Kalbime Kar Yagdi

Etiketler: »
Hikaye Yazari adminHikayeler tarih Kas 19th, 2007

Tam seni soruyordum”;deyiÅŸini duymuÅŸtum ilk benim olduÄŸunu sandığımda.
Kalbim ağzıma geldi,yutkundum!
Seni algılamaya başladı beynim;
Karşımdaydın,tüm görkemin ışıl ışıl gözlerin ve bana sonuna kadar açtığın kalbinle.;Buydu;dedim içimden yıllardır aradığım.
Yıldızlarda aramıştım gözlerini;ay;dan başka bir şey yoktu gökte yüzünü benzeteceğim,bir bakıma o kadar da uzaktın bana.
Oysa şimdi uzansam dokunacaktım sana.
Uzandım;Bilmem kaç bin wolt elektrik yayıldı vücuduma.
İşte o an vermiştim ellerine kalbimi.
Defalarca gelmeler,gitmeler,hayaller,öpücükler,kahkahalar,hasretler yaşadım seninle;.
Bir kandil gecesi yeminler savurduk rüzgara;Allaha ulaştı ruhumuz.
Onun önünde döküldü dudaklarımdan o iki kelime;benimle evlenir misin?
Çılgın bir evet sonrası benimdin artık!Ölmek ne güzel olacaktı seninle.
Dudaklarımın değmediği yer kalmamıştı yüzünde,kollarımdaydın bütün senliliğinle.
Söz vermiştik ilk çocuğumuzun adını sen ikincisininkini ben koyacaktım.
Şimdi benim ilk kız çocuğumun adı senin adın olacak.
Evimin hiçbir yerinde şark köşesi hiçbir köşesinde abajurlar olmayacak;
yerlerde puf puf minderlerde.
Duvarlarımın rengi hiçbir zaman siyah beyaz olmayacak mesela.
Annenin ellerini hiç öpemeyeceğim,babanla rakı içemeyeceğim,kardeşinle fenerin maçlarına gidemeyeceğimde.
Hatırlarmısın?
Pırıl pırıl bir Pazar sabahı kıpır kıpır bir kalp elinde bir çiçekle merhaba dedin anneme;nasılsınız teyzeciğim anne demeye çoktan razıydın belki ama dil varmıyor bazen bilirim.
Anacığımı ilk kez böyle içten sarılır gördüm bir kıza,onun sana kızım dememesi için bir neden yoktu;dedi de istedi de seni biliyorsun
Kalbinin tüm renklerini taşıyan bir çiçek yumağı getirmiştin,halâ duruyor masanın üzerinde.Daha ne kadar dayanırım bilmiyorum onu görmeye.
Nefes aldığın her yerinde yaşıyorsun evin.Ben daha ne kadar yaşarım bilemiyorum.
Odamda;resimlerinin önünde gerçeğe dönüşmüştü hayâller.
Şeker olmuştum sana;sonra tepsi,öyle pişmişti işte kahveler.
Üç vakte kadar görüşmek dileğiyle ayrıldık evden,ilk kez kollarımda dolaştırıyordum seni,ilk kez eleleydik sokaklarında eylülün;
son olduÄŸunu nereden bileyim..
Sarıya boyanmış bir aracın camıydı aramıza giren,o iri iri,siyah siyah gözlerin küçüldü yavaş yavaş,kayboldun gözlerimde.
Yokluğuna duyduğum ağlamaklı bir isyandı kalbimde varolan.

