insani duzelttim

Hikaye Yazari adminHikayeler tarih Eki 16th, 2008

Bir haftanın yorgunluğundan sonra pazar sabahı kalktığında tüm haftanın yorgunluğunu çıkarmak için eline gazetesini aldı ve tüm gün miskinlik yapıp evde oturacağını düşündü.

Tam bunları düşünürken çocuğu koşarak geldi
ve sinemaya ne zaman gideceklerini sordu.

Baba çocuğuna söz vermişti, o hafta sonu sinemaya götürecekti ama hiç . dışarıya çıkmak istemediğinden bir bahane uydurması gerekiyordu.
Sonra gazetenin promosyon olarak dağıttığı dünya haritası gözüne ilişti.

Önce dünya haritasını küçük parçalara ayırdı ve çocuğuna ;

eğer bu haritayı düzeltebilirsen seni sinemaya götüreceğim

dedi sonra düşündü;

“Oh be kurtuldum, en iyi coÄŸrafya profesörünü bile getirsen
bu haritayı akÅŸama kadar düzeltemez.”

Aradan on dakika geçtikten sonra çocuk babasının yanına koşarak geldi ve

“Baba haritayı düzelttim artık sinemaya gidebiliriz” dedi. ,
Babası önce inanamadı ve görmek istedi.
Gördüğünde de halen hayretler içindeydi ve bunu nasıl yaptığını sordu.

Çocuk;

“Bana verdiÄŸin haritanın arkasında bir insan vardı”   dedi…

İNSANI DÜZELTTİĞİM ZAMAN, DÜNYA KENDİLİĞİNDEN DÜZELMİŞTİ…

Buyu Dukkani

Hikaye Yazari adminHikayeler tarih Eki 23rd, 2008

Uzak diyarlardan birinde bir ülkede, yemyeÅŸil tepelerin arasında, kışın bembeyaz bir kar örtüsü ile, baharda rengarenk kır çiçekleri ile kaplanan bir vadi vardı. Ortasından küçük bir ırmağın geçtiÄŸi bu vadi “büyülü vadi” olarak anılırdı. Ona bu adı veren ise, vadideki ilginç bir dükkân ile, bu dükkânda yaÅŸananlardı. Ünü ülkenin dört bir yanına yayılmış olan dükkânın adı “büyü dükkânı” idi.

Büyü dükkânı’nın sahibi, ak saçlı, ak sakallı bir ihtiyardı. Burası, aynı zamanda onun yaşadığı yerdi. Bu nedenle dükkânın dışarıdan görüntüsü, tıpkı bir ev gibiydi. Üç tarafında da yeşil çerçeveli pencerelerin olduğu, tamamı ahşaptan yapılmış olan bu binaya, bir verandadan giriliyordu. İçeri girer girmez, ilginç eşyalarla donanmış oldukça geniş bir oda ile karşılaşıyordunuz. Büyük bir kütüphane, üzerlerinde çok sayıda eşyanın bulunduğu raflar, masa ve konsollar, dükkânın dört bir tarafını kaplıyordu.

Ancak bu kalabalık görüntü içinde çok etkileyici bir düzen göze çarpıyordu. Bütün eşyalar, belli bir estetik içinde duruyor ve bu estetik hiçbir zaman bozulmuyordu.

Büyü dükkânını çevreleyen pencereler, içerdeyken bile günün aydınlığına ve vadinin güzelliğine hakim olmanıza izin veriyordu. Dükkânın içinde, arka taraftaki bölmeye açılan bir kapı vardı. Bu bölmede mutfak, banyo ve yatak odası bulunuyordu. Dükkâna gelen müşteriler, arka tarafa açılan kapıyı daima kapalı görürlerdi.

Her insanın yaşamında çok istediği ancak sahip olamadığı birşeyler vardır ya da sahip olup kaybettiği şeyler. Bazen de sahip olduğu ancak kurtulmak istediği şeyler. İşte bütün bunlar, o ülkede yaşayan insanların bir kısmı için, büyü dükkânına gelme nedeniydi. Bu dükkânda, isteklerinizi sınırlamak zorunda değildiniz. Müşteriler, hayal edebildikleri her şeyi isteme ve alma hakkına sahiptiler. Tabii, bedelini ödedikleri takdirde. Her yerde olduğu gibi bu dükkânda da almak istediğiniz şeyin bir bedeli vardı.

Bu bedelin ne olacağı, dükkân sahibiyle yaptığınız pazarlık sonucunda ortaya çıkardı. Ancak, büyü dükkânında yapılan pazarlıklar, günlük yaşamdakilerden biraz farklı olur ve pek çok müşteriyi şaşırtırdı.

