<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Hikayelerden Hikaye Hikayeler Makale Makaleler Siir Siirler Hikayeleri Guzel Sozler Gunluk Kim kimdir nedir &#187; Hikayeler</title>
	<atom:link href="http://www.hikayelerden.com/bilgi/hikayeler/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.hikayelerden.com</link>
	<description>hikayelerden hikaye hikayeleri</description>
	<lastBuildDate>Thu, 02 Sep 2010 09:56:35 +0000</lastBuildDate>
	<generator>http://wordpress.org/?v=2.9</generator>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
			<item>
		<title>Yapici Olmak Zordur</title>
		<link>http://www.hikayelerden.com/yapici-olmak-zordur.html</link>
		<comments>http://www.hikayelerden.com/yapici-olmak-zordur.html#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 23 Oct 2008 04:17:33 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Hikayeler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.hikayelerden.com/?p=257</guid>
		<description><![CDATA[Renklerin ustası olarak anılan büyük bir ressamın öğrencisi eğitimini tamamlamış. Büyük usta öğrencisini uğurlarken, yaptığı resmi şehrin en kalabalık meydanına koymasını ve yanına da kırmızı bir kalem bırakmasını,halktan beğenmedikleriyerlere çarpı koymalarını rica eden bir yazı iliştirmesini istemiş.
Öğrenci birkaç gün sonra resme bakmaya gittiğinde resmin çarpılar içinde olduğunu görmüş.
Üzüntüyle ustasına gitmiş. Usta ressam üzülmemesini ve yeniden [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Renklerin ustası olarak anılan büyük bir ressamın öğrencisi eğitimini tamamlamış. Büyük usta öğrencisini uğurlarken, yaptığı resmi şehrin en kalabalık meydanına koymasını ve yanına da kırmızı bir kalem bırakmasını,halktan beğenmedikleriyerlere çarpı koymalarını rica eden bir yazı iliştirmesini istemiş.</p>
<p>Öğrenci birkaç gün sonra resme bakmaya gittiğinde resmin çarpılar içinde olduğunu görmüş.</p>
<p>Üzüntüyle ustasına gitmiş. Usta ressam üzülmemesini ve yeniden resme devam etmesini önermiş. Öğrenci resmi yeniden yapmış. Usta yine resmi şehrin en kalabalık meydanına bırakmasını istemiş fakat bu kez yanına bir palet dolusu çeşitli renklerde boya ile birkaç fırça koymasını ve yanına da insanlardan beğenmedikleri yerleri düzeltmesini rica eden bir yazı ile bırakmasını önermiş.</p>
<p>Öğrenci denileni yapmış. Birkaç gün sonra bakmış ki resmine hiç dokunulmamış. Sevinçle ustasına koşmuş.</p>
<p>Usta ressam şöyle demiş:</p>
<p>&#8220;İlkinde insanlara fırsat verildiğinde ne kadar acımasız bir eleştiri sağanağı ile karşılaşılabileceğini gördün.Hayatında resim yapmamış insanlar dahi gelip senin resmini karaladı. İkincisinde onlardan yapıcı olmalarını istedin. Yapıcı olmak eğitim gerektirir.</p>
<p>Hiç kimse bilmediği bir konuyu düzeltmeye cesaret edemedi. Emeğinin karşılığını, ne yaptığından haberi olmayan insanlardan alamazsın. Sakın emeğini bilmeyenlere sunma ve asla bilmeyenle tartışma.&#8221;</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.hikayelerden.com/yapici-olmak-zordur.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Oglum Seni Seviyorum</title>
		<link>http://www.hikayelerden.com/oglum-seni-seviyorum.html</link>
		<comments>http://www.hikayelerden.com/oglum-seni-seviyorum.html#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 16 Oct 2008 00:16:37 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Hikayeler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.hikayelerden.com/?p=179</guid>
		<description><![CDATA[Dinle oğlum, bunları sana sen uyurken söylüyorum. Küçücük elini yanağının altına sokmuşsun, nemli alnındaki sarı lülelerin yapış yapış ıslak. Odana bir hırsız gibi süzülerek girdim. Birkaç dakika önce kütüphanede oturmuş gazetemi okurken vicdan azabım nefes kesen bi dalga gibi üstüme geldi. Bir suçlu gibi yatağının başucuna geldim.
Neler mi düşündüm . oğlum? Sabah sabah kızmıştım. Okula [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Dinle oğlum, bunları sana sen uyurken söylüyorum. Küçücük elini yanağının altına sokmuşsun, nemli alnındaki sarı lülelerin yapış yapış ıslak. Odana bir hırsız gibi süzülerek girdim. Birkaç dakika önce kütüphanede oturmuş gazetemi okurken vicdan azabım nefes kesen bi dalga gibi üstüme geldi. Bir suçlu gibi yatağının başucuna geldim.<br />
Neler mi düşündüm . oğlum? Sabah sabah kızmıştım. Okula gitmek üzere giyinirken seni azarladım, çünkü yüzünü ıslak havluyla öylesine silivermiştin. Ayakkabılarının kirli olduğunu görünce sana onları temizlettim. Bazı eşyalarını yere attığında sana öfkeyle bağırdım.<br />
Kahvaltı ederken bir sürü kusurunu buldum. Yiyecekleri etrafına saçıyordun, lokmalarını çiğnemeden yutuyordun, ekmeğine çok fazla tereyağı sürmüştün. Sen oyun oynamaya gidiyordun, bense trenime yetişmek zorundaydım. Bana baktın elini salladın ve “Güle güle babacığım” dedin. Ben ise kaşlarımı çattım ve “Dik dur!” dedim sana.<br />
Akşam üzeri de durum farksızdı. Eve gelirken seni yere çömelmiş arkadaşlarınla bilye oynarken buldum. Çorapların yırtılmıştı. Arkadaşlarının önünde seni küçük düşürdüm ve kolundan tutup eve götürdüm. Bu çoraplar çok pahalıydı ve giymek istiyorsan dikkatli olmalıydın. Düşün oğlum bunları sana baban söylüyordu!<br />
Hatırlıyor musun? Sonra çalışma odama girdin.Gözlerinde incinmiş bir ifade vardı. Kağıtlarımın üzerinden sana baktığımda bir an için çıkmaya yeltendin. “Ne istiyorsun?” diye bağırdım sana.<br />
Hiç bir şey söylemeden koşup boynuma sarıldın ve beni öptün. Hem de . büyük bir sevgiyle. Sonra koşarak dışarı çıktın.<br />
Kağıdım elimden düştü. Bana neler oluyordu? Sürekli senin hatalarını buluyordum. Seni böyle ödüllendiriyordum. Seni sevmediğim için değil bu; senden çok şey beklediğim için. Seni kendi çağımın değer yargılarına göre değerlendiriyorum çünkü.<br />
Oysa ki senin pek çok güzel özelliğin var. Kalbin öylesine yüce ki! Bu gece gelip beni öpüşün de bunu kanıtlıyor.Bu gece başka hiçbir şeyin önemi yok oğlum. Karanlıkta, yatağının yanında diz çöktüm ve çok utanıyorum. Bunları sana uyanıkken anlatsam da anlamazsın biliyorum. Ama yarın gerçek bir baba olacağım. Seninle oynayacağım. Sen acı çektiğinde acı çekecek, sen güldüğünde güleceğim. Dilimin ucuna kötü şeyler geldiğinde dilimi ısıracağım. Kendi kendime sürekli, “O bir çocuk!” diyeceğim.<br />
Ben seni büyük bir adam gibi gördüm. Oysa ki sen daha küçük bir çocuksun. Daha dün annenin kolları arasındaydın, başını onun omzuna dayamıştın. Ah, senden çok şey bekledim oğlum, çok şey bekledim.<br />
İnsanları eleştirmek yerine onları anlamaya çalışalım. Ne yapmak istediklerini anlayalım. Sempati, hoşgörü ve nezaket eleştiriden çok daha yararlıdır. “Bilmek affetmektir.” Dr. Johnson’ın da söylediği gibi, “Allah bile insanı son gününe kadar yargılamaz.” O halde neden biz yargılayalım?<br />
Eleştirmeyin, kınamayın ve şikayet etmeyin! Hatalarından ders alması için yardımcı olabiliyorsanız, yardımcı olun. Bekleyin</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.hikayelerden.com/oglum-seni-seviyorum.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>yuksek Yuksek Tepelere</title>
