ya da aya gitmeyi bilimsel
bir olaydan, teknolojik bir başarıdan başka şey saymayan
kişilerin masalarının üstünde kalırmış.


Gene de aralarında bir tanesi bana ötekilerden daha iyi
görünmüştü. Gülmesini,ağlamasını bildiği için.Ufak tefek,
çirkin,dişleri birbirinden ayrık ve yüreğinde korku olan bir
adamdı. Korkusunu saklamak için güler,gülünç şapkalar
giyerdi.Bu da ona ruha benzer bir şey vermişti.Bu yüzden
onun arkadaşıydım,birde ayı haketmediğini bildiği için.
Her görüştüğümüzde söylenir dururdu:”Oraya çıktığımda ne
diyeceğim.Şair değilim ki,derin,güzel şeyler söylemesini
bilmem ki…” Aya doÄŸru yola çıkmazdan bir iki gün önce bana
veda etmeye geldi,aya vardığında ne diyebileceğini de sordu.
Gerçek olan,dürüst içten birşeyler demesini söyledim;örneğin
korkuyla dolu küçücük bir adam olduğunu söyle dedim.
Sevdi bunu ve yemin etti: “Geri dönersem eÄŸer sana biraz
ay getireceÄŸim.Ay tozu!” Gitti ve döndü.Ama döndüğünde deÄŸiÅŸmiÅŸti.
Verdiği sözü ona anımsatmak için telefon ettiğimde kaçamak
karşılıklar verdi hep.Derken bir gün evine yemeğe çağırdı beni.
Sonunda bana biraz ay vereceğini düşünerek koşa koşa gittim.
Yemek bir türlü bitmek bilmedi,bense yerimde duramıyordum.
Sonunda,”Åžimdi sana ayı göstereceÄŸim”dedi.”Åžimdi sana ayı
vereceÄŸim”dememiÅŸti ama ben ayrımsamadım o anda.Hala o gülünç
şapkaları giyiyordu,hala güler gibi yapıyordu.
Gözünü kırparak çalışma odasına götürdü beni,kilitli bir
dolabı açtı.Birkaç şey vardı içinde;küreğe benzer bir şey,
bir bahçıvan çapası,bir tüp.Hepsi de garip,
gümüşsü gri bir tozla kaplıydı.
Ay tozu!

Yüreğim deli gibi çarpmaya başladı.
Elimi uzatıp küreği yavaşça tuttum,çok hafifti,hemen
hemen ağırlıksız gibi.Üstündeki toz yüz pudrası gibiydi.
Derimin üstüne,ikinci bir deri gibi incecik bir gümüş tabakası
kaldı.Ayı kendi derimin üstünde gördüğümde neler duyduğumu
anlatmak çok güç.Zaman ve boşluk içinde yayılma duygusuydu
belki,ya da erişilemeze erişerek sonsuzluk kavramının ta kendisini
yakalamıştım.Bunları şimdi düşünüyorum,o anda hiçbir
şey düşünemedim.Adamın sabırsızlanmaya başladığını bile
fark edemezim o ara.Sonunda anladığımda küreği geri verdim.
“TeÅŸekkürler”diye mırıldandım.”Artık tozu alabilir miyim?
“Birden soÄŸuklaÅŸtı:”Ne tozu?”.”Bana söz verdiÄŸin ay tozunu…”.
“Aldınız ya”diye karşılık verdi.”Dokunmanıza izin verdim ya…
“Åžaka yapıyor sandım.Åžaka yapmadığını,küreÄŸe dokundurmakla
verdiği sözü gerçekten yerine getirdiğine inandığını anlayabilmem
için bir kaç dakika geçti,yıllardan uzun gibi görünen dakikalar.
Yoksullara bir dükkan vitrinindeki değerli taşı gösterdiklerinde
ya da katılamayacakları bir şöleni uzaktan seyrettirdiklerinde
yaptıkları bu işte.Şaşkınlığımdan,kederimden,tutmadığı
sözü bir tokat gibi suratına patlatmak,kötülüğünden dolayı ona
hiç değilse sitem etmek aklıma gelmedi.Tek düşüncem: Bu
yaptığının çok acımasızca olduğuna onu nasıl inandırabilirim?
İşte bu umutla ona yalvarmaya başladım,ayın bir parçasını
istemediğimi, yalnızca önceden söz verdiği ay tozundan bir
lokmacık istediğimi anlattım uzun uzadıya.Kendisinde ne
kadar çok vardı,dolaptaki her şey ay tozu kaplıydı, bunun bir
tutamcığını alıp bir kağıdın üstüne ya da ne bileyim benim
derim olmayan herhangi bir şeyin içine toplamama izin verse;
yıllar yılı karşıma alıp bakabilsem kendi ayıma…Öteden beri
düşlediğim bir şeydi, o da biliyordu bunu, kapris yapmadığımı
çok iyi biliyordu. Ama ben yalvarıp yakardıkça o sertleşti,
ağzını açmadan soğuk soğuk baktı durdu bana. Sonra gene hiçbir
şey demeden dolabı kilitledi ve odadan çıktı.

