Melisa Hikayesi

Hikaye Yazari adminHikayeler tarih Oca 11th, 2009

Havada belki güneÅŸ yok, sıcaklık ise ateÅŸ misali kavuruyor her yanı, bunalmakta tüm insanlık. Sıkıntıları saymaya kalkmak mı? Hayır!…

“KuÅŸ misali özgür olmak istiyorum” diyor Melisa. KuÅŸ misali özgür olmak, çiçekler arasında uçuÅŸan bir kelebek, yaÅŸamda çözemediÄŸi duygu karmaÅŸası kalması istiyor. Asla sabit bir çiçek gibi topraÄŸa tutunmak niyetinde deÄŸil, baÅŸarıyı beklemekte.

Kendisini anlatıyor; elbiselerinin, eşyalarının, dört bir yanının, o hafif ezgilerle tıngırdatmaya çalıştığı gitarının siyah olmasını istiyor. Bir siyah kadar asil olma düşüncesi.

Göklerdeyken aşağılara uzansa, denizlere varma azminde.
“Ben ne dersem o olsun, düşlerim gerçekleÅŸsin” hayali içinde.

Melisa kim? Nasıl biri?

O, hayatının altın yıllarında, uzun boylu, kısa saçlı, sempatik. Gözlerinde rengarenk ahenk var, elinde gitarını konuşturur, bir yandan da söylemekte. O Melisa.
Kendi ayakları üzerinde durabileceğini düşünüyor, tam olgunlaşmamış meyve belki, ya da büyümekteki fidan. Ailenin ayrılmasına altı yaşlarında şahit olmuş, ama o onyedi yaşında. Gerçek bir babayı, belki hayatını paylaşabileceği insanda bulma niyetinde, bunun farkında değil. Kimbilir dağları belki o yarattı.

Kitaplarıyla kardeÅŸ olmak istiyor. Bir acemi gibi hepsini aynı anda okumak istiyor. Sabretmek ona göre deÄŸil. Yalnızlığın gezdiÄŸi yolda ilerlemekte. Belki ileride Goethe’nin “Werther” ini yaÅŸayabilir, kim bilebilir ki!

“AteÅŸli hastalık geçirdiÄŸimde sabit bir rüya görüyorum, bir balon içinde göklere yükseliyorum” diyor Melisa.
Bilemediği özgürlüğe hapis, çıkış noktası arar Melisa. Evrenin sonsuz boşluğunda yol almak ister, belki olmaz ama o ister, kesinlikle olmalı.

Hayatının baharını yaşamaktasın, bir zamanlar vurulmuşsun, onun bıraktığı izi taşıyorsun. Sen o izin kaybolması niyetinde yeni bir iz peşindesin aslında. Bak bir etrafına, gökyüzüne bak, bulutların özgür biçimde darmadağın olmasına bak, sen o basitliğe indirgenemezsin.

Sen kumsalda eşi benzeri olmayan bir taş, sen parlayan çakmak taşı olmalısın.

Evin bir köşesinde beslediÄŸin zarif kuÅŸu sen bıraktın Melisa. Ama o geri dönsün, tekrar seninle olsun istiyorsun. Sen beklemeksizin sorguluyorsun. “Neden ben deÄŸil de baÅŸkası, ya da baÅŸkası deÄŸil de neden ben?” Neden mi? Bazı gerçekleri sorma, buna özgürlük diyorlar Melisa.

Seçebileceğin iki yol var;
Biri görünür, diğeri görünmez, iki yol ardından. Karanlığı istiyorsun, karanlık öyle yakın ki, sen o karanlığı, siyahlarınla buluyorsun. Karanlık, bir katran karası gibi simsiyah, hafif bir ışık arıyorsun hissettirmeksizin. Karanlıkta görmek değil düşünmek vardır Melisa. Karanlığın etkisinden kurtulmuş, ışık sayesinde, bir gölge kalmış Melisa. Sen siyahlarınla karanlığa uygun, karanlık senin yanında.

Bir bardak var içi su dolu. İçinde hafif alkol bekler seni. Rengarenk bir sıvı, dışında cam. Koklamak mı? Görmek mi? Tatmak mı? Hayır!.. Senin için hissetmek. Senin aradığın derinlerde.

Duygu mu - tutku mu? Senin aradığın duygu. En duygusal an şimdi gökyüzünde. Haykır o zaman dolsun bulutlar, ağlasın. Gökyüzünden senin adına akan sular gölleri doldursun, göller taşsın, akarsular çağlasın. Ağla Melisa, gözlerin parlasın.

