Pamuk prenses ve yedi cuceler

Etiketler: » » »
Hikaye Yazari adminHikayeler tarih Eyl 16th, 2008

Vaktiyle bir kış ortası… Kar taneleri gökten yere tüyler gibi dökülürken, kraliçenin biri, siyah abanoz çerçeveli bir pencerenin önüne oturmuÅŸ, dikiÅŸ dikiyormuÅŸ. Bu aralık pencereden dışarı bakarken parmağına iÄŸne batmış. Üç damla kan karlar üzerine damlamış. Beyaz kar üstünde bu al renk pek hoÅŸ göründüğü için kraliçe aklından ÅŸunları geçirmiÅŸ: “Ah böyle kar gibi ak, kan gibi al, çerçevedeki tahta gibi kara bir çocuÄŸum olsaydı!” demiÅŸ. Aradan çok geçmemiÅŸ; kraliçe bir kız doÄŸurmuÅŸ. Bu kız kar gibi ak, kan gibi al renkli, abanoz gibi kara saçlıymış. Bunun için adını “Pamuk Prenses” koymuÅŸlar.

Çocuk doÄŸar doÄŸmaz kraliçe ölmüş. Bir yıl geçince kral baÅŸka biriyle evlenmiÅŸ. Bu kadın güzelmiÅŸ ama pek kendini beÄŸenmiÅŸ bir ÅŸeymiÅŸ. Kimsenin kendinden daha güzel olmasına dayanamazmış. Kadının sihirli bir aynası varmış. Karşısına geçip de içine bakarak: – Küçük ayna, söyle bakayım, ülkenin en güzel kadını kim? diye sorunca ayna yanıt verirmiÅŸ: – Bu ülkenin en güzel kadını sizsiniz kraliçe hazretleri! Bunun üzerine kadının içi rahat edermiÅŸ. Çünkü aynanın doÄŸruyu söylediÄŸini bilirmiÅŸ.

Gel zaman, git zaman… Pamuk Prenses büyüyüp geliÅŸiyor; gitgide daha güzel bir kız oluyormuÅŸ. Yedi yaşına girdiÄŸi sırada kraliçeden bile güzel, ayın on dördü gibi bir kız olmuÅŸ. Kadın günün birinde yine aynasına sormuÅŸ: – Küçük ayna, söyle bakayım, ülkenin en güzel kadını kim? Ayna dile gelmiÅŸ: – Buranın en güzel kadını sizsiniz kraliçe hazretleri, ama Pamuk Prenses sizden bin kat daha güzel! Kadın bunu duyunca irkilmiÅŸ; kıskançlığından yüzü sapsarı, yemyeÅŸil olmuÅŸ. O saatten sonra nerede Pamuk Prensesi görse içi burkulurmuÅŸ. Kızdan o kadar tiksinmeye baÅŸlamış. Kıskançlıkla, kendini beÄŸenmiÅŸlik, bir yabanıl ot gibi yüreÄŸinde büyümüş, büyümüş… Artık ne gece, ne gündüz kadında iç rahatlığı kalmamış. Bunun üzerine bir avcı çağırtmış:

- ÇocuÄŸu al, ormana götür, demiÅŸ. Artık gözüm görmesin. Onu öldüreceksin… CiÄŸerlerini de bana getireceksin. Avcı:

- Peki! demiş, kızı alıp götürmüş. Pamuk Prensesin suçsuz yüreğini oyup çıkarmak için bıçağını eline alınca kızcağız ağlamaya başlamış:

- Kuzum avcı, canım avcı… Ne olursun kıyma bana… Canımı bağışla… Åžu ıssız ormanda . dolaşırım, bir daha eve dönmem! diye yalvarmış. Avcı kızın güzelliÄŸine dayanamamış… Ona acımış:

- Haydi öyleyse git zavallı çocuk! demiÅŸ. “Az sonra yabanıl hayvanlar nasıl olsa seni yerler” diye düşünmüş ama sanki baÄŸrındaki taÅŸ da düşmüş. Kızı öldürmeye gerek kalmadığı için rahat bir soluk almış. Tam bu . sırada oradan geçen bir hayvan yavrusunu tutup kesmiÅŸ; ciÄŸerlerini çıkarmış.