		<link>http://www.hikayelerden.com/yuksek-yuksek-tepelere.html</link>
		<comments>http://www.hikayelerden.com/yuksek-yuksek-tepelere.html#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 23 Oct 2008 04:02:05 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Hikayeler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.hikayelerden.com/?p=217</guid>
		<description><![CDATA[Yüksek yüksek tepelere ev kurmasınlar
Aşrı aşrı memlekete kız vermesinler
Annesinin bir tanesini hor görmesinler
Uçan da kuşlara malum olsun
Ben annemi özledim
Hem annemi hem babamı
Ben köyümü özledim
Babamın bir atı olsa binse de gelse
Annemin yelkeni olsa uçsada gelse
Kardeşlerim yollarımı bilsede gelse
Çok eski bir söylentiye göre Malkara köylerinden birinde Zeynep adında çok güzel bir kız vardr. Onun güzelliği dillere destandır [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Yüksek yüksek tepelere ev kurmasınlar<br />
Aşrı aşrı memlekete kız vermesinler<br />
Annesinin bir tanesini hor görmesinler</p>
<p>Uçan da kuşlara malum olsun<br />
Ben annemi özledim<br />
Hem annemi hem babamı<br />
Ben köyümü özledim</p>
<p>Babamın bir atı olsa binse de gelse<br />
Annemin yelkeni olsa uçsada gelse<br />
Kardeşlerim yollarımı bilsede gelse</p>
<p>Çok eski bir söylentiye göre Malkara köylerinden birinde Zeynep adında çok güzel bir kız vardr. Onun güzelliği dillere destandır .</p>
<p>Günün birinde , Zeynep´in köyünde büyük bir düğün olur.Bu düğüne çevre köy ve kasabalardan insanlar cağrılır.oyunlar eğlenceler yapılır.Gösterilerin en önemliside at yarışlarıdır . Bu düğüne ,üc gün üc gece yol teperek gelen Ali adında bir genç iyi bir at yarışçısıdır.Bu gencin gözü bir ara Zeynep´ e ilişir ..Yüreğinde sıcak nehirler dolaşmaya başlayan Ali köyüne döndüğünde durumu babasına açar, aldığı olumlu cevap karşısında aile büyükleri ile Zeynep´i istemeye gelirler.</p>
<p>Kız babası-anası kızlarını uzak yere vermek istemeselerde kısa zamanda düğünleri olur..<br />
Zeynep gelin olduktan sonra yedi sene ailesini kardeşlerini ve köyünü göremez &#8230;<br />
Tüm yalvarmaları boşa giden Zeynep´in yüreğindeki hasret günden güne büyüyerek dayanılmaz bir hal alır.<br />
Zeynep artık teselliyi Türkülerde bulur .Ezgiler yakmaya başlar .Kına gecelerinde ve düğünlerde söylediği türkülerle gelinleri kızları büyüler..</p>
<p>Zeynep´in evi köyün en yüksek tepesindedir ,türkülerini oradan söyler..<br />
Kocası Zeynep´in hasretine aldırış etmez sevgisi çoktan bitmiş itip kakmalar başlamıştır ..<br />
Zeynep kocasının bu tutumundan yataklara düıer &#8230;Sonunda köy halkı Zynep´in anne ve babasının gelmesine karar verir, kocasının da baska çaresi kalmamıştır ..<br />
Uzun yolculuktan sonra Zeynep´in anne ve babası gelirler ..Zeynep son nefesinde yüksek yüksek tepelere ev kurmasınlar türküsünü anasına babasına mırıldanır .Çevresindeki tüm insanlar duygulanıp göz yaşı dökerler .<br />
Hasretini biraz olsun gideren Zeynep için çok geç kalınmıştır .O bir daha yataktan kalkamaz.Türküsü de o günden bu güne söylenip durur.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.hikayelerden.com/yuksek-yuksek-tepelere.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Elindeki ile Yetinmek</title>
		<link>http://www.hikayelerden.com/elindeki-ile-yetinmek.html</link>
		<comments>http://www.hikayelerden.com/elindeki-ile-yetinmek.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 19 Nov 2007 19:04:30 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Hikaye]]></category>
		<category><![CDATA[Hikayeler]]></category>
		<category><![CDATA[elindeki]]></category>
		<category><![CDATA[elindeki ile yetinmek]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.hikayede.com/elindeki-ile-yetinmek.php</guid>
		<description><![CDATA[Zamanın birinde bir kasabada yaşayan dünyalar güzeli bir kız varmış. Bu kız öyle güzelmiş ki çok uzak şehirlerden ve ülkelerden çok zengin, çok yakışıklı, asil pek çok delikanlı onu görmeye gelirmiş.
Kendisiyle evlenmek isteyen nice prensi nice şövalyeyi reddeden güzel kız kimseleri beğenmezmiş. Bu arada aynı kasabada yaşayan ve bu kıza aşık olan genç bir delikanlı [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Zamanın birinde bir kasabada yaşayan dünyalar güzeli bir kız varmış. Bu kız öyle güzelmiş ki çok uzak şehirlerden ve ülkelerden çok zengin, çok yakışıklı, asil pek çok delikanlı onu görmeye gelirmiş.<br />
Kendisiyle evlenmek isteyen nice prensi nice şövalyeyi reddeden güzel kız kimseleri beğenmezmiş. Bu arada aynı kasabada yaşayan ve bu kıza aşık olan genç bir delikanlı da bu kızı istemiş. Ama kız onu da reddetmiş. Aradan uzun yıllar geçmiş. Bizim delikanlı kasabadan ayrılmış. Kendine başka bir hayat kurmuş ve evlenmiş, çoluk çocuğa karışmış.</p>
<p>Bir gün yolu bir zamanlar yaşadığı güzel, küçük kasabaya düşmüş. Orada tanıdık birine rastladığında aklına bir zamanlar orada yaşayan dünyalar güzeli kız gelmiş ve ona ne olduğunu sormuş.</p>
<p>Yaşlı adam önünde gül bahçesi olan bir evi göstererek kızın evlendiğini söylemiş. Bizimki bir zamanlar herkesi reddetmiş olan kızın kocasını pek merak etmiş. Bir gün gizlenip kocasını evden çıkarken görmüş. Kızın kocası şişman, kel ve çirkin mi çirkin bir adammış. Üstelik zengin bile değilmiş. Çok merak eden adam kocası gittikten sonra evin kapısını almış. Kız kapıyı açınca kendini tanıtmış ve neden böyle bir adamla evlenmiş olduğunu sormuş.</p>
<p>Kız da ona arkasındaki gül bahçesinden en güzel gülü koparıp getirirse cevabı vereceğini bu arada tek şartının bahçede ilerlerken geriye dönmemesi olduğunu söylemiş. Adam da bunun üzerine yüzlerce güzel gülün olduğu bahçede ilerlemeye başlamış. Birden çok güzel sarı bir gül görmüş.Tam ona doğru eğilirken biraz ilerde kocaman pembe bir gül gözüne çarpmış.Tam ona uzanırken daha ilerde muhteşem güzellikte kırmızı bir gül goncası görmüş. Derken bir de bakmış ki bahçenin sonuna gelmiş ve mecburen oradaki bir gül koparıp kıza götürmüş. Bahçenin en güzel gülün getirmesini beklerken kız bir de ne görsün yaprakları solmuş cılız bir gül.</p>
<p>Bunun üzerine adama dönen kız söyle demiş; &#8221; Bak gördün mü? Her zaman daha iyisini bulmak isterken ömür geçer ve sen en kötüsüne razı olmak zorunda kalırsın. Bu yüzden gençlik gitmeden elindekiyle yetinebilmeyi öğrenmek gerekir.&#8221;</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.hikayelerden.com/elindeki-ile-yetinmek.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Telefonda Basladik</title>
		<link>http://www.hikayelerden.com/telefonda-basladik.html</link>
		<comments>http://www.hikayelerden.com/telefonda-basladik.html#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 30 May 2008 20:53:04 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Ask Hikayeleri]]></category>
		<category><![CDATA[Hikaye]]></category>
		<category><![CDATA[Hikayeler]]></category>
		<category><![CDATA[basladik]]></category>
		<category><![CDATA[telde]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.hikayelerden.com/telefonda-basladik.php</guid>
		<description><![CDATA[Onunla 1999 haziran ayında tanıştım. Ve tanıştığım o ilk anda ona aşık oldum.