Dükkân sahibi yaşlı adam, her sabah gün ağarırken kalkar, kendine büyük bir fincan kahve yapar ve bir insanın isteyebileceği her şeyin var olduğu dükkânıyla gurur duyarak kahvesini yudumlardı. Kahvenin ardından gelen zevkli bir kahvaltıdan sonra da pencerenin perdelerini sonuna kadar açarak, sallanan koltuğuna oturur ve içeri dolan gün ışığının yardımıyla okumaya başlardı.

Büyü dükkânında satıcı olmak bilgelik isterdi. O güne kadar dükkâna gelen hiçbir müşteriyi geri çevirmemisti dükkân sahibi. Herkes, çok istediği birşeye sahip olmak uğruna onca yolu göze alarak gelir ve mutlaka alabileceği en iyi şeyi almış olarak çıkardı. Ama genellikle aldığı şey, istediği şeydençok farklı olurdu.

Yaşlı adam ara sıra, okuduğu kitaptan başını kaldırır, yolu gören pencereye bir göz atardı. Sabah dışarı baktığında, yağan karın yolu iyice kapattığını gördü. Bu havada gelen giden olmaz diye düşünüp, hüzünlendi.

Büyü dükkânı, hemen her gün bir müşteri ağırlardı. Ancak, yılda birkaç kere de olsa kimsenin uğramadığı günler olurdu. Yaşlı adam, o günün de bunlardan biri olmasından korktu. Nedense işsizlik içini ürpertmişti. Tam o sırada uzakta bir karartı gördü. Kar beyazının kamaştırdığı gözlerini kırpıştırıp tekrar baktığında, bunun yaklaşmakta olan bir insan olduğunu anladı.

İçini bir sevinç kapladı. Gidip sobasına bir odun attı ve tam pencerenin karşısındaki sallanan koltuğa oturup, müşterisini beklemeye koyuldu.

Kış mevsiminin bu soğuk gününde epeyce üşümüş, yorgun düşmüş olmalıydı. Kapının önüne gelinceye kadar, gözlerini hiç ayırmadan izledi onu. İyice kulak kabarttı. Üç basamakla çıkılan, ahşap zeminli verandadaki ayak seslerini ve onlara eşlik eden gıcırtıyı duymaktan çok hoşlanırdı.Beklediği kişinin ayak sesleri, ikinci basamakta kesilirdi. Müşteri çalmadan, kapıyı açmamayı prensip edinmişti yaşlı adam. Çünkü, hemen herkes o kapının önünde durup, bir kez daha düşünürdü.

Kapıyı çalmaktan vazgeçip dönenler, az da olsa olmuÅŸtu. O gün de aynı ÅŸeyi yaptı. Sonunda kapı çalındı. Açtığında, karşısında soÄŸuktan kızarmış elleriyle atkısını çıkarmaya çalışan bir erkek gördü. “İyi sabahlar, girebilir miyim?” diye sordu müşteri.

Dükkân sahibi, müşterisini içeri aldıktan sonra, ısınması için ona bir kahve ikram etti. Sessizce kahvesini içerken etrafı seyreden adam, karşısında oturan yaşlı satıcının ikna edilmesi pek güç olmayan biri olduğunu düşündü. Herhalde o da müşterisini anlar, onun haklı isteğini geri çevirmek istemezdi. Acaba büyü dükkânından çıkarken istediği gibi bir alışveriş yapmış olacak mıydı?

Bir süre söze nasıl başlayacağını bilemedi. Belki de dükkân sahibinin birşeyler söylemesi gerekirdi. Ancak karşısında sabırlı bir ifade ile müşterisinin gözlerinin içine bakarak oturan satıcının, alışverişi başlatmaya niyetli olmadığını anladı. Bu sabırlı bekleyiş, onda hem cesaret hem de yumuşak bir etki oluşturdu. Anlaşılan, başlangıç sözleri kendisinden bekleniyordu.

Sonunda, fazla düşünmeden aklından ilk geçeni söyleyiverdi;

“Ününüzü duyunca çok uzaklardan kalkıp geldim buraya. İstediÄŸim ÅŸeyi, bir tek sizin dükkânınızda bulabileceÄŸimi söylediler. Karşılığında ne isterseniz vermeye hazırım.”

“İstediÄŸiniz ÅŸeyin ne olduÄŸunu öğrenebilir miyim?”

“Bakın, ben elli beÅŸ yaşındayım. Yani yolun yarısını geçeli çok oldu. Söylemeye dilim varmıyor ama yolun sonuna yaklaÅŸtım galiba. Bu gerçeÄŸe tahammülüm yok. Ben bugüne kadar ki hayatımı geri istiyorum. Mümkün mü?”

“Elbette mümkün. Biliyorsunuz, dükkânımda her ÅŸey mevcut. Ancak tam olarak ne istediÄŸinizi anlayabilmem için, bana geri istediÄŸiniz hayatınızı biraz anlatabilir misiniz?”

