Bulbulun Gule Aski

Hikaye Yazari adminHikayeler tarih Eki 23rd, 2008

Hergün geçtiği o yolda, sayısız güllerin bulunduğu bir de bahçe vardı
bülbülün. Kiminle geçse o bahçenin yanından; yanındakiler güllerin
büyüsüne
kapılıp, güllerin ne kadar güzel olduğundan bahsederdi. O ise aldırış
etmeden “Alt tarafı gül işte” der geçerdi bahçenin yanından. Güllere
bakmazdı bile. Sevmek istemezdi gülleri. Solardı çünkü güller,
terkederdi
bir süre sonra. Ha! Bir de dikenleri vardı güllerin. Batırırlardı
dikenlerini sevenlerine hiç acımadan.
Bir gün geçiyorken bülbül yine o bahçenin yanından yalnız başına, gayri
ihtiyari dönüp baktı herkesin hayran kaldığı güllere. Evet sayısız gül
vardı
o bahçede ve güzel bir ahenk oluşturmuşlardı. “Sana ne” dedi kendi
kendine.
Sahip olamayacağı güzelliklerden uzak durmaya çalışırdı çünkü. Yüzünü
çevirirken bülbül, gözüne bir gül takılıverdi. Onca gülün arasında
duruyordu. Gözleri kilitlendi ona görür görmez, “Alt tarafı gül işte”
diyemedi dili bu kez. Olduğu yerde durdu, bakakaldı. Korktuğu başına
gelmişti. Elde edemeyeceklerinden uzak durması gerektiği aklına geliyor
ama
bunu kabullenemiyordu.

Neydi farklı olan? Ne vardı ki onda, bülbülü kendisine hayran bırakan?
Benzese de hepsi birbirine, gözleri ve yüreği ile ayırabiliyordu onu
diğerlerinden. Ama gözlerini ayıramıyordu bülbül, o gülden. O an
“Kendine
gel” dedi ve istemeye istemeye ayırdı gözlerini.
Gözlerine hükmetmişti ama kalbine hükmedemiyordu. Anlam veremiyordu bir
türlü. Onca gülün arasından seçtiyse onu bir sebebi olmalıydı. Aşk bu
muydu?

Gün boyu onu düşündü. Gece uyutmadı hasreti. Bir daha görememe korkusu
büyüdü içinde. Daha fazla duramazdı görmeliydi onu bir kez daha. Yine o
bahçenin kenarında uzaktan uzağa seyretti gülünü ertesi gün doyasıya.
Evet, onun gülüydü o artık. Bir başkasının olmasına tahammülü yoktu.
Her gün
o bahçeye gidiyordu, geceleri ise gülünü hayal ediyordu. Güzel
hayalleri
güzel planları vardı gülü için. Bir gün sevdiğini söyleyecekti gülüne,
gülü
de onu sevecekti. Mutlu olacaklardı elbet beraber oldukları sürece.
Zarar verebilecek herşeyden koruyordu gülünü. Küçücük vücudunun
yettiğince
yardım ediyordu gülüne. Susuz kalmaması için bulutlara, gülünü ayakta
tutması için toprağa şarkılar söylüyordu hergün. Bulutla toprak yardım
ettiler güle ellerinden geldiğince. Onlar da hayrandı çünkü bülbülün
sesine.
Bülbülün elinden gelen buydu; yardım edebilecek herkese şarkılar
söylüyordu
gülü için.