İki elim cebimde boynum bükük tuttum evimin yolunu,akşamı senle ettik evde bıraktıklarınla..
Bir yada birkaç hafta kat üstüne kat çıktık gönül arsamıza;gözlerin temeli, sözlerin yıkılmaz duvarları oldu kuracağımız(ı sandığım)yuvanın..
Yine bir kandil gecesi;Allahın huzurundayım;
beni bıraktığın yerde,
seni beklediÄŸim yerde;
Sen!yoksun.
Ben!yalnızlığımla birlikte,yalnızlığını yaşıyorum!
Bir kez daha yemin ediyorum seni seviyorum;canım yanıyor!
Efkar dağıtmak için o malum yere bir ömrü bir çırpıda bitirdiğimiz terasımıza çıktım.
Bir dolu efkar alaşağı etti beni.
Boş sandalyeler,solmuş çiçekler,üzerine oturup Bakırköyü seyrettiğimiz minderler seni sordu gitti diyemedim;küçüldüm.
Ardımda bıraktığım bir damla göz yaşına sormuşlar seni,kurumadan az önce anlatmış bir daha asla gelmeyeceğini;oturup birlikte ağlamışlar
Seni en çok terasımızda özleyeceğim biliyor musun!
Saat geç oldu beklememin bir amacı yok, günlerin çok öncesiydi gelmeyeceğini söylediğinde.
Şimdi aşkımızın mumlarından yak bir tane.
Bak o yanan benim!
Titreyen kalbim,
Alevi deÄŸil mumun,
Eriyip akansa göz yaşlarım;
Üzülme çok kalmayacağım,
Birazdan biterim..
Akılda sen,yürekte acı olunca,ne kalem rahat duruyor ne sayfa.Bak gördün mü
sevişip aşkı doğurdular yine
Bir şiirle başlamıştın sen yine öyle bitiyorsun işte,satır satır.
Eve nasıl geldim hatırlamıyorum desem yalan değil.Kapıyı anacığım açtı yüzüme baktı,anladı her hal seni sordu iyidir dedim inanmadı,bir daha sordu
ağladım;ağladı.
Göz yaşlarımı sildi,bende onunkini.
Sen yalnız beni değil anamı da ağlattın!
Sarıldık ne zaman ayrıldık bilmiyorum..
Yazdı geldin;
Kıştı gittin!
Kalbime kar yağdı.

Bir Bitisin Hikayesi

Hikaye Yazari adminHikayeler tarih AÄŸu 2nd, 2008

Hep özlediğim, beklediğim aşkın böyle aniden kapımı çalıvereceğini, izin almadan yüreğimde bir köşeye yerleşeceğini hiç düşünmememiştim. Göz göze geldiğimiz anda. Başımdan aşağıya buzlu su dökülmüş gibi hissettim.
Bakışları içimi titretti, bilmediÄŸim, tanımadığım bir dünyanın kapıları açılıverdi önümde… Kimde, neydi, hangi sınıfta öğrenciydi, daha önce onu görmemiÅŸtim. Bütün gün bu sorularla boÄŸuÅŸtum. İlk ÅŸoku atlatıp kendime geldiÄŸimde okulda onu aramaya baÅŸladım. GerçeÄŸi öğrenmem hiç zor olmadı tabii ki! Suratıma tokat gibi çarpan gerçeÄŸi…

O okulumuzda yeni görev yapmaya başlamış bir öğretmendi çok genç olduğu için öğrencilerden ayırt etmek mümkün değildi. Böyle şeyler yalnız filmler de olur sanırdım. Oysa ben sırılsıklam aşık olmuştum. Gözleri başımı döndürecek kadar güzel olan yalnızca adını ve öğretmen olduğunu bildiğim biri, kısacık bir zamanda hayatımı değiştirivermişti.

Ona aşık olmam benim suçum muydu? İnsan hesap kitap yaparak aşık olmazdı ki? Tamam itiraf etmeliyim, ben pek normal biri değilim. Başkalarına göre farklı yanlarım çok., özellikle de aşk söz konusuysa hiçbir zaman sıradan biri olmadım ama bu kez tamamen kaderdi. Sonunda ona söylemeye karar verdim. Madem aşık olacak kadar cesaretliydim, söyleyecek kadar da cesaretli olmalıydım.

Söyledim. Şaşkınlığımı ifade edecek sözleri şu an ben bulamıyorum. Düşün bir kez, çat kapı bir öğrenci geliyor ve  ben sizi gördüğüm ilk andan beri seviyorum diyor. Ne hissedersiniz bilemem ancak o bana karşı çok olgun, anlayışlı davrandı. Yaptığım çocukluklarla hayatını cehenneme çevirdiğim halde sevgiyle yaklaştı.. incitmemek için çok uğraş verdiğini şimdi anlıyorum oysa o zamanlar çok incitmiştim. Bir gün bana hak vereceksin demişti evet onu anlıyorum ve hak veriyorum. En doğrusunu yaptı. Zaman belki çılgın aşkımı bitirdi. Ama ona olan saygım ve sevgim sonsuza kadar sürecek.