Dükkân sahibinin sorduğu soru, müşteriyi iç dünyasına döndürmüştü. Gözünün önünden geçen sahnelerin kendi yaşamına ait olduğunu kabul etmek için kendini zorluyordu. Bütün görüntüler, bir kargaşa ve telaş içinde birbirlerine karışarak geçip gittiler ve geride yalnızca ıssız bir hüzün bıraktılar.

Hüznünün yüzüne yansımasına engel olamayan müşteri, yaşlı satıcının sorusu karşısında ancak şunları söyleyebildi;

“GeçmiÅŸ yaÅŸamımda birçok hata yaptım. Bunlar için piÅŸmanlık duyuyorum. Yanlış kararlar verdim, kayıplara uÄŸradım. Zamanı hovardaca harcadım. Bir gün bir de baktım ki, hayat yanımdan geçip gidiyor. PaniÄŸe kapıldım ve bir çare aramaya baÅŸladım. Dostlarımla konuÅŸmayı denedim. Beni teselli edip derdimi unutturmaya çalışanlar da oldu, yardım etmeye çalışanlar da. Ama hiçbiri kâr etmedi. Kendimi çok mutsuz hissediyordum. Derken, bir gün birisi bana sizden ve büyü dükkânından söz etti. Bunu duyar duymaz sanki içimde bir ışık yandı. Büyük bir umutla hemen yollara düşüp size geldim. Kendimi çok çaresiz hissediyorum. Lütfen elli beÅŸ yılımı bana geri verin.”

“Yani, siz piÅŸmanlık duyduÄŸunuz hayatınızı yeniden yaÅŸamak mı istiyorsunuz?”

“Elbette hayır. Söylemek istediÄŸim bu deÄŸil. Ben yalnızca kaybettiÄŸim yıllarımı geri istiyorum. EÄŸer bir ÅŸansım daha olursa aynı hataları tekrarlamayacağım.”

“Herhalde bunu çok istiyorsunuz.”

“Evet, hem de her ÅŸeyimi verecek kadar.”

“Peki, benim size vereceÄŸim elli beÅŸ yılın karşılığında siz bana ne verebilirsiniz?”

“Ne isterseniz?”

“Sanki bunun için her ÅŸeyden vazgeçmeye hazır gibisiniz.”

“Hiç kuÅŸkunuz olmasın. Åžu anda sahip olduÄŸum her ÅŸeyden vazgeçebilirim. Yeter ki geride bıraktığım yıllarımı bana geri verin.”

Yaşlı adam, ellerini sakallarında dolaştırırken, kendinisallanan koltuğunun devinimlerine bırakmıştı. Bir süre düşündü. Müşterisinin, sabırsızlıkla, pazarlığın bitmesini beklediğinden emindi. Büyü dükkânına gelen kişiler, genellikle bir an önce istediklerini alıp gitmek için acele ederlerdi. Bu nedenle, yaşlıadam, pazarlığın başındaki düşünce yolculuklarında yalnız kalırdı. Şu anda da, sessizliğin yalnızca kendi işine yaradığını biliyordu.

Koltuğu ile birlikte öne doğru eğilerek müşterisinin gözlerinin içine baktı ve ağır ağır konuşmaya başladı;

“Beyefendi, her ne kadar siz elli beÅŸ yıl karşılığında bana her ÅŸeyinizi vermeye hazır olsanız da, ben sizden bir tek ÅŸey isteyecegim.”

“Dileyin benden ne dilerseniz.”

“BelleÄŸinizi…”

“Anlamadım?”

“BelleÄŸinizi dedim. Elli beÅŸ yılın yaÅŸantısını içinde barındıran belleÄŸinizi istiyorum.”

“Ah evet anladım. İlginç bir bedel. Kabul ediyorum. Tamam alın belleÄŸimi.”

“Emin misiniz?”

“Neden olmayayım? Elli beÅŸ yıl kazanacağım.”

“BelleÄŸinizi, içindeki her ÅŸeyle birlikte bu dükkânda bırakıp gideceksiniz. Elli beÅŸ yılın tek bir anını hatırlamayacaksınız, buraya neden geldiÄŸinizi bile.”

“Daha iyi ya. Her ÅŸeye yeniden baÅŸlayacağım. Zaten geçmiÅŸi hatırlamak istemiyorum ki.”

“O halde, korkarım elli beÅŸ yıl sonra buraya tekrar gelirsiniz. Tabii o zaman benim yerime bir baÅŸkası size yardımcı olur.”

“Hayır hayır. Emin olun ki, ÅŸu dakika belleÄŸimi size bırakıp elli beÅŸ yılımı geri alacağım ve dükkânınızı bir daha dönmemek üzere terk edeceÄŸim. Ve yine söz veriyorum, ÅŸu ana kadar yaptığım hataların hiçbirini tekrar etmeyeceÄŸim.”