Kraliçeye bunları götürmüş. Kraliçe aşçısına onları tuzlatıp pişirtmiş, yemiş. Pamuk Prensesin ciğerlerini yedim sanmış. Çocukcağız koskoca ormanın içinde yapayalnız kalmış. Içine bir korku girmiş. Sanki ağaçların bütün yaprakları kendisini seyrediyorlar sanıyormuş. Ne yapacağını da bilmiyormuş. Koşmaya başlamış. Sivri taşlar üzerinden, dikenler arasından geçip giderken, birçok yabanıl hayvan önünden geçiyormuş ama ona bir şey yapmıyorlarmış. Çocuk ayaklarının olanca gücüyle akşama kadar koşmuş. Sonunda mini mini bir ev görmüş; dinlenmek için içeri girmiş. Bu evde her şey o kadar küçük, o kadar cici bici, o kadar temizmiş ki dille anlatılamazmış. Ortada apak örtülü, yedi tabaklı bir sofra duruyormuş. Her tabağın yanında minicik kaşıklar, yedi küçük bıçakla çatal, yedi tane de ufacık bardak. Duvarın önünde yanyana dizili yedi karyolacık varmış. Örtüleri kar gibi akmış. Pamuk Prenses hem çok aç, hem de susuz olduğu için her tabaktan bir parça sebzeyle ekmek yemiş; her bardaktan birer yudum şarap içmiş. Bir kişinin bütün yiyeceğini yiyip bitirmek istemiyormuş. Kızcağız pek yorgun olduğundan karyolacıklardan birine uzanmak istemiş. Gel gelelim, hiçbiri boyuna uymuyormuş. Biri pek uzun, biri pek kısa geliyormuş. Sonunda yedinciyi uygun bulmuş. Içine girip yatmış, duasını etmiş, uykuya dalmış.

.    Ortalık iyiden iyiye kararınca ev sahipleri gelmişler. Bunlar yedi cücelermiş. Dağlardan maden çıkarırlarmış. Hepsi lambalarını yakmışlar. Küçük evin içi aydınlanınca, içeriye birinin girdiğini anlamışlar. Çünkü her şey bıraktıkları düzende durmuyormuş.

Birinci: – Sandalyeme kim oturmuÅŸ?

Ikinci: – Tabağımdan kim yemiÅŸ?

Üçüncü: – EkmeÄŸimden kim koparmış?

Dördüncü: – Sebzemden kim yemiÅŸ?

BeÅŸinci: – Çatalımı kim kullanmış?

Altıncı: – Bıçağımla kim kesmiÅŸ?

Yedinci: – Bardağımdan kim içmiÅŸ?

Sonra birinci cüce çevresine bakınmış. Yatağında . hafif bir çukurluk görmüş:

- Yatağıma kim girmiş? diye seslenmiş.

Öbürleri koşarak gelmişler. Altısı birden:

- Benim yatağımda da biri yatmış! diye bağrışmışlar.

Yedinci cüce ise yatağına bakınca, içinde yatıp uyuyan Pamuk Prensesi görmüş. Öbürlerini çağırmış. . Hepsi gelmişler; şaşırarak bağırmışlar:

- Aman Tanrım, ne güzel çocuk bu!.. O kadar hoşlarına gitmiş ki, çocuğu uyandırmaya kıyamamışlar. Yedinci cüce her arkadaşının koynunda bir saat uyuyarak sabahı etmiş.

Ertesi sabah Pamuk Prenses uyanmış. Yedi cüceleri görünce birdenbire korkmuş, ama cüceler ona güler yüz göstermişler:

- Adın ne senin? diye sormuşlar; Kız:

- Benim adım Pamuk Prenses! demiş.

- Nasıl oldu da bizim eve geldin? Kız üvey annenin kendisini öldürtmek istediğini, avcının ona canını bağışladığını, küçücük evlerini buluncaya kadar bütün gün koştuğunu bir bir anlatmış. Cüceler:

- Bizim evin işlerini görürsen, yemek pişirirsen, yatakları yaparsan, çamaşır yıkarsan, dikiş dikersen, yama yaparsan, sonra her şeyi derli toplu, tertemiz tutarsan bizim yanımızda kalabilirsin. Sana bir şeyden sıkıntı çektirmeyiz! demişler. Pamuk Prenses:

- Peki, hepsini seve seve yapacağım! demiş, orada kalmış.

Evin işlerini düzene koymuş. Sabah oldu mu cüceler dağlara gider, madende altın ararlarmış. Akşam olunca eve dönerlermiş. O zaman yemekleri hazır olmalıymış. Kız bütün gün evde tek başına otururmuş. Bunun için iyi yürekli cüceler ona şöyle öğüt verirlermiş:

- Üvey annenden kendini koru… Senin burada olduÄŸunu, nasıl olsa, yakında öğrenir. Kimseyi içeri alma sakın! derlermiÅŸ.