Derken zaman geçti; onsuz olamıyordu artık bülbül, bir an olsun ayrı
kalamıyordu. Hasret acısı, sabır taşından ağır gelmeye başlamıştı
bülbülün
küçük yüreğine. Uzaktan sevmek yetmiyordu artık. Sarılmalıydı ona, en
güzel
şarkıları söylemeliydi gülüne.
Ama sevecek miydi gül onu. Sevgisine karşılık verecek miydi acaba. Çok
sevse
de, ortada bir gerçek vardı. Habersizdi gül bülbülden. Bülbül onu
seviyor,
her kötülükten koruyor, hatta yardım etmeleri için hergün, o güzel
sesiyle
dostlarına şarkılar söylüyordu. Ancak güllerin en güzeli bundan
haberdar
değildi henüz.
Tüm cesaretini toplayıp bir gün, gülünün yanına gitti sonunda bülbül.
“Ona
bu denli yakın olmak… Ne güzel bir duygu…” diye düşündü.
Hayallerinden
biri gerçek olmuştu. Tüm hayallerini gerçekleştirmek için ise artık
konuşmalıydı onunla. Ve sözlerine başladı o güzel sesiyle. Aşkını
itiraf
etti en güzel kelimelerle. Sesi o kadar güzeldi ki, güllerin en güzeli
kayıtsız kalamadı bülbülün aşkına. İlk kıvılcımın çakmasına sebep
olmuştu
bülbülün sesi. İlk kıvılcımdan sonra, bülbülün o büyük aşkı, sonsuza
dek
sürecek sevgisi, gülün de onu ölesiye sevmesini sağladı. Her gün
buluşuyorlardı. Bülbül gece gündüz, zamanının tümünü gülüyle geçirmeye
başlamıştı. İşte hayalleri gerçek olmuştu sonunda bülbülün.
Bu durum bülbülün sesine hayran dostlarını üzmeye başlamıştı. Artık
onlara
şarkı söylemiyordu bülbül. Ve bu durum kızdırdı bulut ile toprağı. Bize
değer vermeyene biz hiç vermeyiz dediler. Kestiler güle yardımı. Suyunu
kesti bulut, desteğini çekti toprak gülden.
Bülbül ise habersizdi tüm olanlardan. Farkında değildi dostlarının
kendisine
yüz çevirdiklerinden. Onun gözü gülünden başkasını görmüyordu. O kadar
kördü
ki artık, gülünün ihtiyacları olduğunu bile göremez olmuştu. Unutmuştu
güllerin ömrünün kısa olduğunu. Unutmuştu, gülünün bu kadar uzun
yaşamasının
bulut ve toprağın sayesinde olduğunu.
Günler geçtikçe gül solmaya başladı. Bülbül anlam veremiyordu olanlara
bir
türlü. Gülü gözlerinin önünde soluyordu ve elinden birşey gelmiyordu.
Unutmuştu güllerin solduğunu. Bu acıya hazırlamamıştı kendisini.
Gülleri
sevmemesinin nedenini unutmuştu. Aşkın gücü bunu unutmasını sağlamıştı.

Kısa süre sonra soldu gül. Bülbül gözü yaşlı, doyasıya sarıldı gülüne
son
bir kez sıkı sıkı. Ancak unutmuştu… Dikenleri vardı güllerin. Daha
önceden
gülleri sevmemesine neden olan dikenleri unutmuştu. Batıyordu bülbülün
minik
vücuduna gülünün dikenleri. Ama o aldırış etmiyordu bile. Küçücük
vücudundan
sızan kanların ne önemi vardı ki artık sevdiği yanında yokken. Ölüm
korkutmuyordu onu. Hatta ölmek istiyordu. Etrafındakilerin yardım
etmesine
izin vermedi. Gülünün toprağa serilmiş cansız vücudunun yanına uzandı
bülbül
ve yavaş yavaş kapandı gözleri.
Hayatta karşısına çıkan güzellikleri ve aşkı yaşarken, bazı şeylerin
ihmale
gelmeyeceğini, sadece sevginin yetmediğini, özverinin de gerekli
olduğunu
anlamıştı artık bülbül son nefesini verirken. Ve her ne kadar bedelini
hayatıyla ödeyecek olsada en ufak bir pişmanlık dahi duymuyordu bülbül.
Bu
aşk ona; sevgiliyi iyisiyle, kötüsüyle sevmesi gerektiğini öğretmişti.
Dikene rağmen sevip kucaklamıştı gülünü.
İşte o günden sonra bülbül ile gülün aşkı dilden dile dolaşır oldu. Bu
aşk
ile gülün güzelliği bülbülün sesi efsaneleşti ve geriye iki cansız
küçük
beden ile insanların alması için birkaç ders bıraktı.