Tanışmadan önce çalıştığımız firmalar dolayısıyla sürekli telefonla görüşüyorduk. Bu arada onun evli ve bir kızı olduğunu öğrendim.
Zamanla aramızda çok iyi bir arkadaşlık başlamıştı ve birbirimizi merak ediyorduk.
Haziran ayında firmamız bir davet verdi. Tanışmaya karar verdik. Ne de olsa sadece arkadaşdık. Tanışmamız davet gibi [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Onunla 1999 haziran ayında tanıştım. Ve tanıştığım o ilk anda ona aşık oldum.<br />
Tanışmadan önce çalıştığımız firmalar dolayısıyla sürekli telefonla görüşüyorduk. Bu arada onun evli ve bir kızı olduğunu öğrendim.<br />
Zamanla aramızda çok iyi bir arkadaşlık başlamıştı ve birbirimizi merak ediyorduk.<br />
Haziran ayında firmamız bir davet verdi. Tanışmaya karar verdik. Ne de olsa sadece arkadaşdık. Tanışmamız davet gibi kalabalık bir ortamda olmayacağı için dışarıda buluşmaya karar verdik.<br />
Onu beklerken bir yandan da cep telefonlarımızla konuşuyor. Birbirimizi bulmaya çalışıyorduk. En sonunda karşı karşıya geldik ve ben ona o ilk and aşık oldum.<br />
Gülüşü, konuşmaları, bakışları…</p>
<p>Başbaşa çok güzle bir yemek yedik. Gülüşmeler, konuşmalar… derken ayrılık vakti geldi ve hiç bu kadar üzülmemiştim. Daha yeni tanışmamıza rağmen sanki ben ona yıllardan beri tanıyormuşum, hep yanındaymışımda ayrılmışız gibi hissettim.</p>
<p>Sonra altı ay kadar hiç yüz yüze görüşmedik. Artık telefonda da nadir konuşuyorduk.</p>
<p>Hayal kırıklığına uğradığını düşünmeye başlamıştım ki eşindne ayrıldığını öğrendim. Sonra bir telefon konusşması tüm geleceğimi dğeiştirdi.<br />
O da beni beğenmiş fakat evli olduğu için hiç bir şey söyleyememiş. Zamanla eşi ile arasındaki problemler daha da büyüdüğü için ve birbirlerini daha fazla yıpratmamak için ayrılmaya karar vermişler.</p>
<p>İki seneye yakın görüşmeye devam ettik çok zor günleri birlikte atlattık.<br />
Ama çok güzel günleride birlikte yaşadık. Çünkü biz her şeyden önce arkadaştık. Şu an nişanlıyız ve çok kısa bir zaman sonra evleniyoruz.</p>
<p>Isterim ki her kez benim kadar mutlu olsun, herkez sevdiğinin elini istediği zaman tutabilsin ve onu her an yanında bulabilsin&#8230;<br />
Onunla telefon sayesinde delice bir aşk yaşamıştık. Telefon aşkımı çok seviyorum.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.hikayelerden.com/telefonda-basladik.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Yilbasi</title>
		<link>http://www.hikayelerden.com/yilbasi.html</link>
		<comments>http://www.hikayelerden.com/yilbasi.html#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 28 Dec 2008 20:59:10 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Hikayeler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.hikayelerden.com/?p=356</guid>
		<description><![CDATA[Yılbaşı ailece kutlanması gereken bir mutluluktur. Fakat öyle insanlar varki&#8230;
30 Aralık 1995 tarihinde, saat 23.30&#8242;da, Sümbül sokak -herzamanki gibi- bomboştu. Bu sokağın başında, bir sokak lambası vardır. Başlangıcı geniş olup, sonuna doğru daralır. Sümbül Sokak&#8217;ta bulunan on iki evin hepsi de tek katlıdır.
Saatler on ikiye yaklaştığı halde, sokak hâlâ aydınlıktı. Bunun tek bir sebebi vardı: [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Yılbaşı ailece kutlanması gereken bir mutluluktur. Fakat öyle insanlar varki&#8230;</p>
<p>30 Aralık 1995 tarihinde, saat 23.30&#8242;da, Sümbül sokak -herzamanki gibi- bomboştu. Bu sokağın başında, bir sokak lambası vardır. Başlangıcı geniş olup, sonuna doğru daralır. Sümbül Sokak&#8217;ta bulunan on iki evin hepsi de tek katlıdır.</p>
<p>Saatler on ikiye yaklaştığı halde, sokak hâlâ aydınlıktı. Bunun tek bir sebebi vardı: Kar. Akşam üstü başlayan kar, beyaz bir örtü gibi sokağı örtmüştü. Kar ve rüzgar birleşerek, Sümbül sokağın geceyarısı sessizliğini bozuyordu.</p>
<p>Sabah olduğunda, çocukların ilk işi sokağa çıkıp, karın tadını çıkarmak oldu. Kardanadam yapmaya en elverişli yer Cemil Bey&#8217;in bahçesi olduğundan, gizli olarak bahçeye giren dört çocuk kardanadam yapmaya koyuldu. Cemil Bey&#8217;in evinden saat tam sekizde çalar saatin sesinin geldiğini duyan çocuklar korkuya kapıldılar. Korktukları başlarına geldi: Cemil Bey onları görmüştü. Hiç vakit kaybetmeden çil yavrusu gibi dağıldılar. Dağıldıklarını gören Cemil Bey bahçeye girdi ve kardanadamı dağıttı. Çocukların, kaçarken çıkardıkları sesten dolayı, Cemil Bey&#8217;in komşusu olan Cumali de uyanmıştı. Cemil Bey&#8217;in mırıldandığını duydu:</p>
<p>- Kahrolası veletler.</p>
<p>Cumali yatağından kalkarak pencereye doğru ilerledi. Perdeyi açtı ve tülün ardından, bembeyaz olan Sümbül Sokak&#8217;a baktı. Görüntü onu sevindirmişti. Bu günün yılın son günü olduğunu hatırlayınca daha da sevindi. Ve hemen kahvaltısını hazırlamaya koyuldu.</p>
<p>***</p>
<p>O gün sabahtan akşama kadar, durmadan kar yağdı. Cumali, günün çoğunu evde geçirdi. Yalnızca biraz yemiş ve kola almak için dışarıya çıktı. Hava çok soğuk olduğundan, alışverişini yapıp hemen eve döndü. Dışarının soğukluğuna karşın evde gürül gürül sobanın yanması hoşuna gitmişti.</p>
<p>Cumali, arkadaşlarını arayarak hepsinin yılbaşını kutladı. Bütün gün evde oturup akşama kadar televizyon izledi. Arasıra da perdeyi aralayarak, dışarıda eğlenen çocukları seyretti.</p>
