Bir Sonraki Ayrilik

Etiketler: » » »
Hikaye Yazari adminHikayeler tarih Eki 23rd, 2008

Bir sonraki gece…

Birer birer gittiler yaşamımdan. Herbiri ayrı bir yaraydı , her biri ayrı bir yaşanmışlık, güzel ve çirkindiler, umutları, umutsuzlukları vardı, sevdaları vardı, en önemlisi insandılar , insan olmayı ve insanları seviyorlardı. Ben onları öylece seviyordum. Yanımdalarken kırıyordum onları, bazen küçük düşürüyordum , kendimi yükseltiyordum. Oysa paylaşılmışlıkların en güzelini yaşıyordum onlarla . Kurgu değildi bu, sıralı hayaller silsilesi değildi, kandı, etti , duyguydu tümüyle. Önceleri bebim için tutunacak birer daldılar, hiçliğimi eriten çokluğumdular , sonraları sevdamdılar .

Sabah…

GüneÅŸ penceremi tırmalıyordu artık. Ben geceden kalma mutluluklarınmı süzerek güne umutlu baÅŸlama kavgasındaydım . YaÅŸam sürecinin bir basamağını daha yılgın ve duraÄŸan atlamaya hazırlanıyordum. GeçmiÅŸ belleÄŸimde dingin bir tutarlılıkla mıhlanıp kalmıştı. Bu yaÅŸadığımız günlerin ne denli kepaze olduÄŸunu mırıldanıyordum. İçimde acı tadı vardı ayrılıkların, yalnızlıkların .BoÅŸluÄŸu kucaklayan kollarımda yorgunluk ve yitikliÄŸi aynı anda yaşıyordum .GeleceÄŸi bilmiyordum ve bu beni yaralamıyor aksine kamçılıyordu . Dört elle olmasa da yaÅŸama baÄŸlanmamı saÄŸlıyordu . İleriye dönük planlar yapmıyordum , dilidmde hep aynı dizeyi gezdiriyordum ; “Que sera sera” . HoÅŸuma gidiyordu bu. Ama kadercilik deÄŸildi benimkisi , sadece hoÅŸuma gidiyordu. Çünkü bir bakıma doÄŸruydu , olacak olan olurdu ve bu yabancı dildeki karşılığı içimi ısıtıyordu.

Dünü artık unutup beynimin ücra bir köşesine itmenin zamanı gelmişti. Bana yararı yoktu hatırlamanın . Unutmak ; o ne büyük bahtiyarlıktı. Ve çoğu insan kendini irdelemek yerine bu büyük zenaati kullanarak mutluluğa erişiyordu. Ama benim için yine de eşidi yaşamamaktı.

Evden çıktığımda kör bir vaktiydi sabahın ve körlük sanki tüm şehri sarmışcasına insanlar da yitik bir şeylercesine ararcasına , kör topal ilerilyorlardı caddelerde, birtaz sonra her biri işyerlerine, okullarına varacak ve akşama kadar yaşama ara vereceklerdi. Çünkü yazarın dediği gibi yaşam gecenin konusuydu, tek kalmanın ve içkinliğin konusuydu , gündüzün ve hengameli bir kalabalığın değil . Bu bir anlamda rahatlatıyordu insanları, işteyken sayılar ya da dosyalarla uğraşıyor , kimisi yük taşıyor, kimisi araba sürüyor ve akşama evlerine döndüklerinde rahat bir yorgunlukla uykuya dalıyorlardı ve bu ebedi istirahat provalarını habersizce yaptıktan sonra kendilerini ertesi güne aktarıyorlardı. Ben de bu yığınsal kalabalığa katılarak hızla yolumu eritmeye başladım. Kafamı hiçbir şey üstünde yoğunlaştıramıyor , sadece yürümekle yetiniyordum . Belki de bu benim mola verişimdi . Anlamsız bir rahatlıkla öylece ilerliyordum her sabah ve hergün yaptığım gibi işle ilgili ve birbiriyle ilintisiz bir sürü şeyi kafamdan hızla geçirirp sonuçta hiçbir yere varamamanın huzurunu yaşıyordum.