Yildiz Bocegi

Hikaye Yazari adminHikayeler tarih Haz 5th, 2009

sonra yansıyor aydınlığı gözyaşlarına. sonra yıldız oluyor siyah noktalar beyaz cücelerde. birden ışık oluyor etrafı. ama yıldız yok. cok zaman oldu gideli. böcekler ise yorgun, ve uykulu gözleri. bugünü mü yarınımı, yoksa kaybettiği çocukluğunu mu arasın. sular alıp götürüyor renkleri, kırmızı, yeşil ve sarı. buluşuyor dalgaların haşmetiyle suların yumuşaklığı. sonra yeniden diriliyor yıldız böceği. işık kalpten geliyor. ama gözyaşlarıyla …………… bir varmış bir yokmuş. uzaklarda anadolu’nun kuş uçmaz kervan geçmez dağlarında yaşayan bir yıldız böceği varmış. bu böcek buralara nereden, nasıl geldiğini pek bilmezmiş, ama kendisini bildi bileli bu dağlarda yaşar, ilk baharlarda küçük derenin uzaklardan getirdiği kar sularından serin serin içer, son baharlarda kurumuş otların dalların birinden diğerine zıplar, şarkılar söyler koşup oynarmış. gündüzleri biraz uyuduktan sonra, dağlarda hafif hafif esen rüzgarı içine çeker, dağlarda da yetişen çiçeklerin, otların kokusunu duyarmış akciğerlerinde. kurumuş nanelerin kokusunu getirirmiş rüzgarlar bazen. aslında mutluymuş buralarda. gündüzleri güneşin sıcaklığı, kısa yaz geceleri hâla sıcaklığını muhafaza eden büyük kayaların şefkatini, sıcaklığını hissetmek ona büyük bir zevk verirmiş. ama bu yıldız böceğinin bir derdi varmış. kuşlara, kurbağalara, kayalara, çiçeklere anlatamadığı, onların anlayamayacağını düşündüğü bir derdi. Çiçeklerin arkadaşları varmış. kayaların arkadaşları ve otların arkadaşları. papatyalar aslında bu yıldız böceğine iyi davranırmış ama, ne zaman onların yanına gitse, papatyaların birbirlerine ne kadar benzediğini görür, kendisinin ise farklı olduğunu düşünerek hiçbir şey söylemeden yanlarından uzaklaşıp gidermiş. sonra taşların yanına gelir bir müddet gülüp sohbet ettikten sonra, gene aynı sebeplerden dolayı sessizce oradan da uzaklaşır, çekip gidermiş. yıldız böceğinin derdi yalnızlıkmış. kimsesizlik ve sevgisizlikmiş. keşke benimde bir arkadaşım olsa hep birlikte oynasak, hiç yanımdan ayrılmasa diye düşürmüş hep. bir gün dağlarda dolaşırken bir ağlama sesi duymuş. koşmuş aramış ve ağlama sesinin geldiği yerde hıçkırıklar içinde ağlayan siyah bir taş parçası görmüş. bir müddet öylece uzaktan izlemiş. sonra gelmiş yanına selam vermiş, oturmuş. niye ağladığını sormuş. taş ise kendisini siyah olduğu için, hiç kimsenin onu arasına kabül etmediğini, hep dışlandığını ve dostunun olmadığı anlatmış ağlayarak. böcek onun göz yaşlarını silmiş onu teselli etmeye çalışmış. böcekte yalnızmış nede olsa. böcek hiç düşünmeden siyah taşa isterse