<p>Akşam saat sekizden sonra dışarıdan gelen çocuk sesleri kesildi. Cumali, saat 23.00&#8242;e kadar televizyon izledi ve kuruyemiş yedi. Biraz canı sıkıldı ve uyumanın daha iyi geleceğini düşünerek televizyonu kapattı. Yatağını hazırladıktan sonra yatmak üzere ışığı söndürdü. Evin içi karanlık olduğu halde dışarıdan ışık geliyordu. Büyük bir şaşkınlık içinde perdeyi araladı. Geceyarısı olduğu halde karın ışıltısı sebebiyle dışarısı gündüz gibi aydınlıktı.</p>
<p>Uykusunun olmadığını farkeden Cumali, televizyonu tekrar açtı. Canı yine sıkılmaya başladı. Birden aklına bir çam ağacı bulup onu süslemek geldi. Evin, yaklaşık 300 metre ilerisinde bir kaç çam topluluğu vardı. Ayrıca, etrafı aydınlatan kar, bu yolculuğu müsait kılıyordu. Cumali paltosunu giyindi, kaşgola sarındı ve soğukkanlı bir biçimde dışarı çıktı. Uzaktan çam topluluğu görülüyordu. Hava da bayağı soğuktu. Dışarı ilk çıktığında biraz titremişti; fakat esen rüzgar ve kar ona ılık geliyordu.</p>
<p>Sümbül sokaktaki bütün evlerin ışıkları yanıyordu, saat 24.30 olduğu halde. Anlaşılan herkes yılbaşını kutluyordu. Cumali, Sümbül sokağın başında bulunan sokak lambasının aydınlattığı kaldırıma oturdu ve rüzgarı dinlemeye koyuldu. Rüzgarın uğultusu, kendisine bir musikiyi andırdı.</p>
<p>Sokak lambasının olduğu alan dört sokağa bağlıydı. Buradan sokaklara teker teker bakan Cumali bu güzelliği hafızasına kazıdı. Bir müddet sonra yolculuğuna devam etti.</p>
<p>Cumali, çam ağaçlarına doğru ilerledikçe ev sayısı azalmakla beraber, etraf iyice ıssızlaşıyordu. Rüzgarın uğultusu artık kulağına fısıldamıyordu. Yolu yarıladığında, uzun kavak ağaçlarının oluşturduğu bir caddeye geldi. Kavak ağaçlarının biraz arkasında ıssız bir ahşap ev vardı. Görüntüsü bile ürkütücü olan bu yere kim girebilirdi. Cumali, yolun daha fazla karlı olduğu bölümlerden geçmeyi daha çok istiyordu; çünkü karın çıkardığı ses, yolu aştıkça artan korkusunu hafifletiyordu.</p>
<p>Bir müddet sonra toprak yol başladı. Yolun çamurluk bölümlerini geçerken ayaklarına su sızdı.</p>
<p>Nihayet, evden çıkışından yarım saat sonra çam ağaçlarının olduğu yere geldi. Artık çevrede ev yoktu sadece uzaktan sadece birkaç ev seçiliyordu.</p>
<p>Cumali ilk olarak güzel bir çam ağacı seçti. Yolculuk sırasında kendisini yoran baltasını çıkardı ve ağacı kesti. Sonra ağacın baş kısmından, yaklaşık iki metre daha kesti. Ağacı sırtına yükledi, geri dönüş başladı.</p>
<p>Çamurlu yoldan geçerken iyice çamura bulandı ve artık ayakkabıları çamur haline geldi. Ayakları da çamurdan nasibini aldı.</p>
<p>Asfalt yola geldiğinde biraz rahatladı. Yol daha düz devam edecekti. Ayakları üşümeye başlamıştı. Bir yandan sırtındaki ağaç, diğer yandan elindeki balta onu yormuştu. Elinde eldiveni yoktu ve sardığı kaşgol rüzgarın iyice sertleşmesiyle yere düşmüştü.</p>
<p>Evler yoğunlaşmaya başladığında, korkusu her dakika daha da arttı. Evden çıktığı anda ılık esen rüzgar, şimdi bütün gücüyle esiyor, sanki karın daha fazla soğuması için çalışıyordu. İlerlerken yolunu aydınlatan kar, şimdi onu karanlıklara itmişti.</p>
<p>Kavak ağaçlarının bulunduğu caddeye gelen Cumali, öteden kendisine doğru gelen birkaç tane sokak köpeğinin sesini duydu. Havlama sesleri gittikçe yaklaşıyordu. Etrafına baktı, beş dakika saklanabileceği bir yer aradı. Kavak ağaçlarının arkasında köpekler görebilirdi. O halde tek bir yer kalmıştı: Ahşap ev.</p>
<p>Vakit kaybetmeden ahşap eve girdi. Dış kapı o kadar çürümüş ki, Cumali&#8217;nin açmak için ittiği kapı yere serilmişti. Evin içi rutubet kokuyordu. Cumali sırtındaki ağacı bir köşeye koydu. Köpekler, evin önüne geldiler ve biraz durdular. Kırık camdan onları izleyen Cumali, köpeklerin iki dakika sonra oradan uzaklaştıklarını gördü. Biraz rahatlayarak evin koridoruna çıktı, çam ağacı ve baltayı evde bırakarak oradan ayrıldı.</p>
<p>Kavak ağaçlarının bittiği noktaya kadar gelen Cumali aniden karşısındaki büyük köpeği farketti. Kendisini bayılacak gibi hissetti. Köpeğin hızla koştuğunu görünce, o da köpekten kaçmaya başladı. Bir an durdu ve yerde bir kar yükseltisi gördü. Elini attığında, yükseltinin kaya parçası olduğunu anladı. Bütün gücüyle taşı sıçramak üzere olan köpeğin başına indirdi. Köpek anında öldü.</p>
<p>Artık, gece tam bir kâbusa dönüşmüştü. Bununla beraber yol da azalıyordu. Darca bir sokak olan Hasret Sokağı geçtikten sonra; Sümbül sokağın başındaki meydana çıkılıyordu. Bunun bilincinde olan Cumali, adımlarına biraz daha hareket kazandırdı. Hasret Sokakta bulunan evlerin bir kısmından hiç ışık gelmiyor, bir kısmı ise hâlâ yılbaşı eğlencelerini izlemeye devam ediyordu.</p>
<p>Saat 1.30&#8242;a geliyordu. Hasret sokaktan geçen Cumali, sokağın tam ortasında birden irkildi. Arkasında birisinin olduğunu düşündü. Adımlarını biraz daha hızlandırdı. Soluk alışları hızlanmıştı. Aniden koşmaya başladı. Hasret sokağı süratle geride bıraktıktan sonra, sokak lambasının bulunduğu alanda durmak istedi. Fakat durmak istediği yer buzul olduğundan ayağı kaydı ve süratle yere düştü. Bir sarhoş gibi temkinli olarak doğrulmaya uğraştı. Doğrulunca, cesaretini topladı ve Hasret sokağına bir göz attı; fakat birşey göremedi. Sümbül sokak karanlığa bürünmüştü. Kendi evinin sokak lambasından başka, hiçkimsenin ışığı yanmıyordu.</p>
<p>Cebinden anahtarı çıkarırken yerdeki kırmızılılık gözüne ilişti. Elini başına götürdü. Başı yarılmıştı. Başının, düştüğü sırada yarıldığını anladı. O zaman, o kadar korkmuştu ki başının acısını hissetmedi bile. İçeri girdiğinde sıcaklık içine işledi. Hemen paltosunu çıkardı ve sobanın yanına geçti. Başının hâlâ kanadığını, çıkan kanın sızlamasından anlıyordu. Saatler 2.00&#8242;ye gelirken Cumali banyoya, duş almak için girdi.</p>