“İsterseniz baÅŸka sözler vermeyin. Çünkü, az sonra, belleÄŸinizle birlikte bütün hepsini burada bırakıp gideceksiniz.”

Yaşlı adamın son sözleri, müşterinin duraklamasına neden olmuştu. Bu sözlerin anlamını kavrayabilmek için birkaç saniye düşünmek zorunda kaldı.

“Nasıl yani? Buradan çıktığımda hiçbir ÅŸey hatırlamayacak mıyım? Sizinle konuÅŸtuklarimızı bile, öyle mi?”

“…………………………….”

“Yani hiçbir ÅŸeyi mi? Buraya neden geldiÄŸimi, sizin kim olduÄŸunuzu ve hatta…”

“Ne yazık ki!”

Yaşlı adam, şu anda pazarlığın sonuna geldiklerini hissediyordu. Karşısında oturan müşterinin yüzünde gördüğü aydınlanma, pazarlık sahnelerinin en hoşlandığı görüntüsüydü. Son sözleri müşterisinin söylemesini istediği için bir süre sessiz kaldı ve bekledi. Bu seferki sessizliğin, müşterisinin işine yaradığından emindi. Onun aydınlanan yüzünün ortasında parlayan gözbebekleri, yaşlı satıcı için, sessizliğin içinden çıkacak sesli bir coşkunun habercisi gibiydi.

Gerçekten de, konuşmaya başlayan müşterisi onu yanıltmadı;

“Sanırım ne demek istediÄŸinizi ÅŸimdi anlıyorum. EÄŸer elli beÅŸ yılın bedeli bu ise, pes ediyorum. BelleÄŸimden vazgeçemem. Bu neye benziyor biliyor musunuz? Bir kadının, çok istediÄŸi bir tokayı, saçları karşılığında satın almasına. Çok ilginç bir insansınız. Bana, büyü dukkanından almak istediÄŸimden çok farklı birÅŸeyle çıkacağımı söylemiÅŸlerdi de inanmamıştım. Ben, bugüne kadar ki yaÅŸamımı almak için gelmiÅŸtim, ancak bugünden sonraki yaÅŸamımı alıp gidiyorum. Size teÅŸekkür ederim.”

“BirÅŸey deÄŸil. Güzel bir pazarlıktı. Hoşçakalın.”

Azim

Hikaye Yazari adminHikayeler tarih Eki 16th, 2008

Japon çocuğun tek hayali çok ünlü bir karateci olmaktı. Fakat ailesi buna izin vermezdi. Bir gün talihsiz bir kaza sonucu çocuk sol kolunu kaybetti.
Ailesi çocuğun moralinin çok kötü olduğunu görünce ona bir karate hocası tuttu. Hoca ilk dersinde çocuğa karsısındakini sağ koluyla tutup üstünden savurmayı gösterdi. Hatta ikinci, üçüncü ve sonraki bütün derslerde hep aynı hareketi yapıyorlardı.
Çocuk bir gün hocasına “hocam ben çok sıkıldım, artık baÅŸka hareketlere geçsek” dedi. Hoca ise bunu kabul etmeyerek dünyada bu iÅŸi en hızlı yapan kiÅŸi olmadıkça bitirmeyeceÄŸini söyledi. Çocuk o kadar hızlanmıştı ki, hocasını bile göz . açıp kapayıncaya kadar yerden yere vuruyordu. Bir gün hoca elinde bir kağıtla geldi kağıtta çocuÄŸun gençler karate ÅŸampiyonasına katılabileceÄŸi yazıyordu.
Çocuk çok ÅŸaşırdı. Ertesi gün salonda ilk rakibinin karşısına çıkacakken heyecanla hocasına sordu, “hocam bu iÅŸ nasıl olur? Ben sadece tek hareket biliyorum kesin kaybederim” Hocası ise “sen . sadece hareketi yap” cevabını verdi.
Çocuk ringe çıktı ve hareketiyle rakibini eledi. Hatta tek hareketle finale kadar çıktı. Finalde karşısında kendisinin iki katı birisi vardı. Önce çok korktu ama gene bildiği hareketi yaparak son rakibini de yendi ve şampiyon oldu.
Sevinçle hocasının yanına koştu ve sordu .
“hocam nasıl olur anlamıyorum, sadece bir hareket biliyorum, tek kolluyum ve ÅŸampiyon oldum”
Hocası çocuğa baktı ve dedi ki,
“senin yaptığın hareket karatedeki en zor hareketlerden biridir.
Ve bir tek savunması vardır
o da, rakibin sol kolunu tutmak”.