Çiçek olmak sabitlik değildir, son tozlarınla etrafa dağılırsın, mutlak bir arı olmak değildir önemli olan, arı gelir senin yapraklarına konar. Belki sen, dört yapraklı bir yonca olursun, belki de açılmamış gonca, körpecik.

Karanlık çöküyor etrafa, her yer bulanık, sis var. Deniz gel-git olaylarını yaşıyor. Deniz, yavaş yavaş çekiliyor kıyılardan, uyuyor. Hafif hafif kıyıya vuruyor dalgalar, seslerde ahenk var. Senin gözlerin sonuna kadar açık, gözlerinde en ufak yorgunluk ifadesi görünmüyor. Bir enerji modülü, geceleri sana sunuyor. Uyumuyor, düşünüyorsun. Geceleri göremezsin Melisa, düşünürsün. Bir yarasa gibi hissedersin, dokunmadan sıyrılırsın taşlardan. Sen siyahsın Melisa.

Karanlıktan korkma Melisa. Gecenin bir vaktinde pencerene bir kuş konabilir, o bıraktığın kuş değil belki ama yeni ve umut dolu bir kuş. Ya da bir bülbül, sabahları şakıyarak uyandırır seni, sabahları hissedersin. Doğadaki bir çiçeğe arı konar, özüne ulaşır, ya da bir kelebek çırpınır etrafta.

Melisa, asi kız. Melisa, göklerde uçan şahin kadar gösterişli. Melisa siyah, Melisa farklı.

Haydi özgürlüğe uzan, uzanabildiğin kadar uzağa, yakalayabilirsin.

O, Melisa.

Tanri hikayesi

Etiketler: » »
Hikaye Yazari adminHikayeler tarih Oca 11th, 2009

Zengin bir adamın kızı çulsuz bir delikanlıya aşık olmuş. Babası kızını vazgeçirmek için her yolu denemiş ama başaramamış. En sonunda damat adayı ile yüz yüze konuşmaya karar vermiş. Kızına sevgilisini eve çağırıp kendisiyle tanıştırmasını istemiş. Kızı mutluluktan uçarak sevgilisini alıp eve getirmiş. Babası damat adayıyla özel olarak konuşmak istediğini söyleyip kızını mutfağa göndermiş. Ve başlamış damat adayını test etmeye.
- Genç adam kızımı gerçekten seviyor musun?
Genç:
- Evet efendim hemde dünyalar kadar çok
Adam:
- Peki o zaman kızımın her dileğini karşılaman gerekecek. Benim kızım zengin bir ailede doğup büyüdü. Yani istediği her şeye sahip olmaya alıştı. Örneğin bahçesinde yüzme havuzu olan bir villada oturmak isteyecektir. Nasıl alacaksın?
Genç:
- Efendim ben asgari ücretle çalışıyorum. DiÅŸimi sıkar daha çok çalışırım. Bir bankadan uzun vadeli ev kredisi çekerim, Tanrı’da yardım eder, alırım bir ev.
Adam:
- Peki benim kızım lüks otomobillere alışık. Ona bir otomobil alabilecek misin?
Genç:
- Efendim evi aldıktan sonra biraz daha fazla çalışırım, Tanrı’da yardım eder, alırım bir otomobil.
Adam:
- Benim kızım her yıl kürkünün değişmesine, her çıkan mücevhere sahip olmaya alışmıştır. Alabilecek misin bunları?
Ganç:
- Efendim ben otomobili aldıktan sonra biraz daha fazla çalışırım, Tanrı’da yardım eder bütün isteklerini karşılarım kızınızın.
Demiş. Bu konuşmaların ardından kız odaya girmiş ve havadan sudan biraz daha sohbet ettikten sonra genç adam izin isteyerek ayrılmış evden. Kız hemen merakla babasına sevgilisini nasıl bulduğunu sormuş. Adam:
- Kızım genelde iyi niyetli bir gence benziyor, ayrıca seni de çok sevdiÄŸine eminim. Ama bir tek kusuru var; beni Tanrı sanıyor…

Trafik Cezasi

Hikaye Yazari adminHikayeler tarih Oca 7th, 2009

Jack yavaşlamadan önce Takometreye baktı:
Hız limitinin 50 mil olduğu yerde 73 mil ile gidiyordu
ve son dört ay içerisinde dördüncü defa polis tarafından
durduruluyordu. Bir insan nasıl bu kadar şanssız olabilirdi?

Jack arabasını saÄŸa çekti,”İnÅŸallah ÅŸu anda yanımızdan
daha hızlı bir araba geçer.” diye düşünüyordu.
Polis elinde kalın bir not defteri ile arabadan indi.
Bob? Bu Polis Kiliseden Bob deÄŸil mi?
Jack iyice arabasının koltuğuna sindi. Bu durum
bir cezadan daha kötüydü. Kiliseden tanıdığı bir Polis,
arkadaş olduğuna bakmaksızın birini durduruyordu.
Hem de hızlı gidip, trafik kurallarını ihlal ettiği için.