Donerim Demistin

Hikaye Yazari adminHikayeler tarih AÄŸu 2nd, 2008

Soğuk bir sonbahar akşamıydı. Hava kararmış, yağmur başlamıştı. Düşlerimize yağmur yağıyordu ellerimizi. Gözlerin donuk bedenin halsizdi. Gizli bir el kalkış hazırlanan otobüse binmek için seni sürükler gibiydi.
Sanki kalmak istiyordun. baharda dönerim demiştin hatırlıyor musun ? Sakin beni unutma bekle.
Ben seni unutmadım sevgili, ben seni unutmadım. Bütün kış baharda döneceğin günün hayaliyle ısındım. Minik öpücüklerle uyandırıp güneşin doğuşunu gösterecektim sana. Çiçeklerin, denizin, kumasalın, güneşin tadına birlikte varacak , gün batımlarında denizle birleşen ufuk çizgisini birlikte seyredecek, ay ışığında mutluluk şarkımızı söyleyecektik.
Yalan değil kaçamak sevdalara takıldım yokluğunda bir süre. Sana benzeyen her şeyi sevdim ben. Sevdiği her şeyde senden izler vardı. Aradığımı buldum sandım ama yanıldım , bulduğum sen değildin. Olmadık zamanlarda aklıma düştün, zamansız yaralandım. Her sabah seni bulmak için yolara düşmek geldi içimden ama gidemedim.

Yalnızlığın acısıyla gurur satın alır oldum her gece. Gelir dedim kendi kendime, Söz verdi gelmesi gerek. Bekledim.Kendimi param parça hissetim ama yine de sana kızamadım.Unuttum kötü sözlerini Unuttum kapında bekletildiğimi.Unuttum telefonlarıma cevap vermediğini, kavgalarımızı unuttum.

Bir tek seni unutmadım sevgili, bir tek seni unutamadım. Hep dönmeni bekledim. Zamanla alıştım acılara , ölüm ilanlarında kendiliğinden siline adreslere. Alıştım sevdiklerimin yokluğuna. Ama yalnızlığa alışamadım, hasrete alışamadım, sensizliğe alışamadım. Hep dönmeni bekledim.

Olamadı gülüm bir araya gelemedik. Oysa daha yolun başındaydık, tomurcuktuk daha çatlamaya hazır. Bahar gelmeden ayrıldık. Şimdi artan yalnızlığım , büyüyen yokluğu var . duvarlarda gözlerinin izi , kapı kollarında parmak izlerin saklı. Sen neredesin sevgili, varlığın nerede ?. bir mevsim döndü , sen dönmedin.

Düşlerim böyle dağınık deÄŸildi eskiden. Kara bulutlar gibi kümelenip bir yere, acılarım yüreÄŸimde çöreklenmiÅŸti gece yarılarında. Özlemlerim hiç bu kadar olmamıştı gün ışığına. Hasret bu kadar büyümemiÅŸti. Åžimdi göçebe olmuÅŸ yüreÄŸimle her sabah yeni yolculuklara çıkıyorum. Umudun türküsünü söylüyorum öksüz bakışlarımla….

Bilinen Gercek

Hikaye Yazari adminHikayeler tarih AÄŸu 2nd, 2008

Sıradan bir gün daha başlıyordu. Herşey hazırdı. Dalışa geçecek ve bu dünyayı incelemeye devam edecekti. Paletlerini giyindi, deniz gözlüğünü taktı, hava tüpünü de sırtına geçirdikten sonra kendini suya bıraktı.

Bu dünya başka bir dünyaydı onun için, hiçbir insan yok. Kendini deniz hayvanlarıyla bir hissediyordu. Biraz derinlere indi. Her yer ışıl ışıl parlıyordu. Güneşin ışınları denizi adeta yalıyordu.

Daha sonra yüzeye doğru yüzdü. Denizin bir metre altında yüzüyordu. Herşey ne kadar güzeldi. Kendini suyun yüzüne çıkarınca başka bir farklı dünyada hissetti kendisini. Evet, iki dünya arasında hayatı sürüyordu. Bu iki farklı dünyada yaşamayı seviyordu. Teknesine doğru baktı, biraz fazla açılmıştı. Su üstünde iki dakika durduktan sonra tekrar denize daldı. Teknesine doğru yüzmeye başladı.