kendisi ile arkadaş olabileceğini söylemiş. siyah taşta sevinçle kabul etmiş bu arkadaşlığı. böcek sevmiş bu taşı. sevgi ile aydınlanmış her gecenin karanlıkları. sevgi ile ışık yansımış böceğin kalbinden siyah taşın kalbine. taş parçasının kalbinden sevgi yansımış dudaklarına. dudaklardan çıkan kelimelerdeki ses tonunda belirmiş sonra sevgi. taşta sevmiş böceği. ne kadar iyi böcek diye düşünmüş taş. ne kadar iyi bir taş diye düşünmüş böcek. sevmişler birbirlerini o anda. böcek bütün hayatını, sevgisini, bütün kalbini adamış bu siyah taşa. birbirlerinden ayrılamaz olmuşlar, her an birbirlerini düşünür olmuşlar. böceğin kalbi o kadar büyükmüş ki, o kadar sıcakmış ki. sıcaklığı ile kuşatmış siyah taş parçasını. böceğin o kocaman aşkı ile büyümeye başlamış siyah taş parçası. taşta sevmiş böceği aslında. sevgi bir ilaç, bir tılsım olmuş sonra. aşk ile yıldıza dönüşmüş sonra o taş siyah taş parçası. böceğin o kocaman aşkı, o kocaman kalbi o siyah taş parçasını yıldıza dönüştürmüş birden. sonra göklere çıkmak istemiş taş parçası. sonra uçsuz bucaksız göklerde yeşil bir yıldız olmak, göklerin prensesi olmak, uçsuz bucaksız göklerde kuşlar misali süzülmek istemiş. hem göklere çıkarsa rahatlıkla böceği yine görecekmiş. hem göklere çıkarsa dünyayı gökten izleyecek, izlediklerini sonra böceğe anlatacak. böcekte daha mutlu olacakmış. bir son bahar akşamı, bir temmuz akşamı, öpüşmüş ayrılmışlar. ve yükselmiş sevgi ile büyüyen siyah taş parçası. ve göklere çıkmış sevgi ile büyüyen yıldız. sonra gökte kendisine göz kırpan yeşil yıldızı görmüş böcek. birlikte konuşmuşlar bir süre. ne kadar, narin ne kadar güzel bir yıldız diye düşünmüş. yemyeşil gözleri varmış yıldızın. kalbinde ki fırtınaları, sızlamaları yeniden hissetmiş. yıldızın gözlerinden bir ateş kopmuş, kalbine düşmüş böceğin. dayanamamış ve bu ateşin sersemliği ile uykuya dalmış. rüyasında da yıldızı görmüş yine böcek. birlikte uçsuz tepelerin birinden, diğerine koşmuşlar. birlikte şarkılar söylemişler. sabah olmuş uyanmış böcek. siyah taşın güzelleşmesinden, gökleri aydınlatan bir yıldız olmasından kendisinin de mutlu olduğunu hissetmiş. artık yerdeki taş parçasına aşık bir böcek yerine, göklerde yaşayan orman yeşili yıldızın yeşil gözlerine vurulan bir yıldız böceği varmış. İçi içine sığmıyormuş böceğin. sabırsızlıkla akşamları beklemeye başlamış sonra. uzun bitmeyen saatler geçmiş sonunda ve akşam kavuşturmuş böceği yıldızına. akşam yine sohbet etmeye başlamışlar. yıldız yaşadığı yerlerden, gördüğü ülkelerden bahsedermiş hep. yıldız konuştukça , böcek onu hayran hayran izler, kalbindeki mutluluk ve sevinç ona