- “Merhaba Bob. Birbirimizi yeniden böyle görmemiz
çok ilginç”.

- “Merhaba Jack” Bob gülümsemiyordu.

- “Beni, karımı ve çocuklarımı görmek için eve giderken
yakaladın”.

- ”Evet öyle” Bob umursamaz görünüyordu.

- “Son günler eve hep çok geç geldim.
Çocuklarım beni uzun süredir hiç görmedi.
Ayrıca Diana bana bu akşam; patates ve biftek
yiyeceğimizi söyledi.
Ne demek istediÄŸimi anlıyor musun?”

- “Evet ne demek istediÄŸini anlıyorum. Ayrıca trafik
kurallarını ihlal ettiÄŸini de biliyorum.” diye cevapladı Bob.

- “Eyvah! Bu taktik fazla iÅŸe yaramayacak gibi.
Taktik deÄŸiÅŸtirmek gerekli” diye düşündü Jack.
“Beni kaç ile giderken yakaladın?”

- “YetmiÅŸ. Lütfen arabana girer misin?” dedi Bob.

- “Ah Bob, bekle bir dakika lütfen. Seni gördüğüm anda
takometreye baktım. Sadece 65 mil ile gidiyordum.”

- “Lütfen Jack, arabana gir” diye üsteledi Bob.

Jack canı sıkkın bir şekilde arabasına girdi, kapıyı
çarparak kapattı. Bob not defterine bir şeyler yazıyordu.

- “Bob niye benim ehliyetimi ve araba ruhsatımı
istemiyor ki” diye düşündü Jack. Ne olursa olsun,
bundan sonra kilisede bu adamın yanına oturmaktansa,
birkaç pazar kiliseye gitmeyecekti Jack.

Bob kapıyı tıklatıyordu. Jack arabasının penceresini
5 cm kadar açtı. Bob Jack’a bir kağıt verdi ve gitti.

- “Ceza deÄŸil bu” diye kendi kendine söylendi Jack.
Bir anda sevinmişti. Kağıtta şunlar yazıyordu:

“Sevgili Jack, benim bir kızım vardı.
Altı yaşındayken çok hızlı araba kullanan biri tarafından
öldürüldü. Bu kazadan dolayı, adam cezalandırıldı.
3 yıl hapishane cezasıydı bu. Bu adam hapishaneden
çıkınca kendi çocuklarına sarılıp, öpüp, onları tekrar
koklayabildi. Ama ben… Ben kızımı tekrar koklayabilip,
öpebilmek için, cennete gidinceye kadar beklemem gerekiyor.
Bin defa adamı affetmeye çalıştım. Bin kere de başardığımı
zannettim. Belki başarmışımdır, ama hâlâ kızımı düşünüyorum.
Lütfen benim için dua et ve dikkat et Jack, bir tek oÄŸlum kaldı…”

Jack, 15 dakika kadar bir süre yerinden kıpırdayamadı.
Daha sonra kendine gelip, yavaÅŸ yavaÅŸ evine gitti.
Evine varınca, çocuklarına ve karısına sıkıca sarıldı.
Bob’u ÅŸimdi daha iyi anlayabiliyordu.

hediye

Hikaye Yazari adminHikayeler tarih Oca 7th, 2009

Karla kaplı sokakta sağa sola koşuyor ve rastladığı kişilere, avucunda tuttuğu şeyi gösteriyordu:

- Bak, abla ne verdi!..

Olayı başından beri görmüştüm. Okuldan çıkan liseli kızlardan birisi yanına yaklaşmış ve yanağına bir öpücük kondurup, küçücük avuçlarına birşeyler bırakmıştı. Beş ya da altı yaşlarındaki yavrucuk, kızın arkasından bir süre baktıktan sonra büyük bir sevinçle yerinden fırlamış ve belki de şimdiye kadar kendisine verilen o tek hediyeyi, başkalarına göstermek istemişti.

Sıra bana geldiğinde, gülen gözlerle yaklaşıp aynı şeyleri yaptı :

- Bak, abla ne verdi!..

O değerli hazinesine duyduğum merakla ellerini araladığımda, ne diyeceğimi bilemedim. Soğuktan moraran avuçlarında, erimeye yüz tutan bir kartopu tutuyordu.Hemde dizlerine kadar kar içindeyken.