Elindeki ile Yetinmek

Etiketler: »
Hikaye Yazari adminHikayeler tarih Kas 19th, 2007

Zamanın birinde bir kasabada yaşayan dünyalar güzeli bir kız varmış. Bu kız öyle güzelmiş ki çok uzak şehirlerden ve ülkelerden çok zengin, çok yakışıklı, asil pek çok delikanlı onu görmeye gelirmiş.
Kendisiyle evlenmek isteyen nice prensi nice şövalyeyi reddeden güzel kız kimseleri beğenmezmiş. Bu arada aynı kasabada yaşayan ve bu kıza aşık olan genç bir delikanlı da bu kızı istemiş. Ama kız onu da reddetmiş. Aradan uzun yıllar geçmiş. Bizim delikanlı kasabadan ayrılmış. Kendine başka bir hayat kurmuş ve evlenmiş, çoluk çocuğa karışmış.

Bir gün yolu bir zamanlar yaşadığı güzel, küçük kasabaya düşmüş. Orada tanıdık birine rastladığında aklına bir zamanlar orada yaşayan dünyalar güzeli kız gelmiş ve ona ne olduğunu sormuş.

Yaşlı adam önünde gül bahçesi olan bir evi göstererek kızın evlendiğini söylemiş. Bizimki bir zamanlar herkesi reddetmiş olan kızın kocasını pek merak etmiş. Bir gün gizlenip kocasını evden çıkarken görmüş. Kızın kocası şişman, kel ve çirkin mi çirkin bir adammış. Üstelik zengin bile değilmiş. Çok merak eden adam kocası gittikten sonra evin kapısını almış. Kız kapıyı açınca kendini tanıtmış ve neden böyle bir adamla evlenmiş olduğunu sormuş.

Kız da ona arkasındaki gül bahçesinden en güzel gülü koparıp getirirse cevabı vereceğini bu arada tek şartının bahçede ilerlerken geriye dönmemesi olduğunu söylemiş. Adam da bunun üzerine yüzlerce güzel gülün olduğu bahçede ilerlemeye başlamış. Birden çok güzel sarı bir gül görmüş.Tam ona doğru eğilirken biraz ilerde kocaman pembe bir gül gözüne çarpmış.Tam ona uzanırken daha ilerde muhteşem güzellikte kırmızı bir gül goncası görmüş. Derken bir de bakmış ki bahçenin sonuna gelmiş ve mecburen oradaki bir gül koparıp kıza götürmüş. Bahçenin en güzel gülün getirmesini beklerken kız bir de ne görsün yaprakları solmuş cılız bir gül.

Bunun üzerine adama dönen kız söyle demiÅŸ; ” Bak gördün mü? Her zaman daha iyisini bulmak isterken ömür geçer ve sen en kötüsüne razı olmak zorunda kalırsın. Bu yüzden gençlik gitmeden elindekiyle yetinebilmeyi öğrenmek gerekir.”

Bir Daha Asla Sevmem

Hikaye Yazari adminHikayeler tarih Eki 23rd, 2008

EvliliÄŸinin üçüncü yılında kocası Barry’yi motosiklet kazasında yitiren Sharon dünyaya küsmüş, hele hele aÅŸktan elini eteÄŸini iyice çekmiÅŸ. Büyük bir kozmetik firmasında çalışıyor. 25 yaşındaki Sharon, çok sevdiÄŸi Barry’nin olmadığı bir hayata henüz hazır deÄŸil.

Sharon: Barry’nin ölümünden bu yana bir yıl geçti. Ancak bir türlü onu unutamadım. Acaba son saatlerini hangi duygularla geçirmiÅŸti? Neler hissetmiÅŸti? Kazadan sonra kendime “yeni yaÅŸamıma” çabucak uyum göstermem gerek diye düşündüğümü biliyorum. Ancak bunu baÅŸardığımı söyleyemem. Her ÅŸey anlamını yitirmiÅŸ gibi. Sanırım tekrar baÅŸka biriyle iliÅŸki kuramayacağım. Tabii ki ciddi bir iliÅŸkiden sözediyorum. BaÅŸka birini öpme ve onunla aÅŸk yapma düşüncesi dayanılmaz geliyor bana. Hele hele evlenmek düşüncesi öyle uzak ki. Ancak diÄŸer yandan da yaÅŸamımın geri kalanını yalnız geçirme düşüncesi de korkutuyor. Öyle yalnızım ki.

Sue: Belki de “ciddi” iliÅŸki için daha çok erken, belki de henüz hazır deÄŸilsin. Ne dersin?

Sharon: Evet sanırım öyle. Ancak belki de bir kez daha hiç sevmeyeceğim diye korkuyorum. Ne dersiniz?

Sue: Ben bir daha sevmeyeceksin gibi bir sonucun geçerli olmasını gösteren herhangi bir şey görmüyorum. Ancak sanırım öncelikle çözmen gereken bazı sorunlar var. Son yılda çok ağladın mı?

Sharon: Hayır, pek değil.

Sue: Peki nedenini biliyor musun?

Sharon: Tüm yaşamınızı ağlayarak geçiremezsiniz, değil mi?