<p>***</p>
<p>Geceyarısını çoktan geçen saatler, sabahı vurmak için acele ediyorlardı. Hasret sokağından müthiş bir rüzgar esti ve Sümbül sokağın sonuna değin etkisini gösterdi. Bu şiddetli rüzgarın etkisine dayanamayan Cumali&#8217;nin evinin sokak lambası patladı. Bununla birlikte Cumali&#8217;nin Hasret sokağında bulunan, derin karların sayesinde epey direnen ayak izleri de silindi. Tabi, bu ayak izlerini izleyen ve Sümbül sokağın başındaki meydanda aniden yokolan ayak izleri de. Bu ayak izlerinin sahibini Cumali sezmişti; fakat arkasına baktığı an geride hiçbirşey göremeyince bunun kendisinin abarttığı boş korku olduğunu zannetti. Bu izlerin bir özelliği vardı ki; Cumali&#8217;nin ayak izlerinin tam tersi şeklindeydi. Geri geri gelen bir insanın ayak izleri gibi. Fakat bu izleri yapanın geri geri gelmediğini de söyleyebilirim.</p>
<p>Günün aydınlanmasına yaklaşık dört saat vardı. Duştan yeni çıkan Cumali, üstünü başını kuruladı. Başı artık kanamıyordu. Fazla beklemeden hemen yattı. Fakat bir türlü uyuyamadı. Gecenin 3.30&#8242;unda dışarıdan sesler gelmeye başladı. Sesler Cemil Bey&#8217;in bahçesinden geliyordu. Işığı yakmaya cesaret edemedi. Yavaş yavaş pencerenin yanına yaklaştı. Perdeyi çok az araladı ve dışarıda çocukların kardanadam yaptıklarını gördü. Cumali şaşırdı. Ayrıca içine bir sıkıntı düştü. Birden Cemil Bey&#8217;in çalar saati çalmaya başladı. Çocuklar, kulakları çınlatan bu sesi duyunca çil yavrusu gibi dağıldılar. Cemil Bey bahçeye geldi ve homurdanmaya başladı.</p>
<p>- Kahrolası veletler.</p>
<p>Cumali, perdesinin arkasından izlediklerine bir türlü anlam veremiyordu. Sabah gördüğü olayların aynısı tekrar ediyordu. Fakat dikkatini çeken iki ayrıntı vardı. Birincisi, olaylar bu defa gece yaşanıyordu ve Cemil Bey&#8217;in çalar saati 3.35&#8242;te çalmıştı. İkincisi ise, Cemil Bey&#8217;in ağzından çıkan &#8220;Kahrolası veletler&#8221; lafının, sabahın aksine çok boğuk olarak, bozuk bir plak gibi çıkmasıydı.</p>
<p>Olayları titreyerek izleyen Cumali, kardan adamı dağıtan Cemil Bey&#8217;in birden kendisine baktığını gördü. Göz göze gelmişlerdi. Cumali&#8217;nin kalbi çatlarcasına atıyordu. Perdeyi kapattı ve yatağına giderek hemen yorganı üzerine çekti.</p>
<p>***</p>
<p>Gün, yavaş yavaş ağarmaya başlamıştı. Bulutlar, batıya doğru kayarken, yerlerini, doğudan doğmaya başlayan güne bırakıyordu.</p>
<p>Sabah 10.15 civarında, Cumali, kapının vurulmasıyla aniden yataktan fırladı. Üstü sırıl sıklam olmuştu. Gündüz olduğundan, korkmasına gerek yoktu. Soğukkanlılıkla kapıyı açınca karşısında Cemil Bey&#8217;i gördü. Onu süzmeye başladı. En çok da gözlerini süzmüştü. Cemil Bey biraz şaşkınlıkla:</p>
<p>- Neyin var senin. Sanki hayalet görmüş gibisin.</p>
<p>- Hiç birşey canım.</p>
<p>Biraz düşünen Cumali:</p>
<p>- Bugün ayın kaçı, dedi sabırsızlıkla,</p>
<p>- Yılın son günü.</p>
<p>- Hay Allah. Demek ki hepsi rüya imiş.</p>
<p>- Ne rüyası, dedi Cemil bey, cevap almak istemeyen bir tavır takınarak.</p>
<p>- Önemli değil.</p>
<p>- Fazla şekerin var mı Cumali. Bakkal bugün açmamış. Benim de misafirlerim var.</p>
<p>Cumali gözlerini ovuştura ovuştura mutfağa gitti. 1 kg şekerinin olduğunu gördü. Hepsini alıp Cemil Bey&#8217;e verdi. Cemil Bey de teşekkür edip gitti.</p>
<p>Dışarıda kar yağmaya devam ediyordu. Cumali, üstünü giyindi, dışarıya çıktı. Vücudunu büyük bir soğuk hava sarmıştı. Cumali, çocukların birbirine kartopu atarak, eylendiklerini gördü. Bunun üzerine:</p>
<p>- Hey çocuklar. Bugün Yılbaşı. Sakın Cemil Bey&#8217;in bahçesine girmeye kalkmayın.</p>
<p>Çocukların içinden Küçük Ahmet soluk soluğa gelerek:</p>
<p>- Neden Cumali Abi.</p>
<p>- &#8220;Kim bilir. Belki de bahçesinde -bugün için- gizemli bir şeyler vardır.&#8221; diyerek alana doğru yürümeye başladı. Gözleri evin dış lambasına takıldı. Lambanın kırılmış olduğunu görünce çocukların yaptığını zannetti. Yılbaşı olduğu için çocuklara kızmak aklından bile geçmedi.</p>
<p>Bugüne hazırlık yapmak amacıyla kuruyemişçiye uğradı. O gün hiç üzerinden gitmeyecek olan şaşkınlığının tesiriyle kuruyemişçiden, yemiş ve kolanın dışında 1 kilo da şeker istedi. Kuruyemişçiden çıkarken yüzünde hafif bir tebessüm vardı. Onun yüzüne bakan, bugünün güzel geçeceği duygusuna kapılabilirdi.</p>
<p>Tâ ki gece 24.00&#8242;e kadar.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.hikayelerden.com/yilbasi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Kavusmanin Alfabesi</title>
		<link>http://www.hikayelerden.com/kavusmanin-alfabesi.html</link>
		<comments>http://www.hikayelerden.com/kavusmanin-alfabesi.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 19 Nov 2007 19:20:39 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Hikaye]]></category>
		<category><![CDATA[Hikayeler]]></category>
		<category><![CDATA[Romantik Hikayeler]]></category>
		<category><![CDATA[Kavusma]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.hikayede.com/kavusmanin-alfabesi.php</guid>
		<description><![CDATA[Öylesine bir gündü, yeni değil de sanki geçmiş günlerden biriydi, öyle gibiydi&#8230;
Kaç gece beklemiştim seni. Kaç gece koynuma hasretini alıp uyumuştum. Kaç gece yalnızlık sancısıyla kıvranıp durmuştum. Öyle acımasızdı ki geceler, gökteki yıldızlar yüreğime atılan birer taş gibi gelmişti bana. Yine de her şeye değerdi bekleyişim.