şimdiye kadar hiç tatmadığı güzellikleri yaşatırmış. ne kadar sıcak, ne kadar tatlı bir ses tonu. ne kadar güzel bir sima ve ne kadar güzel bir yıldız bu. benden uzak olsa bile kalbime aşkın sızılarını hissettirecek, neredeyse kalbimi parçalayacak kadar yakın. sevgi ve aşk kavramın kendisine yaşatan yıldız. böcek aşkının gitgide daha da çok büyüdüğünü, artık yıldızından başka bir şey düşünemediğini, yıldızından başka bir şey görmediğini düşünmüş. ama sevinmiş yinede. kalbindeki sızı sanki yıldızın bir parçasıymış, sanki bu sızı yıldızın kalbinde hapsettiği saçlarının teliymiş. ve bu sızı, bu aşk taşları yıldız yapan şeymiş. aradan günler, haftalar aylar geçmiş sonra. artık nedense yıldız kendisiyle eskisi gibi konuşmaz olmaya başlamış. konuşuyormuş ama eskisi kadar sevgi dolu değilmiş. konuşuyormuş ama eskisi kadar samimi değilmiş. ama böceğin sevgisi artık doruk noktasına ulaşmış, böceğe acı veriyormuş. hem de dayanılması zor bir acı. yıldızı düşündükçe kalbinde ki yangının daha da büyüdüğünü, alevlerin vücudunun her bir hücresini sardığını görmüş. aradan günler, haftalar aylar geçmiş sonra. yıldızı görmeyeli haftalar olmuş. böcek günlerce gözünü ayırmadan izlemiş gökyüzünü. bir dakika uyumamış, başını yere eğmemiş. ama yokmuş yıldızı. sonra hatırlamış yıldızın bahsettiği yeni arkadaşını. belki de o yeni tanıştığı yıldızla başka bir galaksiyle gitmişlerdir diye düşünmüş. sonra hatırlamış göklerde milyonlarca yıldız olduğunu. sonra hatırlamış kendisinin sadece bir böcek olduğunu. aradan günler, haftalar aylar geçmiş sonra. bir kart düşmüş göklerden. yıldızın evleneceğini okumuş sonra. düğünleri gökte olacakmış. böcek yıkılmış olduğu yerde. dayanamamış düşmüş yere ansızın. böcekte yıldız olmak istemiş sonra. ama dayanamamış, dizleri tutmamış, kanatları uçmamış. böcek çıkamamış göklere. Çıkmak istememiş nedense. sonra saniyeler kopmuş tek tek geceden. gecenin parıldayan yıldızların bir demet ışığı daha okşamış yıldız böceğinin saçlarını. ama yokmuş kendi yıldızı nedense. böcek bakamaz olmuş göklere. bakarsa yıldızını göreceğinden korkmuşta bakamamış. yıldızın sevgisi sığmamış kalbine, böceğin kalbinde saklamayacak kadar büyük yıldızın aşkı, yıldızın aydınlığı yansımış böceğin vücudunun her zerresinden. yıldızı unutamayacağı için ölmek istemiş böcek. Ölümlerin en acısını istemiş. ateşe koşan kelebeklerin peşine takılmış ölüm yanardağına girmiş. gözünü kırpmadan atmış kendini bir ateşe. Ölürken bir ışık çıkmış vücudundan. dağlar taşlar, denizler, ormanlar aydınlanmış biran. sonra bir duman yükselmiş göklere. ama kimse duymamış, bilmemiş bir böceğin öldüğünü…..