Sue: Görünürde bu kötü deneyi büyük bir cesaretle karşılamışsın. Ancak endişen tekrar ilişkiye geçemeyeceğin konusunda. Kendini serbestmiş gibi hissedemiyorsun. Çünkü içinde ifade edemediğin büyük bir üzüntü var. Ağlaman çok normal. Böyle duygularla yüklü olman da normal. Daha önce ailenden birinin ölümünü gördün mü?

Sharon: Evet, babam ben 16 yaşındayken ölmüştü.

Sue: Sen ve ailen yas tuttunuz mu?

Sharon: Hepimiz babamı çok severdik. Elbette çok üzüldük. Ancak duygularımızı pek açığa vurmadık. Annem çok cesurdu. Eğer üzüntüsünü belli ederse bunun bizi üzmekten başka bir sonuç vermeyeceğini düşünüyordu. Erkek kardeşim ise 12 yaşındaydı. Ve olayı tam olarak anlamıyordu. Annem sırf bizim için kendini cesur olmaya zorluyordu.

Sue: Sen de Barry’yi yitirdiÄŸinde annen gibi cesur olman gerektiÄŸini mi hissettin?

Sharon: Evet. Ancak bunu annem kadar iyi başardığımı sanıyorum. Kendimi çaresiz hissediyorum. Anneme büyük bir umutsuzlukla doluyken nasıl bu kadar cesur görünebildiğini sormak istedim. Ancak onunla bu konu hakkında konuşamadım. Annemle gerçi çok görüşüyoruz. Barry öldüğünden beri çoğu haftasonlarını annemle geçiriyorum. Ancak duygularımız hakkında pek konuşmuyoruz. Ben bu konulardan annemin önünde söz etmekten özellikle kaçınıyorum. Ona kötü anılarını tekrar anımsatmak istemiyorum.

Sue: Sanırım birbirinize açılmaya alışmalısınız… Barry’nin ölümünden sonra yine aynı evde mi kalmaya devam ettiniz?

Sharon: Evet. Başka bir yere taşınmayı hiç düşünmedim. Oturduğumuz daireyi evlenmeden hemen önce almıştık. Bir yıldır çıkıyorduk. Ve daireyi almak için bayağı uğraştık. Balayımızı bile bu dairede geçirdik. Başka bir yere gitmeye gücümüz yetmiyordu. Ancak balayımız çok güzeldi. Burası bizim, sadece ikimizin yeriydi.

Sue: Boş zamanlarında neler yapıyorsunuz?

Sharon: Fazla boş zamanım olmuyor. Büyük bir kozmetik şirketinde müdürün özel asistanıyım. Bu nedenle çok çalışmam gerekiyor. İtiraf etmeliyim bu da benim işime geliyor. Beni meşgul ediyor. Ve üzülmeye fırsat bulamıyorum. Eve geç geliyorum. Birşeyler yedikten sonra, ya biraz televizyon seyrediyor ya da duş alıyor ve yatağa gidiyorum. Daha iyi birşeyler yapmak için pek zamanım yok.

Sue: Olay olduktan sonra iÅŸe gitmemezlik ettin mi?

Sharon: Birkaç gün. Daha fazla gitmemek beraber çalıştığım arkadaşlarıma karşı haksızlık olurdu. Zaten evde ne yapacaktım? Evde hep kendimi kederli hissedecektim. Ben de işe döndüm. Herkes bana karşı çok nazikti. Onlarla birlikte olmayı istiyordum.

Sue: Arkadaşların sana yardımcı oldu mu?

Sharon: Evet, ellerinden geldiğince. Ancak beni anlayabildiklerini sanmıyorum. Bana yeni başlangıç yapmam gerektiğini söylüyorlar. Ancak söylemek yapmaktan daha kolay. Arkadaşlarımın çoğu evli çiftler. Beni bekar erkeklerle tanıştırmaya çalışıyorlar. Ancak bu beni daha da kötüleştirmekten başka birşeye yaramıyor. Bilmiyorlar ki hiçbiri Barry gibi olamaz.

Sue: Ya hafta sonları? Sadece anneni mi görüyorsun?

Sharon: ÇoÄŸunlukla annemi görüyorum. Bazen Barry’nin ailesini de görmeye gidiyorum. Barry onların tek çocuÄŸuydu. Barry’nin ölümü onları elbette çok etkiledi. Onları hep sevdim ve onları görmekten çok mutluyum. Onlarla Barry hakkında konuÅŸabiliyorum. Barry’nin babası tıpkı Barry gibi. Ve bundan hoÅŸlanıyorum.

Sue: İdeal olarak nasıl yaşamak isterdin?