Kraliçe, Pamuk Prensesin ciğerlerini yedim sandıktan sonra, en güzel kadının yine kendisi olduğunu düşünür; başka bir şey aklına getirmezmiş. Bir gün aynasının karşısına geçip:

- Küçük ayna, söyle bakayım, ülkenin en güzel kadını kim? diye sormuş. Ayna dile gelmiş:

- Buranın en güzel kadını sizsiniz kraliçe hazretleri, ama dağlar başında, yedi cücelerin yanındaki Pamuk Prenses sizden bin kat daha güzel! demiş.

Kadın bunu duyunca irkilmiş. Çünkü aynanın asılsız bir şey söylemediğini biliyormuş. O zaman avcının kendisini aldattığını, Pamuk Prensesin sağ olduğunu anlamış. Kızı öldürmek için yeni bir çare düşünmeye başlamış. Çünkü bu kız ülkenin en güzeli kaldıkça kıskançlıktan rahat edemeyeceğini biliyormuş. Sonunda aklına bir çare gelmiş: Yüzünü boyamış, yaşlı bir satıcı kadın kılığına girmiş; tanınmaz bir hale gelmiş. Bu kılıkta yedi dağlara, yedi cücelerin bulunduğu yere gitmiş; kapıyı çalmış:

- Güzel şeyler satarım! diye bağırmış. Pamuk Prenses pencereden bakmış:

- Güneydın kadınım, demiş, neler satıyorsun bakayım? Kadın:

- Iyi şeyler, güzel şeyler! Her renkten kuşaklarım var! demiş. Alaca renkli ipeklerden örülmüş bir kuşak çıkarmış. Pamuk Prenses: Bu saf kadıncağızı içeri alabilirim! diye düşünmüş, kapının sürgüsünü çekmiş: o güzel kuşağı satın almış. Kocakarı:

- Aman ne güzel şeymişsin sen yavrum! demiş;

- Dur da ÅŸu kuÅŸağı beline güzelce ben sarıvereyim. Pamuk Prensesin aklına bir kötülük gelmemiÅŸ. Kadının önüne durmuÅŸ, yeni kuÅŸağı beline sardırmış. Kocakarı o kadar çabuk, o kadar sıkı dolamış ki, Pamuk Prenses soluk alamaz olmuÅŸ… Ölü gibi yere yuvarlanmış. Kadın: – Haydi bakalım… Bir zamanlar ülkenin en güzeli olmuÅŸtun! demiÅŸ, kaçıp gitmiÅŸ.

Aradan çok geçmeden, akÅŸam vakti, yedi cüceler . eve dönmüşler, ama sevgili Pamuk Prenseslerini yerde serili görünce akılları baÅŸlarından gitmiÅŸ. Kız sanki ölmüş gibi kıpırdamıyormuÅŸ bile. Kızı ayaÄŸa kaldırmışlar… KuÅŸağın sımsıkı baÄŸlanmış olduÄŸunu görünce bunu ortasından kesip açmışlar. Kız yavaÅŸ yavaÅŸ soluk almaya baÅŸlamış… Gitgide vücuduna can gelmiÅŸ. Cüceler o gün olup bitenleri öğrenince:

- O yaşlı satıcı kadın, alçak kraliçeden başka biri değildi, demişler. Biz evde yokken sakın bir daha hiç kimseyi içeri alma! Kötü yürekli kadın eve döner dönmez aynanın önüne gitmiş:

- Küçük ayna, söyle bakayım, ülkenin en güzel kadını kim? diye sormuş. Ayna her zamanki gibi:

- Buranın en güzel kadını sizsiniz kraliçe hazretleri, ama dağlar başında, yedi cücelerin yanındaki Pamuk Prenses sizden bin kat daha güzel! demiş. Kadın bu sözleri duyunca o kadar kötü olmuş ki, bütün kanı beynine sıçramış. Çünkü Pamuk Prensesin yine dirildiğini anlamış; kendi kendine:

.    – Alacağın olsun, demiÅŸ, öyle bir ÅŸey bulayım ki, seni yok etsin de bak gör! BildiÄŸi büyücülük yardımıyla zehirli bir tarak yapmış. Sonra baÅŸka bir kocakarı kılığına girmiÅŸ.