Denizin altında yüzen balıklar, taşın altında bulunan yengeçler, yunuslar, kara ve su kaplumbağaları, hepsi iki dünyanın farklı yaratıklarıydı. Bir hayvan, kara hayvanı mı yoksa deniz hayvvanı mı olduğunu nereden biliyordu acaba. Konuşacak bir dilleri olmasa bile, bütün bu harikaları anlayabiliyorlar mıydı.

Suyun altında yüzerken, biran kendini daha yoÄŸun bir yerde hissetti. Bir farklılık olduÄŸunu anlamıştı adam. Tekrar geri dönerek yüzmeye baÅŸladı. Yine eski ortamında buldu kendini. “Denizde iki ortam nasıl olabilir” diye düşündü. Denizin yoÄŸunluklarının farklı olduÄŸu yerin tam ortasında durdu. Yüzeye doÄŸru tekrar çıktı.

Dalgıç, teknesine yüzdü. Dümenini, kendisine farklı gelen, yoğunluğunun farklı olduğunu hissettiği yere kırdı. Oraya geldiğinde denizi bir güzel incelemeye başladı. Kendi gördüğünü, belki normal bir insan, yani bu dünyayı iyi tanımayan bir insan göremezdi. O alana baktığında denizin renginin, sanki arasına gizli, görünmeyen bir cam sokulmuş gibi, birdenbire farklılaştığını anladı. Bu farklılığı daha iyi anlayabilmek, bitmek bilmeyen öğrenme isteğini tatmin etmek için tekrar denize daldı. Su üstünde, kendisinin keşfettiği alana doğru yüzdü. Gerçektende burada, bir anormallik vardı.

Denizin suyunun rengi, belki de kendisinden başka hiçbir kimsenin göremeyeceği bir durumdu bu, aniden farklılaşıyordu. Bu sefer deniz gözlüğünü ve tüpünü yanına almamıştı. Çünkü bu seferki dalışının asıl amacı deniz diyarını incelemek değil, iki dünyayı birbirinden ayıran bu sınırdaki farklılığı anlayabilmekti.

Dalgıç, dudaklarını, daha koyu olarak gördüğü suya değdirdi. Diliyle dudaklarını sıvazladı. Evet, su tuzlu suydu. Daha sonra dudaklarını, daha açık ördüğü suya değdirdi. Bu seferki su tatlı suydu. Kaptan, denizlerle ilgili müthiş bir şey keşfettiğini anladı o an. Bu alanda tatlı su ile tuzlu su birbirine karışmıyordu. Bugün onun için çok güzel bir gündü. Keşfettiği bu alanı beynine iyice kazıdı; çünkü burayı unutmaması gerekiyordu, keşfinin kanıtlanmasında iyi bir örnek olacaktı.

Teknesine çıktı. Kendisinin bulunduğu yere yakın olan bir arkadaşına doğru yol aldı.

Kaptanın arkadaşı, evinde yemek hazırlıyordu. Yalnız bir insandı. Bütün ev işleriyle kendisi uğraşırdı onun için. Yemeğini hazırladıktan sonra küçük bir masada yemeye başladı. Bu sıralarda kapının zili çalındı. Kapıyı açtığında karşısında kaptanı gördü. Daha yeni dalış yaptığını anlamıştı; çünkü her nedense kurulanmamıştı.

“Nedir bu halin kaptan, neden kurulanmadın?”

“Bırak kurulanmayı, bugün çok özel bir gün.”

“Sofra hazır, gel ilk önce bir güzel karnımızı doyuralım, daha sonra bugünün neden güzel bir gün olduÄŸunu konuÅŸuruz.”

Kaptan üstüne baktı: “İzin verirsen ÅŸu üstümü bir deÄŸiÅŸeyim.”

“Tabi canım. Ben de bir tabak daha koyayım sofraya.”

Kaptan ıslak elbiseleri üzerinden çıkartarak kuruları giyindi. Heyecanla sofraya yaklaÅŸtı. Arkadaşı onu görünce: “Gel sofraya, biraz yiyelim. Dalıştan geliyorsun, acıkmışsındır.”