Bütün yollar sana çıkıyordu ama ben asıl senin yolunun benimkiyle [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Öylesine bir gündü, yeni değil de sanki geçmiş günlerden biriydi, öyle gibiydi&#8230;<br />
Kaç gece beklemiştim seni. Kaç gece koynuma hasretini alıp uyumuştum. Kaç gece yalnızlık sancısıyla kıvranıp durmuştum. Öyle acımasızdı ki geceler, gökteki yıldızlar yüreğime atılan birer taş gibi gelmişti bana. Yine de her şeye değerdi bekleyişim.<br />
Bütün yollar sana çıkıyordu ama ben asıl senin yolunun benimkiyle kesişmesini bekliyordum.<br />
Aylar geçmişti hep vardın ama bir tek o an yanımdaydın. Biraz yabancıydın bana, biraz da tanıdık. Şaşkındık, şaşkınlığımız çok fazla yansıyordu yüzümüze. Göz göze gelmek hiç bu kadar zor olmamıştı. Bir bakıştan bin anlam çıkarmak buna denirdi işte. Yüzümüzde birbirimize ait izler arıyorduk bakarken.<br />
Ne çok duymuştum sesini ama sanki sen ilk kez konuşuyordun. İlk kez söylediğin cümleler sahibiyle bütünleşiyordu.<br />
Düştükçe gülüşün yüzüne, sessiz olan her şey konuşmuştu içimde. Yine de sözler bir türlü çıkmıyordu ağzımdan. Oysa boynuna sarılıp &#8220;Sen aylardır beklenen, sen yıllardır özlenensin&#8221; demek istiyordum. Hava serin değildi ama ben titriyordum.<br />
Kelimeler hiç bu kadar zor olmamıştı bana. Ne zaman bir şey söylemeye kalksam, her seferinde bir şey oluyordu, sözcükler ağzımda donuyordu.<br />
Sıcaktın, dokunmasan da yansıtıyordun. Biraz önce titreyen ben artık terliyordum. Aşktı bu biliyordum ama bunu kendime bile itiraf edemiyordum.<br />
Farkında değildin belki, belki ben belli etmiyordum ama yıllardır koruduğum, yıllardır kimseye açmadığım topraklarımı çoktan teslim almıştın bile. Sınırlarımdan içeri girmiştin bir kere. Yüreğimin en gizli, en kuytu köşelerinde sen vardın artık.<br />
İtirazsızdım, belli ki mutluydum. Belli ki beni şaşırtan mutluluğun ta kendisiydi. Harfleri tükenmez bir kavuşmanın alfabesindeydim. Ve ben okumayı sanki yeniden öğreniyordum.<br />
Şimdi bu sevdayı bana yaşattığın için kendimi şanslı hissediyorum. &#8220;Ya sen olmasaydın&#8221; diye düşünmüyorum çünkü sen varsın. Çünkü sen içimdesin. Çünkü sen benim hayat kaynağımsın.<br />
Biliyor musun, çölde bulabildiğim bir avuç su olsan, bitmeyesin diye içmem seni. Nerede olursan ol benimle kal. Ben, bu yürek attığı sürece seninleyim.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.hikayelerden.com/kavusmanin-alfabesi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>iki elma</title>
		<link>http://www.hikayelerden.com/iki-elma.html</link>
		<comments>http://www.hikayelerden.com/iki-elma.html#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 23 Oct 2008 03:57:15 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Hikayeler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.hikayelerden.com/?p=209</guid>
		<description><![CDATA[Tarih 12 eylül ihtilalinin hemen sonraları&#8230;
Bir çok devlet kurumunun başında halen
asker kökenli insanlar bulunuyor.
Kayseri’ nin o zamanlar merkez köyü olan
şimdilerde metropol Melikgazi ilçesine
bağlı Nize köyü ve zamanın muhtarının
köye getirmeye çalıştığı telefon
santralinin bir hikayesidir bu aslında.
Muhtar defalarca müracaat etmesine rağmen
bir türlü köyüne telefon santrali getirilmesini
sağlayamamıştır. Ufak bir yer olduğu için de
konunun dedikodusu çok olmaktadır.
Köyün en büyük [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Tarih 12 eylül ihtilalinin hemen sonraları&#8230;<br />
Bir çok devlet kurumunun başında halen<br />
asker kökenli insanlar bulunuyor.</p>
<p>Kayseri’ nin o zamanlar merkez köyü olan<br />
şimdilerde metropol Melikgazi ilçesine<br />
bağlı Nize köyü ve zamanın muhtarının<br />
köye getirmeye çalıştığı telefon<br />
santralinin bir hikayesidir bu aslında.</p>
<p>Muhtar defalarca müracaat etmesine rağmen<br />
bir türlü köyüne telefon santrali getirilmesini<br />
sağlayamamıştır. Ufak bir yer olduğu için de<br />
konunun dedikodusu çok olmaktadır.</p>
<p>Köyün en büyük özelliği de insanlarının genelde<br />
hep başka şehirlerde yaşıyor olmasıdır. İnşaat<br />
ustalarının bol olduğu bir yöredir aynı zamanda.</p>
<p>Ve muhtar son bir umutla valizini hazırlamaya<br />
başlar. Köyde yapılan dedikoduya bir son<br />
verecektir artık. Ankara’ya gidecek,<br />
gerekirse Genel müdürlükte yatacak<br />
ama santrali getirecektir köye.</p>
<p>Valizini hazırladığını gören annesi,<br />
iki elma uzatır muhtar oğluna.<br />
“Al oğlum! Şu iki elmayı da yanına koy.”</p>
<p>Almak istemez muhtar, “git işine anne”<br />
diyecek olur. Sonra, kalbi kırılmasın<br />
diye alır elmaları valize koyar.</p>
<p>Ve çıkar yola; Ankara&#8217;ya zamanın<br />
PTT Genel Müdürlüğüne varır.<br />
Genel müdürlükteki bir çok personel,<br />
gide gele orayı su yolu yapan<br />
muhtarı tanımaktadır artık.</p>
<p>Özel kalemden eski bir asker emeklisi olan<br />
genel müdürle görüşmek için randevu ister.</p>
<p>Genel müdür, muhtarın tekrar tekrar gelişinden<br />
oldukça rahatsızdır. Kabul etmek istemez.<br />
Epey bir müddet bekletir kapıda. Nihayet<br />
odasına kabul ettiğinde yüksek bir sesle kızar<br />
muhtara ; “Niye geldin yine muhtar, sen<br />
olmazdan anlamaz mısın kardeşim?” diyerek<br />
azarlar muhtarı. Muhtar ise; “Efendim bu benim<br />
için çok önemli bir şey, köy halkına söz verdim,<br />
santrali almadan gitmeyeceğim buradan. Aha bak,<br />
valizimle geldim. Gerekirse burada yatacağım.”</p>
<p>Daha bir sinirlenen genel müdür; “Kardeşim sen<br />
yoktan anlamaz mısın? Yok diyoruz sana yok&#8230;<br />
Haydi, çıkar cebinden bana bir elma ver !”</p>
<p>Genel müdürün maksadı işin olmazlığını<br />
izah etmektir. Muhtar güler, tam o sırada aklına<br />
annesinin alması için ısrar ettiği iki elma gelmiştir.</p>
<p>Hemen valizini açar ve elmanın birisini<br />
genel müdürün önüne koyar, diğerini de<br />
kendisi yemeye başlar. Genel müdür<br />
hayretler içindedir, hemen telefona sarılıp<br />
Kayseri PTT Başmüdürünü arar;</p>
<p>“Aloo, şu an Nize köyü muhtarı yanımda,<br />
bu adam Kayseri&#8217;ye varmadan köyüne<br />
santral gidecek ! Muhtar Kayseri&#8217;ye<br />
geldiğinde telefon edecek ve köyü ile<br />
görüşme yapabilecek&#8230; Aksi takdirde<br />
hiç birinizi orada görmek istemiyorum&#8230;”</p>
<p>Muhtar neşe içinde döner köyüne ve<br />
giderken ısrarla: &#8220;Şu iki elmayı da yanına al !&#8221;<br />
diyen annesinin eline sarılır, öper, öper, öper&#8230;</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.hikayelerden.com/iki-elma.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Dama Cik</title>
		<link>http://www.hikayelerden.com/dama-cik.html</link>
		<comments>http://www.hikayelerden.com/dama-cik.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 24 Nov 2008 22:15:58 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Hikayeler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.hikayelerden.com/?p=336</guid>
		<description><![CDATA[Bu bizim köyde yaşanmış gerçek bir hikaye.
Köyde Ahmet diye bir adam varmış.
Hasat zamanı mahsul alınmış ve kuruması için dama serilmiş. Kurda kuşa yem olmasın hırsızlardan korusun diye de damda hergün nöbetçi bir kalırmış. Sıra bizim Ahmet&#8217;e gelmiş.