Tek gece tek gun

Hikaye Yazari adminHikayeler tarih Kas 7th, 2008

Tek gecelik aşk masalıydı yaşanan.Ama ben bu aşkı masallara sığdıramam.Yüzün yok, sesini duymak imkansız, yasaksın, ellerini tuttuğum ilk gün kaybedecek kadar yasak…
Hayatıma giren bi çok erkekten farklı kılan bişeyler vardı seni ne olduğunu çözemediğim bi gizemin vardı belkide bu yüzden hep geri çekmiştim kendimi, aylarca sessiz kalışlarım belkide hep bu yüzdendi. Ama o gün o gözlerinin gözlerime değdiği ilk gün bişeyler kopup gitti yüreğimden. Birlikte olmamamız için en ufak bi engelimiz bile yoktu. Yada biz öyle sandık.. Söz verdim kendime içimde sevgiye aşka dair ne varsa hepsini sana vericektim. Eşim, dostum, sırdaşım, aşkım olacaktın.
Uzun zamandır eğlenmediğim kadar keyif aldım yanında. Elini tutarken yıllarca seni tanıyomuşum, yıllardır benimmişsin ve yıllardır seninmişim gibi hissetmiştim…
Neden bu kadar kısa sürdü, neden daha ellerin sıcaklığına doyamadan kayıp gitti ellerimden?
Nedenlerle dolu bir gecenin sabahındayım yine… Elimde sigaram karşımda içmeme kararı aldığım bira. Ağlıyorum…
Neden diye sorma cevaplar hep sende… Yoksun işte ve olmayacaksında.
Seni benden beni senden alan sebepler bir bir dolanıyor etrafımda ama unutma;
unutturamaz yüreğimdeki yerini hiçbirşey ASLA!

SELEN GÜNGÖR

Bir Sansim Daha Var

Hikaye Yazari adminHikayeler tarih May 30th, 2008

Filiz’ le okuldan arkadaştık.O İstanbul’ luydu. Bense taşradan okumaya gelmiş bir genç. Bir arkadaşla paylaştığım ev sürekli kalabalık olurdu. Arkadaşlar sürekli gelip gider, şarkılar söylenir, içkiler içilir, kısacası her gün ayrı bir şamata yaşanırdı.
Bu grubun içinde Filiz’ de vardı. Filiz’ e karşı bir şeyler hissediyordum ama eski sevgilimin etkisinden de kurtulamıyordum. Ayrılmamıza rağmen hala onunla telefonlaşıyor, hatta arada bir görüşüyorduk. Filiz’ le birlikte olmak hoşuma gitse de bu yüzden bir türlü duygularımdan emin olamıyordum.
Sonunda eski sevgilimle telefonda yaşadığım müthiş bir kavganın sonucunda bu işin tamamen bittiğine karar verdim. Ertesi gün de Filiz’ e duygularımı söyledim.

O da benden bir atak bekliyormuş. Biz artık iki sevgiliydik. 2 ay rüya gibi geçti. Hemen her gün birlikteydik ve çok mutluyduk. 2 ay sonra gelen bir telefon bütün hayatımı değiştirdi. Arayan eski sevgilimdi ve beni çok özlediğini, bensiz yapamayacağını söylüyordu.Dayanamadım ve buluştuk. Ben o özlemin etkisiyle oracıkta evlenme teklifi ettim. Kabul etti.

Ancak ertesi gün aklım başıma geldi. Ama artık bu yola çıkmıştım. Bir yandan evlilik hazırlıklarını sürdürüyor, bir yandan da Filiz’ e bunu nasıl söyleyeceğimi düşünüyordum. Evlenmeme bir gün kala Filiz’ e sadece şunu söyleyebildim: Ben gidiyorum… Filiz anladı, sadece mutluluklar diledi ve hayatımdan öylece çıkıp gitti.

Benim evliliğim 5 yıl sürdü. Boşandıktan bir kaç ay sonra bir markette alışveriş yaparken gördüm onu. Öyle güzelleşmişti ki… Ayak üstü birkaç kelime konuştuk. Benim de tanıdığım biriyle evlenmiş. Mutluymuş. Benim evliliğimi sordu, “Boşandım” dedim. O an gözlerinde gördüğüm acıyı tarif edemem. Bana sadece “İnsan her zaman doğru karar veremiyor değil mi?” dedi ve yine kaybolup gitti…