“Canım hiç yemek istemiyor. Biliyormusun bugün daldığım zaman denizlerle ilgili bir ÅŸey keÅŸfettim.”

“NeymiÅŸ o keÅŸfettiÄŸin ÅŸey.”

“Yüzerken bir alandaki farklı renkteki deniz sularını gördüm. Bunları incelediÄŸimde denizin tatlı suyu ile tuzlu suyunun birbiriyle karışmadığını buldum.”

Kaptanın arkadaşı bu sözleri duyunca gülmeye başladı.

“Neden gülüyorsun.”

“Neden güleceÄŸim. Bunu sen keÅŸfetmedinki. Ben zaten bunu biliyordum.”

Kaptan şaşkınlaştı:

“Nasıl olur, bunu ilk ben keÅŸfettim, hem sen dalmıyorsun bile.”

“Tamam dalmıyorum. Zaten bunu dalarak öğrenmedim. Bir kitaptan okudum.”

“Nasıl olur. O kitap sende mi?”

“Evet bende.”

“Görmek istiyorum. Lütfen göster bana.”

Kaptanın arkadaşı, kitaplığına gidip yeşil renkli bir kitap aldı. Bir sayfayı açtı ve kaptana gösterdi.

“Evet” dedi kaptan, “gerçektende bu biliniyormuÅŸ. Bu kitabı hangi denizci yazdı?”

Kaptan bu kitabı kimin yazdığını anlayabilmek amacıyla ön ve arka kapağı kontrol etti. Fakat bir bilgiye rastlayamadı. Arkadaşı ise kaptana bakıyor, kendini gülmekten alamıyordu.

“BoÅŸuna araÅŸtırma” dedi, “Bu kitap Allah ın kitabıdır.”