Sharon: Sorun bu. Barry’siz bir yaÅŸam çok zor. Kendimi baÅŸka biriyle düşünemiyorum. Annemin babamın ölümünden sonra neden bir daha evlenmediÄŸini merak etmiÅŸimdir. Gerçi babamı yitirdiÄŸinde benim Barry’i yitirdiÄŸim yaÅŸtan daha yaÅŸlıydı. Ancak hala çok çekiciydi. Åžimdi onun neden tekrar evlenmediÄŸini anlayabiliyorum. Bir bebeÄŸim olmadığı için gerçekten büyük bir piÅŸmanlık duyuyorum. Hep istedik. Ama çok gençtik. Ve önümüzde çocuk sahibi olmak için uzun yıllar olduÄŸunu düşünüyorduk. EÄŸer bir bebeÄŸim olsaydı, ondan bir parçam olmuÅŸ olacaktı. Ancak insan gençken kendini sanki ölümsüz sanıyor.

Sue: Barry neden özel biriydi?

Sharon: O sevdiğim tek erkekti. Önceden birkaç erkek arkadaşım olmuştu. Ancak Barry benim tüm yaşamımdı. Bazen onun ölümünde benim de suçum varmış gibi hissediyorum.

Sue: Barry’nin ölümünden neden kendini suçluyorsun?

Sharon: Barry ne zamandır bir motosiklet almak istiyordu. Ben de iş arkaşdaşlarımdan birinin motosikletini sattığını ona söyledim. Bunu söylemeseydim belki de Barry hala hayatta olacaktı. Ve hala akşamları evde beni bekliyor olacaktı. Bu beni kahrediyor.

Sue: Böylesi bir olayı yaÅŸayanlar genellikle “ah olmasaydı” diyerek kendilerini suçlarlar. Ancak tabii ki gerçekte böyle bir suçluluk duygusu mantıksızdır. Åžimdi biraz zor bir soru soracağım. Öldükten sonra Barry’nin bedenini gördün mü?

Sharon: Hayır. Ne ben ne de ailesi buna daynamadı. Amcam onu teÅŸhis etti. Sonraları keÅŸke onu son bir kez görüp “elveda” diyebilseydim diye hayıflandığım oldu.

ÖZETLE

SUE GOODERHEM:
“Sharon çok sevdiÄŸi Barry’nin kaybıyla unufak olmuÅŸtu. Acısını bu denli arttıran nedenlerden biri de, babasının ölümünde de kederini dışa vuramamaktı. Birlikte birçok seans yaptık. Åžimdi kendisine yeniden aşık olabilecek cesareti buluyor”

“Toplum ölüm olayına bir tabu gibi yaklaşır. Her ÅŸey hakkında konuÅŸulabilir. Ancak bu konuda konuÅŸmak pek iyi karşılanmaz.Barry’nin ki gibi ani ve kötü bir yokoluÅŸtu. Sharon, bu ölümü kabullenmekte gerçekten büyük zorluklar çekti. Uzun süren bir hastalık, kiÅŸiyi ölüme hazırlaması için zaman verir. Ama ani ölüm bir ÅŸansı vermez.

Üç adımda ölüm…
SevdiÄŸini yitiren kiÅŸinin duygusal yaÅŸamı üç aÅŸamada farklılıklar gösterir. Öncelikle ölümü kabul etme durumunda kalır. O artık yoktur. İkincisi büyük bir üzüntü: GözyaÅŸları, öfke ve suçluluk duygusu… Ve üçüncüsü olarak yeni bir kimlik arayışı: Onsuz yeni bir yaÅŸama baÅŸlamak…Bu aÅŸamalar sevilenin ölümü ya da bir iliÅŸkinin bitiminden sonra yaÅŸanan duygulardır. Ve saÄŸlıklı bir baÅŸlangıç için bu aÅŸamalardan geçilir. Sharon’a Barry’nin bedenini öldükten sonra görüp görmediÄŸini sordum. Çünkü görseydi, bu ona gerçeÄŸi kabullemede yardımcı olacaktı. Anlaşılan nedenlerle akrabalar cesedi yaralar içinde görmekten çekinirler. Ancak ceset onların görebileceÄŸi gibi hazırlanırsa girmelerinde bir sakınca yoktur. Ölü bedeni görmek psikolojik açıdan faydalıdır. Aksi takdirde her an geri dönebileceÄŸi takıntısından kurtulmak zor olur. Sharon da Barry’inn öldüğünü tam anlamıyla kabullenmiÅŸ deÄŸildi.