Aradan 4 yıl daha geçti. Büyük bir tesadüf sonucu Filiz’ in telefonunu buldum. Aradım, konuştuk. O da boşanmış. Önce üzüldüm ama şimdi seviniyorum. Bu bizim için yepyeni bir şans olabilir. Bu yıllardır yaşayamadığımız aşkı yaşama şansı verebilir. Bazı şeyleri tamir etmek çok zor olacak ama ben bunu göze alıyorum. Bir zamanlar kaçırdığım fırsatı bir daha kaçırmak istemiyorum. Çünkü onu çok seviyorum…

Sensizlige Son Sarki

Etiketler: »
Hikaye Yazari adminHikayeler tarih May 30th, 2008

Hiç inanmamıştım aşkım, hem de hiçbir zaman inanmamıştım. Beni kendime düşman edip kalbimin bir yarsını söküp alıp gideceğine… Benden başka herkes biliyordu oysa, senin günün birinde beni yarı yolda bırakıp gideceğini.
Şu kahrolası dünyada bir ben vardım zaten sana inanan, güvenen, seven ve her zaman her şartta destek olan. Ama sen sana inanmayanları haklı çıkardın ve beni terk ettin.
Seninle birlikte kurduğum dünyayı yerle bir edip gitmene ne sebep oldu bilmiyorum. Ben yalnızca sana aşık değildim sen benim en iyi dostumdun. Neler yapacaksam danışırdık birbirimize, hayatımızı paylaşırdık. Ağlamaktan korkmazdım. Biliyordum ki ağladığımda sen yanımda olup göz yaşlarımı silerdin. Artık ağlamıyorum bile. Seninle ilgili her hatıra acıtıyor yüreğimi. Gecen gün markette senin o çok sevdiğin acı biberlerden alacaktım . birden aklıma geldin ve ben boğulacağımı sandım. Tıkandım. Nefes alamadım. Ağlayamadım. Patates böreği yemiyorum. Ebru Gündeş’i dinlemiyorum. Bütün resimlerimizi kaldırdım. Kimsenin senin hakkında konuşmasına izin vermiyorum. Ve günde bir paket sigara içiyorum. Hayatta en nefret ettiğin şeyi yapıyorum yani. Artık uzun yıllar yaşamanın pek anlamı yok öyle değil mi?Ne için yaşayacağım ki!

Seninle birlikte hayallerimi de kaybettim ben.Tek katlı bahçeli ve bahçesinde köpekleri olan bir evim olmayacak artık. Domates, biber, sebze yetiştirmeyi de öğrenemeyeceğim. salonumuzun tavanını balıkçı ağıyla süsleyemeyeceğiz.Sana sürpriz yapacaktım,yatak odamızın duvarlarını sana yazdığım aşk mektuplarıyla ve en güzel fotoğraflarımızla süsleyecektim. Bütün hayallerime evime çocuklarımıza, mutlu geleceğimize emin olduğum geleceğimize veda etmek kolay mı olacak sanıyorsun. Seni aramıyorum diye, bu kez peşinden gelmedim diye unuttuğumu zannetme. Her zamankinden daha çok seviyorum seni. Şu an şu saniye uğrunda ölebilecek kadar çok seviyorum. Öfkem de aşkımda dinmek bilmiyor.

Senden sonra ben nasıl yaşarım bilmiyorum, ama senin hep mutlu olmanı isterim. Birlikte geçirdiğimiz yıllar içinde seninle yaşadığım her an özeldi, her anı doyasıya yaşadım. Beni çok mutlu ettin. Zaman içinde kızgınlığım geçince seni hep o güzel günlerimizdeki hatıralarla anacağım. Yıllar sonra ben eğer aklına gelirsem bil ki pencerenin önünde en sevdiğin şarkıyı mırıldanıyorumdur yıldızlara “Dün akşam yine benim yollarıma bakmışsın…

Sonraki »


Nicknizi Yazip:

mirc mircturkce turkcemirc mircsite mircarama indirmirc chatmirc mirchat

hikayeler Hikaye hikaye hikayelerden Google Sitemap
site ekle