Mola…

İşe geldim artık. Rutin selamlaşmalardan sonra masama oturdum. Birkaç kişi gelip bir şeyler analttılar . Boş bir anlayışlılıkla suratlarına baktım . Ne anlattıklarını biliyordum , dinlemem de gerekmiyordu aslında ama büyük bir dikkatle dinliyormuş gibi yapıyordum . Hepsi dinlenilmiş olmanın ve onaylanmanın sevinciyle ayrıldılar yanımdan , ne büyük huzurdu onaylanmak. Dosyanı çıkardım , birşeyler yazdım , rutin , sıradan hep yazılagelen şeyler .Ezberlenmiş roller gibi rahatça akıyorlardı kağıda . Değişik olaylar olmasını bekliyordum . Ufak bir renkti aradığım. Ama yaşantımız ömylesine tek renk hale gelmişti ki o renk dışındaki rtenklere şüpheyle bakmaya da alışmıştık . Siyahın bile tek tonu vardı bizim için , versiyonları değil sadece kendisi ilgilendiriyordu bizi.

Bu karmaşa içerisinde daha fazla renge tahammülümüz kalmamaıştı sanki. Zaten varolan o tek renk bile yeterince korkutuyordu bizi . Daha büyük korkulara katlanamazdık , yaşantımızı diğer renklerle kirletemezdik . oysa yıllar sonra kirlenmenin güzel olduğuna dair reklamlar yapılacaktı .

Etrafımı boÅŸ gözlerle süzdüm . Bir arkadaÅŸla göz göze geldik . Yine aynı sevimil bakÅŸlar ve baÅŸ eÄŸmeler . Ne kadar tanıdık bir yaÅŸamdı bu , bana aitmiÅŸ gibi . Cidden benim miydi bu yaÅŸam ? Telefon çaldı . Bir ses evecenlikle “Doktora gidiyorum , eve geç kalacağım” dedi. Tamam bile demedim , gereksizdi çünkü . Yemek vaktine kadar öylece oturdum , birkaç imza attım , birkaç demlik çay içtim , sigaramı hiç ettim onunla birlikte . Ne iyi ….

Yemekten dönünce gazete okudum . Kuponaları seyrettim . Kesmek külfet ama seyretmesi zor deÄŸil . KeÅŸke “Kuzate” diye bir gazete çıksa ve ben kuponları öylece seyretsem . Ne haber , ne köşe yazısı , ne salya sümük duygu pazarlayıcıları, hiçbiri, bu tek renk hayatımızı kirletmese. Ama ben bunlarla avunabilecek miyim? Mutlu olmam ÅŸart mı? Gazeteleri karıştırdım. Kışırtısı beynimi zonklatıyor. Devam ettim , bir ara telefon çaldı. Sonra “Sizi arıyorlar” dediler. Büyük bir üşengeçlikle yarimdemn kalktım . Ses tanıdık ve sadece bir cümle “Gidiyorum”…

Öğle vakti…

Telaşla kapattım telefonu. Rengim değişmişti. Hızla çıktım işyerinden . Koşasım geldi ama yapamadım , çok istedim ama adımlarım ihanet etti bana . ( Kış , rüzgar her şeyi itekliyor. Yolda iki kişi öylece yürüyordu rüzgara aldırmadan. Üşüyorlardı ama elleri ceplerinde değil . Dar bir yola sapıp dik bir yokuşa çıktılar. Sonra bir koruluk . Şaraplarını çıkarıp sessiz çığlıklarla yudumladılar. Yanlarından birkaç kişi geçti , bakıp gülümseyerek. Sonra şişeleri bitiyor ve birisi yuvarlana yuvarlana , diğeri onu kaldırmaya uğraşarak ilerliyorlar. Sonra keskin bir soğuk , uzun bir yürüyüş ve sahne sona eriyor.)

Aklımdan hep paylaşımlarımız geçti. İnatla itekliyorum onları ama gitmediler. Gitmelerini istemiyordum aslında . Bağırıyorum , duymuyorlar , yıtıyorum kaldırımları karşıma dikiliyorlar , ağlıyordum. İskeleye geldim şimdi , etrafı kolaçan ederek. Gideceğim yolu bulunca hizla ilerledim. Orada , ileirde duruyordu . Sırtı bana dönük . Adınlarımı ağırlaştırdı. , bu süreyi uzatır diye. Yavaşça yaklaşıp sırtına dokundum . Donuk gözlerle baktı. Susutuk. Yırtıcı ve korkunç bir sessizlikti bu. Sokak boyunca ilerledik , durdu.

“Sana söylenecek çok ÅŸey yok dostum. Gidiyorum , çünkü bu aklayacak beni. Gidiyorum , çünkü kalırsam yoklaÅŸacağım . AÄŸlamayacağım , göz yaÅŸlarımı harcamayacağım. Son anımız salyalı sümüklü olsun istemiyorum . Biliyorsun gönlümüzde acılara daha çok yer var. İleride ellerimiz yine kavuÅŸacak , kuvvetle sarılacağız birbirimize . O güne deÄŸin aÄŸlamak yok , sevinçten aÄŸlayana kadar aÄŸlamak yok , dostum , gidiyorum.” dedi .