Kederiyle yaÅŸamak
Sharon üzüntüsüne ifade etmekten büyük oranda kaçınıyor. Çünkü kendisini annesi gibi cesur davranmak zorunda hissediyor. Bu nedenle annesiyle duyguları hakkında konuÅŸmuyor. Öte yandan arkadaÅŸları da ona bu konuda pek yardımcı olmuyor. Oysa sorunlarını çözmeden cesur bir yüz takınmanın pek faydası yok. Kendisini Barry’nin motosiklet almasına ön ayak olduÄŸu için suçlu hissediyor. EÄŸer biraz konu hakkında daha akılcı düşünürse Barry’nin istedikten sonra baÅŸka bir yerden motosiklet satın alabileceÄŸini anlayabilir. Öte yandan, aÄŸlayabilmek, duygularını kontrol altında tutmadan açığa vurabilmek için birini onu cesaretlendirmesini bekliyor. Duygularını içine atmadan bunları biriyle paylaÅŸmayı denemek sorunun büyük bir bölümünü çözecektir. Çünkü bastırılmış duygular ciddi bir depresyon nedeni olabilir.

Gelecek var mı?
Sharon’un acısını daha zorlu ve derin yapan nedenlerden biri de kaybetmeyi ilk kez yaÅŸadığı babasının ölümünde de kederini tam anlamıyla dışa vuramadığındandır.Birkaç seans sonunda Sharon geleceÄŸe daha olumlu bir yaklaşım içine girdi. Hatta kendisini yeni bir iliÅŸkiye girebilecek ve aşık olabilecek kadar serbest bile hissedebilirdi. Barry’i asla unutamayacak. Ve unutmayı da istemiyor. Ancak onun için artık ÅŸu olasılık geçerlidir: Yeni bir evde, yeni bir erkekle, yeni bir yaÅŸam.

Evin Hikayesi

Hikaye Yazari adminHikayeler tarih Kas 25th, 2008

__Sana Evin diyebilir miyim?.
__Neden ?….

Neden diye başlayan bir soru, cevabının ardında binlerce kelimenin
gizli olduÄŸunu kendisi de biliyordu, ama yinede o gizemli kelimeyi
kullanmadan edemedi. Aslında neden o isimle hitap edilmek istediğini iyi
biliyordu. Ancak bir daha neden’e neden olan nedeni duymak, bilmek
istiyordu. Belki önceki nedenden bir başka bir neden vardır diye düşünüyordu.
Küçük bir ihtimal olsa da yine içine küçük bir umut doğdu ve o gizemli
kelimeyi kendisine sordu.
Güneş batmak üzereydi, sahilde sadece onlar vardı, akşam üstü sahilde
kimseler yoktu. Bir birinin elini kenetlenmişti, daha da parmaklarınızı
avuçlarında sıkarak yürüyorlardı. Şaziye hiçbir şey demeden o gizemli
kelimeyi sorduktan sonra, eğer vereceği cevap daha önce verdiği cevapla
aynıysa hiç de duymak istemiyordu. Bir daha ne kendi yüreğini sızlatmak
nede kanayan Ahmet’in yarasını bir kez daha kanatmak da istemiyordu.
Unutmaya yüz tutmuş, hayatının en güzel günleri cehenneme çeviren o
anları bir kez daha Ahmet’e hatırlatmak da istemiyordu. Ama içinde büyüdükçe
büyüyen bu kuşkunun nedeni de öğrenmeden edemiyordu.
Åžaziye uzun zamandır içini kemiren, hiç yüzünü görmediÄŸi ama Ahmet’in
kendisiyle konuşmadığı süre içinde bütün kalbi onun olduğu kişiyi
kıskanıyordu. Hiçbir zaman cesaret edip de kendisiyle bu konuyu konuşmamıştı
o ana kadar ve hiçbir güç Ahmet’in onun duygularından
arındıramayacağını da iyi biliyordu. Ne zaman kendisine “sana evin diyebilir miyim”
sorulduÄŸun da kendisi bunun nedeni biliyordu, ama yinede sormadan
edemiyordu. Belki bir gün gerçeği söyler diye. Ancak o güne kadar Ahmet var olan
gerçeği hiç söylemedi. İçinde alevlenen ateşiyle kavuran yüreklerini
Åžaziye’ye göstermedi. Aslında kendi derdiyle onu üzmek de istemiyordu.
Åžaziye kendisini sevdiÄŸini iyi biliyordu. Sevmenin de ne demek olduÄŸunu
da iyi biliyordu. Bir baÅŸkası için yüreÄŸi yandığı kadar, Åžaziye’nin de
yüreği onun için yandığını da iyi biliyordu. Bu nedenle asla gerçeği o
ana kadar söylememiÅŸti. Hep aynı cevap ve gözlerini Åžaziye’nin
gözlerinden kaçırarak. Kaçamak cevap vermişti.
devamı »

Sonraki »

Hikaye Sohbet Chat

Sesli Chat Sohbet Muhabbet SesliSohbet SeslİChat

Yazili Chat Sohbet Muhabbet Turkchat


Hikayelerden MircYukle Mircindir Mirc mRc

Son Yorumlar

Hikayelerden Reklam

Yorumlariniz

Haber Haberler


Nicknizi Yazip:

mirc mircturkce turkcemirc mircsite mircarama indirmirc chatmirc mirchat


hikayeler Hikaye hikaye