Ahmet nöbet için dama çıkmış. Dayanamış ve hemen uykuya dalmış. Uyuduğunu gören arkadaşları ona bir şaka yapmak istemişler. Ahmet&#8217;in [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Bu bizim köyde yaşanmış gerçek bir hikaye.<br />
Köyde Ahmet diye bir adam varmış.<br />
Hasat zamanı mahsul alınmış ve kuruması için dama serilmiş. Kurda kuşa yem olmasın hırsızlardan korusun diye de damda hergün nöbetçi bir kalırmış. Sıra bizim Ahmet&#8217;e gelmiş.<br />
Ahmet nöbet için dama çıkmış. Dayanamış ve hemen uykuya dalmış. Uyuduğunu gören arkadaşları ona bir şaka yapmak istemişler. Ahmet&#8217;in uykusunun çok ağır olduğunu bütün köy biliyormuş.<br />
Ahmet uyurken yatağı ile birlikte Ahmet&#8217;i asfaltın ortasına yola taşımışlar. Sabah olmuş. Ahmet&#8217;in kulağına müthiş bi korna sesi geliyormuş. O kadar sinirlenmiş ki sonunda basmış kalayı<br />
-&#8221;Dama çık p&#8230;nk&#8221;</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.hikayelerden.com/dama-cik.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Kucuk DenizKizi</title>
		<link>http://www.hikayelerden.com/kucuk-denizkizi.html</link>
		<comments>http://www.hikayelerden.com/kucuk-denizkizi.html#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 16 Sep 2008 20:07:42 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Hikayeler]]></category>
		<category><![CDATA[deniz]]></category>
		<category><![CDATA[deniz kizi]]></category>
		<category><![CDATA[kizi]]></category>
		<category><![CDATA[kucuk]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.hikayelerden.com/?p=117</guid>
		<description><![CDATA[Bir zamanlar denizin derinliklerinde, garip bitkiler, yosunlar, irili ufaklı balıklarla birlikte altı deniz kızı yaşarmış.
Içlerinden en küçügü ve en güzeli olan deniz kızının en büyük dilegi suyun üstüne çıkabilmekmiş. Ama, bunun için on beş yaşına gelmesi gerekiyormuş. İşte o zaman mercan kayaların üstüne oturup, gemileri, ormanları, şehirleri görebilecekmiş.
Yaşını dolduran ablası, suyun üzerine çıkıyormuş. Ama hiçbiri [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Bir zamanlar denizin derinliklerinde, garip bitkiler, yosunlar, irili ufaklı balıklarla birlikte altı deniz kızı yaşarmış.</p>
<p>Içlerinden en küçügü ve en güzeli olan deniz kızının en büyük dilegi suyun üstüne çıkabilmekmiş. Ama, bunun için on beş yaşına gelmesi gerekiyormuş. İşte o zaman mercan kayaların üstüne oturup, gemileri, ormanları, şehirleri görebilecekmiş.</p>
<p>Yaşını dolduran ablası, suyun üzerine çıkıyormuş. Ama hiçbiri yeryüzünü görmek için onun kadar sabırsızlanmıyormuş. Küçük deniz kızının dünyayı görmesi için daha beş yılı varmış. Ama yeryüzü hakkında söylenenler onun aklından hiç çıkmıyormuş. On beş yaşına giren<br />
ablaları suyun yüzünde rahatça dolaşabiliyorlarmış. Gördüklerini küçük deniz kızına anlatıyorlarmış. Ah ! Küçük kız kardeş nasıl da onları dinliyormuş. Büyük şehirleri, ormanları, şatoları, gemileri gözünde canlandırmaya çalışıyormuş.</p>
<p>Kardeşlerden biri, bir gün suda oynayan çocuklara rastlamış. Onlarla oynamak istemiş. Ama çocuklar korkup, kaçmışlar.</p>
<p>.    Sonunda beklenen gün gelmiş! Küçük deniz kızı, \Hosça kalın!\ demiş ve su yüzüne çıkmış. Hava serin ama deniz sakinmis. Büyük bir yelkenli de hemen oracıktaymis. Denizciler şarkılar söylüyormuş. Rengarenk ışıklar gemiyi süslüyormuş. Küçük kız, gemiye yaklaşmış. Dalgalar onu yükseltince de yuvarlak pencerelerden içerisini görebilmiş.</p>
<p>İçeride güzel giyimli bir sürü insan varmış. Ama içlerinden en güzeli genç bir prensmiş. Prens, gülen gözleriyle herkesin elini sıkıyormus. Vakit iyice geç olmuş. Küçük deniz kızı hala prensi seyrediyormuş. Birden uzaklarda şimsekler çakmaya baslamış. Gemiciler bagırıyormuş:</p>
<p>- Fırtına çıktı! Fırtına!..</p>
<p>Gemi dalgalı sularda . batıp çıkmaya baslamış. Küçük deniz kızı tehlikeyi sezmiş. O anda da gemi batmış. Prens dalgalarda kaybolmuş. Hayır ! Prens ölmemeli denizin derinliklerine dalmıs. Prensi bulunca suyun yüzüne çıkarmış. Gemiden kopan kalaslar ve direkler azgın dalgalara karışıyor küçük deniz kızına zor anlar yaşatiyormuş.</p>
<p>Tahtalar çarpabilir hatta ezilebilirmiş.Ama bunlarin hiç birini düşünecek durumda degilmiş. Tek düşüncesi prensi azgın dalgalardan kurtarmakmış. Prensin yavaş yavaş bütün gücü tükeniyormuş. Kolları ve bacakları cansız gözleri kapalıymış. Eger küçük deniz kızı onu kurtarmasa azgın sularda kaybolup gidecekmiş. Prensin başını devamlı suyun üstünde tutmaya çalısmış. Kendini onunla birlikte suyun akışına bırakmış. Epeyce bu şekilde . gitmişler. Nihayet kara görünmüş. Gecenin bir vaktinde karaya çıkmışlar. Küçük deniz kızı geceyi prensin başından ayrılmadan geçirmiş.</p>
<p>Sonunda hava aydınlanmış. Yemyeşil kıyıların önünde büyük bir bina yükseliyormuş.Burasi eski bir satoymuş. Bahçesinde portakal agaçlarıyla palmiyeler varmış. Deniz, küçük bir koydan içerilere uzanıyormus. Su sakin ama derinmiş. Işte küçük deniz kızı azgın dalgalarla boguştugu gecenin, sonunda prensi böyle bir yere getirmeyi başarmış.</p>
<p>Deniz kızı, prensi kıyıya yatırmış. Prens biraz kendine gelir gibi olmuş. Ama gözleri hala kapalı, yüzü ise solgunmuş. Küçük kız onun güzel ve geniş alnını öpmüş. Birden, bir gong sesiyle birçok genç . kız bahçeye çıkmış. Küçük deniz kızı, hemen kayanın arkasına saklanmış. Genç kızlar prense yaklaşmışlar. Prens etrafındaki kızlara gülümsüyor, kendisini azgın dalgalardan onların kurtardıgını sanıyormuş. Onlara teşekkür etmiş. Deniz kızı, üzüntü içinde denizin derinliklerine geri dönmüş.</p>
<p>Artık küçük kız mutsuz ve düşünceliymiş. Sabah akşam prensi bıraktıgı koya . gidiyormuş. Fakat prensi göremiyor, eve üzgün dönüyormuş. Tek tesellisi, çiçekli bahçesindeki prense benzeyen mermer heykele bakmakmış. Sonunda dayanamamış. Ablalarına olanları anlatmış. Beş prenses onu prensin şatosuna götürmüşler. Arıik deniz kızı, prensin nerede yaşadıgını biliyormuş. Her gün onu gizlice görmeye gidiyormuş.</p>
<p>Bir akşam küçük bahçesinde otururken aklına deniz büyücüsüne gitmek gelmiş. &#8220;Belki bana yardım eder, akıl verir.&#8221; Diye düsünmüş. Büyücünün yaşadıgı magaraya kadar yüzmüş.</p>
<p>Burası korkunç bir yermiş. Suyun içinde uzun ve iri su yılanları yüzüyormuş. Büyücü onu görünce korkunç sesiyle demiş ki:</p>