BirÅŸey söyleyemedim , boÄŸazımdaki çığlık taÅŸamadı dışarı. “Öyledir , dost , öyledir.” dedim. KucaklaÅŸtık ve yönlerimiz ayrıldı , belki sonsuza dek . Ama bu incitmedi bizi . Kırgınlığımızı ve haykırışlarımızı kalbimize gömdük . AÄŸlamadık , çünkü aÄŸlamak yaralayacaktı bizi. Güldük ve isyanla boyun eÄŸdik , güpegündüz.

İlk deÄŸil , son da ….

Artık kayboldu gözden ve ben yıllar sonra ilk kez gözlerimden akan yaşaş şaşarak ve aydınlığımızı elimde güneşe eş tutuarak işimin yolunu tuttum . O gitti ve güçlüler hep terk edenlerdir sözü geldi aklıma , güldüm.

AkÅŸam…

Körpe mutlulukları daha başta yitirmenin ve umutlarımızı kararsız sabahlara ötelemeninne denli zor olduğunu ikimiz de biliyorduk artık . Devinen bir korkaklık içinde uykulu bir sanal yaşamın kıpırdanışlarını içimize akıttık. Dün günlerin en güzeli gibi görünse de henüz yaşamadıklarımızın da mutluluklara gebe olduğunu umuyorduk. Ama kendi dünyalarımızda bunu ne denli gerçekleyebileceğimizden habersisizdik. Ve bilmek işime gelmiyordu.

İkimizin de içimize sığmayan dünyalarımızı ortada bir yerelerde buluşturmayı umuyorduk . Bir bağlamda başarmıştık da bunu . Ama yine de olamamıştı . İki ayrı insandık , iki ayrı dünya . Düşlerimiz ve sevdalarımız vardı birbirine teğet , o özgürlüğü seçti ben sadece ipimi uzattım , fark buradaydı. Hayat bir sonraki ayrılığa kadar yeni bir yara açmıştı kalbimde ve zaman buna çare olacaktı , umut ediyordum.

Ekmek Kırıntıları

Hikaye Yazari adminHikayeler tarih Kas 25th, 2008

Bir ailenin televizyonu bozulur ve tamirci çağırırlar. Televizyonun içi açıldığında bir sürü ekmek kırıntısı çıkar. Evin hanımı, bunu evin küçük yaramaz kızının yaptığını hemen anlar fakat pek çok annenin yapacağı gibi ona kızmak onu cezalandırmak yerine kızını karşısına alır ve neden yaptığını sorar. Kızın cevabı karşısında oradaki hiçkimse gözyaÅŸlarını tutamaz… Küçük kız, televizyonda Afrika`daki aç çocukları gördükçe hergün kendi ekmeÄŸinden ayırıp televizyonun arkasındaki deliklerden onlara ekmek kırıntısı atıyormuÅŸ…