Olduğum yerde durakalmış avucumdaki ay tozuna bakıyordum.
İşte elimde,avucumun içindeydi ay,ama onu nereye koyacağımı,
nasıl saklayacağımı bilemiyordum.En hafif bir dokunuş yok
edecekti onu.Boş yere kafa yordum,bir çözüm aradım yitirmemek
için elimdekini.Oysa kafam bir sis bulutunun içindeydi sanki ve bu
sis bulutunun içinden bir tek cümle yinelenip duruyordu.
“Yüzümden pudrayı silmek gibi bir ÅŸey olur bu.Neyle silersem
sileyim yok olacak”.Korkunç bir iÅŸkenceydi.Gülünç bir dilenme
açılışında kalmış olan gümüşle örtülü elime son bir kez daha
baktım,boğazımda yumrulaşmış ağlama isteğini yuttum,acı
acı gülümsedim.Ay taa çok uzaklardan gelmiş,derime konmuştu
ve ben onu sıyırıp atmak üzereydim.Bir daha hiç almamacasına.
İsteseydim bile böyle avucum açık,hiçbir şeye dokunmadan
kalamazdım.Er ya da geç parmaklarım bir şeye sürünecekti ve her
şey boşlukta yok olan duman gibi uçup gidecekti.Acımasız bir
aptalın acımasız şakası yüzünden! Kızgınlıkla yumruğumu sıktım.
Yeniden açtım. Artık avucumun içinde görebildiğim tek şey kirli,
karmaşık ince ince çizgilerden örülmüş bir tür ağdı.Dolap kapısına
sildim elimi.Yapışkan bir iz bıraktı,upuzun bir göz yaşının izi gibi.

Evden ayrıldığımda ay ışığı vardı,geceyi bembeyaz aydınlatmıştı.
Dolu gözlerle bir süre baktım ona, sonra biraz ağladım.
Düşündüm ki,temiz ve ak bir şeyler var olmaya görsün,
onu hemen kirletecek birileri çıkar.
“Sana bir kerecik dokunabildim” dedim “Bu bile bana yeter..
Ama lütfen seni kirletip, sahiplenmelerine izin verme.”

« Önceki

Hikaye Sohbet Chat

Sesli Chat Sohbet Muhabbet SesliSohbet SeslİChat

Yazili Chat Sohbet Muhabbet Turkchat


Hikayelerden MircYukle Mircindir Mirc mRc

Son Yorumlar

Hikayelerden Reklam

Yorumlariniz

Haber Haberler


Nicknizi Yazip:

mirc mircturkce turkcemirc mircsite mircarama indirmirc chatmirc mirchat


hikayeler Hikaye hikaye