Çocuk hızla kaybolmakta olan hazinesini birkaç kişiye daha göstermek arzusuyla koşarak yanımdan uzaklaştı.

O küçük çocuğun kim olduğunu sorduğumda, ailesinin bir kazada öldüğünü ve dedesiyle birlikte yaşadığını söylediler.

Ona, ” mahallenin yetimi” diyorlarmış…

Bir Oyku Hikayesi

Hikaye Yazari adminHikayeler tarih Oca 2nd, 2009

Kaba saba, soluk, yıpranmış giysiler içindeki yaşlı çift, Boston treninden inip
utangaç bir tavırla rektör’ün bürosundan içeri girer girmez, sekreter masasından
fırlayarak önlerini kesti… Öyle ya, bunlar gibi ne idüğü belirsiz taÅŸralıların
Harvard gibi üniversitede ne işleri olabilirdi?

Adam, yavaşça rektörü görmek istediklerini söyledi. İşte bu imkansızdı..
Rektörün o gün onlara ayıracak saniyesi yoktu..
YaÅŸlı kadın, çekingen bir tavırla; “Bekleriz” diye mırıldandı…
Nasıl olsa bir süre sonra sıkılıp gideceklerdi.. Sekreter sesini çıkarmadan
masasına döndü.. Saatler geçti, yaşlı çift pes etmedi.. Sonunda sekreter,
dayanamayarak yerinden kalktı. “Sadece birkaç dakika görüşseniz, yoksa
gidecekleri yok” diyerek rektörü iknaya çalıştı. Anlaşılan çare yoktu..

Genç rektör, isteksiz bir biçimde kapıyı açtı. Sekreterin anlattığı tablo içini
bulandırmıştı. Zaten taşralılardan, kaba saba köylülerden nefret ederdi.
Onun gibi bir adamın ofisine gelmeye cesaret etmek, olacak şey miydi bu?
Suratı asılmış, sinirleri gerilmişti.

YaÅŸlı kadın hemen söze baÅŸladı. Harvard’da okuyan oÄŸullarını bir yıl önce
bir kazada kabetmişlerdi. Oğulları, burada öyle mutlu olmuştu ki, onun
anısına okul sınırları içinde bir yere, bir anıt dikmek istiyorlardı.

Rektör, bu dokunaklı öyküden duygulanmak yerine öfkelendi. “Madam”
dedi, sert bir sesle, “Biz Harvard’da okuyan ve sonra ölen herkes için
bir anıt dikecek olsak, burası mezarlığa döner…”

“Hayır, hayır” diyerek haykırdı yaÅŸlı kadın.. “Anıt deÄŸil… Belki, Harvard’a
bir bina yaptırabiliriz”. Rektör, yıpranmış giysilere nefret dolu bir nazar
fırlatarak, “Bina mı?” diyerek tekrarladı, “Siz bir binanın kaça mal olduÄŸunu
biliyor musunuz? Sadece son yaptığımız bölüm yedi buçuk milyon dolardan
fazlasına çıktı…”

Tartışmayı noktaladığını düşünüyordu. Artık bu ihtiyar bunaklardan
kurtulabilirdi.. YaÅŸlı kadın, sessizce kocasına döndü: “Üniversite
inşaatına başlamak için gereken para bu muymuş? Peki, biz niçin
kendi üniversitemizi kurmuyoruz, o halde?”

Rektör’ün yüzü karmakarışıktı.. YaÅŸlı adam başıyla onayladı.
Bay ve bayan Leland Stanford dışarı çıktılar. DoÄŸu California’ya,
Palo Alto’ya geldiler. Ve Harvard’ın artık umursamadığı oÄŸulları için
onun adını ebediyyen yaşatacak üniversiteyi kurdular.

Amerika’nın en önemli üniversitelerinden birini STANFORD’u.

=========

Ayağınıza kadar gelip, sizinle görüşmek isteyen insanlara
yaklaÅŸmadan önce bir kez daha düşünmeniz dileÄŸiyle…

Sonraki »

Hikaye Sohbet


Son Yorumlar

Hikayelerden Rastgele

Seninle sonra eren askimiza hicte üzülüp aglamiyorum. Askimiz zaten bastan yokmuski. Gec anladimsada, yillardir yalan olan sevdandan, tam tersi, kurtulduguma seviniyorum. Sana neye üzüldügümü söyleyeyimmi? YILLARDIR SENIN UGRUNA BOSA HARCADIGIM ZAMANA…

Hikayelerden Reklam


Nicknizi Yazip:

mirc mircturkce turkcemirc mircsite mircarama indirmirc chatmirc mirchat

hikayeler Hikaye hikaye hikayelerden Google Sitemap
site ekle