Kardeslek

Hikaye Yazari adminHikayeler tarih Kas 25th, 2008

Bir zamanlar, birbirine bitisik iki çiftlikte yasayan iki erkek kardes vardi.Günlerden birgün bu iki kardes arasinda bir anlasmazlik basgösterdi. Iki kardes arasinda o zamana degin ilk kez görülen anlasmazlik, giderek büyüdü ve kardesler arasinda ayriliga neden oldu.Iki kardes, birbirlerine yalnizca küsmekle kalmadilar, yillardir ortaklasa kullandiklari tarim makinelerine degin sahip olduklari tüm araç gereçlerini ve mal varliklarini da ayirdilar. Küçük bir yanlis anlama sonucu baslayan anlasmazligi izleyen ayrilik,giderek büyüyen bir uçuruma dönüstü ve en sonunda yerini, karsilikli kullanilan hos olmayan sözlere birakti.Bunun arkasindan da beklenenler oldu ve kardesler arasinda önce siddetli bir kavga, sonra da ürkütücü bir sessizlik yasanmaya basladi.Bir sabah, bu iki kardesten büyügünün kapisina bir usta geldi.Elinde büyük bir marangoz çantasi vardi.
Ev sahibinden geçici bir is istedi:
-Yapilacak ufak tefek bir isiniz varsa, size yardimci olmak isterim,dedi.
-Elimden hemen her is gelir. Birkaç gün çalisirim, isi bitiririm.Büyük kardesin aklina o an bir “is” geldi.
-Evet, sana göre bir isim var` dedi ve küçük
kardesinin çiftligini isaret etti.
-Su derenin karsisindaki çiftlik, komsumundur. Daha dogrusu,benim küçük kardesime aittir o çiftlik. Geçen haftaya dek benim çiftligimle onun çiftligi arasinda bir otlak vardi.Sonra
o, buldozeriyle oraya irmak bendi
yapti ve simdi aramizda, otlak yerine, çiftliklerimizi birbirinden ayiran bir dere var.Is isteyen adam, büyük kardesin söylediklerini dikkatle dinledikten sonra sordu:
-Benden ne yapmami istiyorsunuz? dedi.Büyük kardes önce kuskusunu, sonra da kararini
açikladi:-Kardesim bunu, bana aci vermek için yapmis olabilir,dedi.-Fakat simdi ben, onun yaptigindan daha büyük bir sey yapacagim.Bunlari söyledikten sonra adami aldi, ahirlarin oldugu yere götürdü ve duvarin dibinde yigili duran kütükleri gösterdi: -Senden, bu kütükleri kullanarak, iki çiftlik arasinda üç metre yükseklikte
bir çit yapmani istiyorum , dedi.
-Kaç gün çalisirsan çalis, nasil yaparsan yap ama bana öyle bir çit yap ki,
gözlerim kardesimin çiftligini artik görmek zorunda kalmasin.Is arayan usta, basini salladi:-Sanirim durumu anladim, efendim, dedi.
-Simdi bana çivilerin, kazma küregin yerini gösterin ki hemen isime baslayayim.Büyük kardes ustaya kazma, küregin ve çivilerin oldugu yeri gösterdikten
sonra, alisveris yapmak için kasabaya gitti. Usta ise, tüm gün boyunca ölçerek, keserek,çivileyerek sikı bir biçimde çalismaya koyuldu.Aksam günes batarken o isini bitirmis, çiftlik sahibi büyük kardes ise alisverisini tamamlamis, kasabadan dönüyordu. Çiftlige gelir gelmez ustanin yaptiklarina bakti ve saskinliktan gözleri, yuvalarindan firlayacakmis gibi açildi. Karsisinda, yapilmasini istedigi çit yoktu ama,derenin bir yakasindan öteki yakasina uzanan görkemli bir köprü vardi. Biri kendi çiftliginin topragina,
öteki küçük kardesinin çiftliginin topragina oturtulmus saglam iki ayak üzerinde,yanlarindaki
korkuluklarina varincaya dek tüm
ayrintilariyla yapilmis ve tam anlamiyla “ustaisi” denilecek kusursuzlukta bir köprü uzaniyordu.Büyük kardes, hâlâ geçmeyen saskinligiyla bu köprüyü seyrederken,karsidan
birinin geldigini gördü. Dikkatle baktiginda gelen kisinin, komsusu, yani küçük kardesi oldugunu anladi.Kardesi, kollarini iki yana açmis olarak köprünün karsi ucundan kendisine dogru yürüyordu.-Benim sana karsi yaptigim bunca haksizliga ve söyledigim bunca kötü sözlere karsin sen, bu köprüyü yaptirarak ne denli iyi ve ne denli büyük bir insan oldugunu gösterdin,dedi agabeyine.-Simdi bir büyüklük daha yap ve sen de kollarini açarak bana gel…Köprünün iki ucundan ortaya dogru yürüyen kardesler,köprünün ortasinda bir
araya geldiler ve özlemle kucaklastilar. Büyük kardes bir ara arkasina baktiginda,çantasini toplayip, oradan ayrilmakta olan ustayi gördü.
-Gitme, dur, bekle, diye seslendi ona.
-Sana yaptiracagim birkaç is daha var, çiftligimde…
Usta gülümsedi;-Ben buradaki isimi tamamladim, gitmem gerek, dedi ve ekledi:-Yapmam gereken daha çok köprü var. Köprüleri kurabilecek gücünüz hiç eksik olmasin,Köprüleri kurduktan sonra da, yikilmamasi için sık sık bakimini yapin, yani sevdiklerinize zaman ayirin, o köprü yoluyla sık sık gönüllerini ziyaret edin.”