<p>- Ne istedigini biliyorum . Balık kuyrugunu iki bacakla degiştirmek istiyorsun? Tam bir insan olabilmen için sihirli bir şurup hazırlayacagım . Onu kıyıya götürüp, gün dogmadan içeceksin . Kuyrugun eriyecek ve bacak şekline dönüşecek. Insan kılıgına girince de tekrar deniz kızı olamayacaksın, demiş.</p>
<p>- Eğer prens seni sevmez, baskasıyla evlenirse parçalanıp bir köpük haline geleceksin, diye de eklemiş.</p>
<p>Deniz kızı yakışıklı prensi düşünerek:</p>
<p>- Kabul ediyorum, demiş.</p>
<p>- Ama bu sihrime karşılık bana güzel sesini vereceksin. Kabul ediyorsan dilini uzat, onu kesecegim, demiş.</p>
<p>- Kabul, . demis, deniz kızı.</p>
<p>Büyücüden sihirli şiseyi almış. Şise, küçük deniz kızının elinde bir yıldız gibi parlıyormuş. Korkunç ve karanlık magaradan hızla uzaklaşmış. Uzaklarda babasının şatosunu görmüş. Şatonun ışıkları sönükmüş. Içeriye girmeye cesaret edememiş. Oysa babasıyla vedalaşmayi çok istiyormuş, ama konuşamazmış. Bir daha görmemek üzere onlardan uzaklasmış. Bahçelerin oldugu tarafa gitmis. Kız kardeşlerinin bahçelerinden birer çiçek koparmis. Sonra kardeşlerine binlerce öpücük yollamış. Tüm sevdikleriyle bu sekilde sessizce vedalasmış. Ve prensine kavuşmak için oradan ayrılmış.</p>
<p>Kıyıya dogru hızla yüzmüş, yüzmüş. Güneş dogmadan kıyıya çıkmış. Büyücünün verdigi sihirli şurubu bir kayanın üzerine oturarak içmiş. Kısa sürede</p>
<p>sihirli şurup etkisini göstermeye baslamış. Vücudu bir bıçakla kesilir gibi olmuş. Her tarafında dayanılmaz agrılar başlamış. Öyle şiddetli acı çekmeye baslamış ki dayanılır gibi degilmiş. Bu acılara daha fazla dayanamamış. bayılmış. Uzun zaman hareketsiz kalmış. Güneş yavaş yavaş yükselmeye başlarken, küçük deniz kızı uyanmış. Hala bütün vücudunda dayanılmaz acılar duyuyormuş. . Fakat o da ne? Prens orada, yani başında kara kara gözleriyle kendisine bakıyormuş. Tam olarak ayılamadıgı için balık kuyrugunun</p>
<p>koybolup yerine bacaklarının geldigini fark edememis. Prens, üşümesin diye küçük kızın üzerini peleriniyle örtmüş. Küçük deniz kızı yavaş yavaş kendine gelmeye . baslamış.</p>
<p>Prens ona kim oldugunu, neden burada bulundugunu sormuş. Fakat küçük deniz kızı o kederli gözleriyle konuşamadan bakmış. Prens, kızı elinden tutup sarayına kadar götürmüş. Küçük deniz kızı, yürürken acı çekiyormuş. Sanki keskin bıçaklar üzerinde yürüyor gibiymiş. Küçük kız, büyük bir sabırla bu işkenceye dayanıyormuş. Ona bu dayanma gücünü prense olan sevgisi veriyormuş.Prensin yanındaki herkes, küçük kızın uçar gibi uyumlu yürüyüşünü hayranlıkla izliyormuş. Çok acı çekse bile, bir tüy gibi hafif adımlarla dolaşıyor, merdivenleri uçar gibi çıkıyormuş.</p>
<p>Gittigi her yerde ondan güzeli yokmuş. Ama o, ne konuşabiliyor de sarkı söyleyebiliyormuş. Orada bulunan diger kızlar prensin ve kral ailesinin önünde sarkı söylemişler. Içlerinden biri digerlerinden daha güzel sarkı söylüyormuş. Prens de onu gülümseyerek alkışlıyormuş.</p>
<p>Küçük deniz kızının içine bir hüzün çökmüş. &#8220;Prensin yanında olabilmek için sesimi verdim. Ah! Bunu bir bilse&#8221; diye düşünüyormuş. Prens ise onu bir kardeş gibi . seviyormuş. Onunla evlenmeyi aklına bile getirmiyormuş. O sırada, prensin komşu ülkenin kralınin kızı ile evlenecegi söylentileri çıkmış.</p>
<p>Kralin kızını istemeye gitmek için de büyük bir gemi hazırlanmış. Herkes gemiye binmiş, komşu ülkeye gitmeye hazırlanıyorlarmış. Küçük deniz kızı da prensle birlikte gemiye binmek üzere hazırlanmış.</p>
<p>Yolda prens ona komşu kralın kızını asla sevemeyecegini söylemiş. &#8220;Aslında, beni kurtaran kızı arıyorum,&#8221; diyormuş. Ertesi sabah gemi limana girmiş. Çanlar çalmış, askerler selam durmuş. Günlerce eglenceler düzenlenmiş. Prenses bir süre sonra ortaya çıkmış. Güzel yüzlü ve zarifmiş. Cana yakın, gözleri gülümsüyormuş.</p>
<p>Prens heyecanla haykırmış:</p>
<p>- Bu sensin! Hayatımı kurtaran genç kız! Prens yanılıyormuş. Ama neye yarar! Küçük deniz kızı yüreginin sızladıgını hissetmiş. Kendisini kurtaranın küçük deniz kızı olabilecegi hiç aklına gelmiyormuş.</p>
<p>Prens, küçük deniz kızına: -Ne kadar mutluyum. Onu bulduguma inanamıyorum. Benim mutlulugum seni de sevindirsin , demiş.</p>
<p>Bu durumda küçük deniz kızı, dügün gecesinin sabahi ölecek ve sonsuza dek köpük olarak kalacakmış.</p>
<p>Dügün büyük bir törenle yapılmış. Küçük deniz kızı gelinin etegini tutuyormuş. Kulakları müzigi duymuyor, hiçbir seyi de görmüyormuş.</p>
<p>Sadece ölüm . saatini ve kaybettigi şeyleri düşünüyormuş. Yeni evliler akşam gemiye gelmişler. Geminin ortasına altın islemeli bir çadir kuruluymus. Prens ve prenses burada dinlenecekmiş. Küçük deniz kızı da güvertedeymiş. Düşünüyormuş. Prens için sesini, kaybetmiş, dayanılmaz acılar çekmiş. O ise bütün bunları, çektigi acıları bilmiyormuş.</p>
<p>Güvertenin parmaklıklarına dayanmış aglamaya baslamış. Birden ablalarını görmüş. Ablaları saçlarını kestirmisler. Üzgün görünüyorlarmış.</p>
<p>- Saçlarımızı sabah olunca ölmemen için büyücüye verdik, demişler.</p>
<p>Büyücü, ablalarına bir hançer vermis. Ablalari hançeri küçük kıza uzatıp :</p>
<p>- Bu hançeri güneş dogmadan prensin kalbine sapla. Kanı senin ayaklarını ıslatınca tekrar deniz kızı olabileceksin. Köpük haline gelmeden üç yüz yıl yaşayacaksın. Aman acele et! Gün dogmadan önce ikinizden birinin ölmesi gerek. Prensi öldür ve çabuk gel ! demişler.</p>
<p>Acele etmesi için:</p>
<p>- Unutma güneşin dogmasına bir kaç dakika kaldı. Acele etmelisin. Yoksa sen öleceksin ! diye bagrışıyorlarmış.</p>
<p>Sonra iç çekerek dalgalar içinde koybolmuşlar.</p>
<p>Ama küçük deniz kızı bir türlü sevdigi prense o hançeri saplayamamış. Çok seviyormuş prensi ve onu incitmeye kıyamamış. Ölümü göze almış. Köpük olmayı göze almış. denizdeki köpüklere ve . köpük baloncuklara bakarak sormuş:</p>
<p>- Nereye gidecegim şimdi? diye sormus, kendi kendine.</p>
<p>- Gök kızlarının yanına, demiş baloncuklardan biri .Gök kiziarinin yaninda üç yüz yıl insanlar için iyilik yapabilirsen tekrar insan olabilirsin.</p>
<p>Gök kızlarının yanına dogru yükselirken doya doya aglamış. Prense son kez bakıp gülümsemiş.</p>
<p>Diğer baloncuklarla birlikte, geminin üstünden geçen bulutlara dogru hızla yükselmişler.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.hikayelerden.com/kucuk-denizkizi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>