Beyaz Kaptanin Hikayesi

Hikaye Yazari adminHikayeler tarih AÄŸu 3rd, 2008

Evvel zaman içinde deniz kenarında küçük bir köy varmış. Bu köyün halkı denizcilikten baÅŸka iÅŸ bilmezmiÅŸ. YaÅŸlı, genç, kadın, erkek bütün köy halkı denizle uÄŸraşır, hayatlarını mavi suların kendilerine saÄŸladığı nimetlerden faydalanarak sürdürürmüş. Dış dünya onlara kapalıymış. Deniz insanlara, insanlar birbirlerine yardım ederlermiÅŸ. Kimi balık avlar, kimi aÄŸ örer, kimi sünger çıkarır, kimi tekne yapımında uzmanlaÅŸmaya çalışırmış. Bir de herkesin hayalini süsleyen bir iÅŸ varmış: Beyaz Kaptan ın denizaşırı gemisiyle uzun seferlere çıkıp, ticaret yapmak. Böylece bilinmezi bilmek, görülmeyeni görmek, tadılmayanı tatmak mümkünmüş çünkü. Ama Beyaz Kaptan yanında çalışacakları çok zorlu sınavlardan geçirip seçtiÄŸi için, bu öyle herkesin gerçekleÅŸtirebileceÄŸi türden bir hayal deÄŸilmiÅŸ. O seferlere çıkabilmek için gözüpek olmak, geride bırakabilmek, denizden baÅŸka bir ÅŸeye aşık olmamak gerekirmiÅŸ. Gemi sefere çıktı mı, beÅŸ altı aydan önce dönmezmiÅŸ köye. Her geliÅŸinde genç kızların dört gözle beklediÄŸi kumaÅŸları, süs eÅŸyalarını, köyde bulunmayan faydalı otları ve alışveriÅŸ karşılığında aldıkları deÄŸerli ÅŸeyleri boÅŸaltır, insanların satmak istediÄŸi malları yükledikten sonra yeni bir sefere çıkarmış. Geminin mürettebatı sadece bu deÄŸiÅŸ tokuÅŸ için karaya iner, yükleme iÅŸi bittikten sonra onları gören olmazmış. Beyaz Kaptan sa sadece miço ile çımacı geminin törensel yanaÅŸmasını gerçekleÅŸtirirken kaptan köprüsünde belli belirsiz görülürmüş. Geminin miçosu limana her yanaÅŸmalarında, çımacı dostunu görünce büyük bir keyifle halatı fırlatır, çımacı da büyük bir maharetle halatı havada yakalayıp tek bir harekette babaya dolarmış. Bu ikisinin ustalık dolu hareketlerini izlemek köy halkının en sevdiÄŸi ÅŸeylerden biriymiÅŸ. Birbirlerinin gözlerine baktıklarında dostluÄŸu gören miço ile çımacı, köy halkı kendilerini alkışladıkça daha da büyük bir ÅŸevkle sarılırlarmış iÅŸlerine. Kaptan belki deniz aÅŸkıyla yıllar önce terkettiÄŸi köyü daha fazla görmenin rahatsızlığı, belki de geride bıraktığı karısı, oÄŸulları ve kızı tarafından görülmenin korkusuyla, uzaktan izlermiÅŸ olanları. Sonrası yine açık deniz, sonrası yine uzun bir sefer� Kaptan herkesin gerçeÄŸinin ayrı olduÄŸuna ve herkesin bir gün kendi gerçeÄŸini bulacağına inanırmış. Hatta miçosuyla çımacının bir kayanın üstüne oturup sohbet ettiklerini gördüğü gün, “Ah deli çocuk, bilmez misin ki denizcinin dostu, denizdedir” demiÅŸ kendi kendine ama hiç karışmamış bu imkansız dostluÄŸa. Limana bir sonraki yanaÅŸmalarında miço gelip de “Ah Kaptan ah, denizcinin dostu denizdeymiÅŸ.” deyince içinin cız edeceÄŸini bile bile karışmamış. Bir gün köye çeÅŸit çeÅŸit malı getirirken, yerle göğü bir eden korkunç bir fırtınaya yakalanmışlar. Usta denizci köye yanaÅŸtıklarını biliyormuÅŸ ama deniz fenerini göremediÄŸi için bir türlü gerekli manevraları yapamıyormuÅŸ. Neden sonra denzi fenerinden cılız bir ışığın yükseldiÄŸini görünce rahatlamış. Tam dümeni köye kıracakken, yaÄŸmur damlalarının kanatlarına kırbaç gibi inmesine aldırmayan bir papaÄŸan gelip konmuÅŸ omzuna ve dile gelmiÅŸ: “Babası terkettiÄŸinden , aÄŸabeyleri de denize sırtlarını döndüklerinden beri lanetli damgasıyla yaÅŸayan mavi gözlü ceylan, sırf gemin karaya oturmasın diye canını ortaya koyup yaktı bu gece feneri. Ama köyün utanç içindeki halkı lanetlidir deyip güvenmedi ona, delidir deyip dışladı, her zaman olduÄŸu gibi suçladı. Åžimdi incecik bedeni buz gibi gecenin ortasında geminin limana yanaÅŸmasını bekliyor. Kimbilir belki de gizli bir sevdanın cesaretiyle tek başına fırtınayla savaşıyor.” Beyaz Kaptan bu sözleri duyar duymaz önce kendisiyle sonra da miçosuyla yüzyüze gelmiÅŸ. Ve bir anda fırtınayı korkutan bir sesle gürlemiÅŸ: “İstikamet açık deniz!..” O günden sonra köy halkı Beyaz Kaptan ın gemisini bir daha asla görememiÅŸ. Bir daha asla dış dünyadan bir ÅŸeye dokunamamış. Ama deniz kızları, kimi hüzünlü gecelerde Beyaz Kaptan ın bilinmez denizlerde suda yüzen bir mavi gözlü ceylan gördüğünü ve hüzünlü bir türkü söylemeye baÅŸladığını anlatıp durmuÅŸlar:

Bilirim ki sevgimiz
Aslında veremediğimiz
Bir bilinmez denizde
Yitip gitti bedenimiz.

Sonraki »

Hikaye Sohbet


Son Yorumlar

Hikayelerden Rastgele

Hatirlasana o eski yillari seni ne cok sevdigimi o zamanlar istemezdin cünkü baskasini severdin simdi ne oldu yalvariyorsun diz cöküyorsun ama baska kapiya sana verecek bir askim yok. Eger cok istersen nefretim var…

Hikayelerden Reklam


Nicknizi Yazip:

mirc mircturkce turkcemirc mircsite mircarama indirmirc chatmirc mirchat

hikayeler Hikaye hikaye hikayelerden Google Sitemap
site ekle