Aglama Duvari

Hikaye Yazari adminHikayeler tarih Kas 25th, 2008

Kudüs’te görevlendirilen bir gazeteci, Aglama Duvari’nin önünden her
geçisinde, yasli bir Musevî’nin orada öyle durup dua ettigini fark etmis.
Bir hafta, iki hafta… sonunda adamla bir röportaj yapmaya karar
vermis.

Izin alip teybini açmis, sormus adama:
- Adiniz?
- David. Polonya Yahudisiyim. Yasim 65. Smalla’da bir manav dükkânim
var. Evliyim. Iki çocugum Tel Aviv’de bir çiçek serasinda çalisiyor…
- Sizi her gün burada, Aglama Duvari’nin önünde, dua ederken görüyorum.
- Evet, her sabah dükkâni açmadan buraya gelirim. Dünya barisi ve
insanlarin kardesligi için dua ederim. Ögle tatilinde bu sefer
insanlarin mutlulugu, acilarin sona ermesi için Yaradan’a yalvaririm.
Aksam da, eve dönerken, bu kez dürüst ve iyi insanlarin esenligi için
dua ederim. Cumartesi günümü de burada, yine dua ederek geçiririm.
- Ne güzel! Kaç senedir bunu sürdürüyorsunuz?
- Israil’e göçtügümden beri, yani 40 yili geçti.
Gazeteci çok etkilenmis, heyecanla sormus:
- 40 yildir her gün dua ediyorsunuz. 40 yildir yilmadiniz. Bugün nasil
bir duygu içindesiniz, neler hissediyorsunuz?
Uzun uzun iç geçirmis yasli Musevî; sonra bezgin bir sesle cevap vermis:
- Vallahi artik bilemiyorum, demis. Içimde, sanki duvara
konusuyormusum gibi bir his var…

Yalnizlik

Etiketler: »
Hikaye Yazari adminHikayeler tarih Kas 19th, 2007

ben 25 yaşında genç bir delikanlıyım ama bugüne kadar hiç sevsilim olmadı.bunun eksikliği var benim üzerimde .arkadaşlarimla bir araya geldiğimizde onlar sevgililerinden bahsediyorken ben hep susuyorum .belki benden kayneklanıyor ama bilmiyorum. birazda cekingenim herhalde .bu kadar kendimi yalnız hissetmemeitim bana yardimcı olun lütfen özellikle hanım efendiden yardım bekliyorum .cavus_74@hotmail.com.yeminederim hicbir kızın eline yspışmsdım .hiç kimseyle yakın temasta bulunmadım tabi bunun faktörelleri cok bolgemizin kücük olması sebebeide olabilir cok   sıkılıyorum elinden tutup gezebileceğim hiç birirsi yok cok sıkılyorum yardım elinizi uzatın.

iyilik ve kotuluk

Hikaye Yazari adminHikayeler tarih Oca 7th, 2009

Yaşlı kızılderili reisi kulubesinin önünde torunuyla oturmuş, az ötede birbirleriyle boguşup duran iki kurt köpegini izliyorlardı. Köpeklerden biri beyaz, digeri ise siyahtı.
Çocuk kulübeyi korumak için bir köpegin yeterli oldugunu düşünüyor, ikinci köpege neden ihtiyaç oldugunu ve renklerinin neden illa siyah ve beyaz oldugunu anlamak istiyordu.
Dedesine merakla sordu. Yaşlı reis bilgece gülümsemeyle torununun sırtını sıvazladı.
-”Onlar” dedi, ”benim için iki simgedir evlat.”
-”Neyin simgesi” diye sordu çocuk.
-”İyiligin ve kötülügün simgesi. İyilik ve kötülük içimizde sürekli mücadele eder durur. Onları seyrettikçe ben hep bunu düşünürüm. Onun için yanımdalar onlar.”
Çocuk; ”mücadele varsa kazanan da olmalı”
diye düşündü ve bitmeyen sorulara bir yenisini ekledi;
-Peki, dedi. ”Sence hangisi kazanır bu mücadeleyi?”
Yaşlı reis, derin bir gülümsemeyle baktı torununa.
-Hangisi mi evlat?
-Ben hangisini daha iyi beslersem!

Sonraki »

Hikaye Sohbet Chat

Sesli Chat Sohbet Muhabbet SesliSohbet SeslİChat

Yazili Chat Sohbet Muhabbet Turkchat


Hikayelerden MircYukle Mircindir Mirc mRc

Son Yorumlar

Hikayelerden Reklam

Yorumlariniz

Haber Haberler


Nicknizi Yazip:

mirc mircturkce turkcemirc mircsite mircarama indirmirc chatmirc mirchat


hikayeler Hikaye hikaye