Böylece yedi dağlara, yedi cücelerin bulunduğu yere gitmiş. Kapıyı çalmış:

- Iyi ÅŸeyler satarım! diye bağırmış Pamuk Prenses dışarı bakmış: – Haydi yolunuza gidin, demiÅŸ, kimseyi içeri alamam. Kocakarı: – Bakman da yasak deÄŸil ya? diye zehirli tarağı çıkarıp kıza uzatmış. Tarak çocuÄŸun o kadar hoÅŸuna gitmiÅŸ ki, her ÅŸeyi unutarak kapıyı açmış. Pazarlıkta uzlaşınca kocakarı:

- Gel şu saçlarını güzelce tarayayım! demiş. Zavallı Pamuk Prensesin aklına bir kötülük gelmemiş, kocakarıya güvenmiş. Kadın daha tarağı saçlarına değdirir değdirmez zehir etkisini göstermiş; kız kendinden geçerek yere yuvarlanmış. Kötü yürekli karı:

- Ey güzellik örneği, bu kez işin tamam! demiş, sıvışıp gitmiş. Bereket versin, yedi cücelerin eve dönme zamanı yaklaşmışmış. Pamuk Prensesi ölü gibi yerde yatar görünce, ilk akıllarına gelen şey üvey anne olmuş. Araya taraya zehirli tarağı bulmuşlar. Saçlarının arasından çıkarır çıkarmaz Pamuk Prenses kendine gelivermiş. O gün olup bitenleri bir bir anlatmış. Cüceler, kendini sakınması, kimseye kapıyı açmaması için onu bir daha uyarmışlar.

Kraliçe evde aynanın karşısına geçmiş:

- Küçük ayna, söyle bakayım, ülkenin en güzel kadını kim? diye sormuş. Ayna yine önceki gibi:

- Buranın en güzel kadını sizsiniz kraliçe hazretleri, ama dağlar başında, yedi cücelerin yanındaki Pamuk Prenses sizden bin kat daha . güzel! demiş. Kadın aynanın böyle söylediğini duyunca hırsından zangır zangır titremiş, ter ter tepinmiş:

- Yaşamım pahasına da olsa Pamuk Prenses kesinlikle ölmelidir! diye bağırmış. Bunun üzerine kimsenin uğramayacağı gizli, uzak bir yerde bir odaya kapanmış. Orada zehirli, pek zehirli bir elma yapmış. Bu elma görünüşte çok güzelmiş. Kabuğunun bir yanı kırmızı, bir yanı akmış. Bu elmayı kim görse hemen alıp yemek istermiş. Fakat ondan bir lokma ısıran kesin ölürmüş.

Elma tamam olunca kadın yüzünü boyamış; bir köylü kadını kılığına girmiş. Yedi dağlara, yedi cücelerin bulunduğu yere gitmiş. Kapıyı çalmış. Pamuk Prenses başını pencereden çıkarmış:

- Kimseyi içeri alamam… Yedi cüceler böyle tembih etti! demiÅŸ. Köylü karısı:

- Peki, öyle olsun ama ÅŸu elmaları elden çıkarmak istiyorum. Al iÅŸte bir tanesini de sana vereyim demiÅŸ. Pamuk Prenses: – Hayır, hiçbir ÅŸey kabul edemem! demiÅŸ. Kocakarı:

- Zehirden mi korkuyorsun yoksa? diye sormuÅŸ. Bak iÅŸte ortasından kesiyorum. Kırmızı yanını sen ye… Ben de beyaz yanını yiyeyim.

Elma öyle ustalıklı yapılmış ki, yalnızca kırmızı yanı zehirliymiş. Pamuk Prenses elmaya imrenmiş. Köylü kadının da bir parçasını yediğini görünce daha fazla dayanamamış; elini . dışarı uzatıp zehirli parçayı almış. Gel gelelim, daha ilk ısırdığı parça ağzındayken ölü gibi yere yıkılıvermiş. Kraliçe bu durumu yırtıcı bakışlarıyla seyretmiş. Sonra bir kahkaha atmış:

- Kar gibi ak, kan gibi al, abanoz ağacı gibi kara ha?.. Bu sefer cüceler seni yeniden diriltemeyecekler! demiş. Kadın eve döner dönmez aynaya sormuş:

- Küçük ayna, söyle bakayım, bu ülkenin en güzel kadını kim? Ayna dile gelmiş:

- Bu ülkenin en güzel kadını sizsiniz kraliçe hazretleri! demiÅŸ. Bunun üzerine kadının kıskanç yüreÄŸine su serpilmiÅŸ ama kıskançlar ne kadar rahat edebilirlerse o kadar… AkÅŸam olup cüceler eve döndükleri zaman Pamuk Prensesi yerde serili görmüşler. Kızcağızın soluÄŸu çıkmıyormuÅŸ, ölmüşmüş. Onu yerden kaldırmışlar. Zehirli bir ÅŸey bulur muyuz? diye çevreyi araÅŸtırmışlar kızın kuÅŸağını çözmüşler, saçlarını taramışlar, onu suyla, ÅŸarapla yıkamışlar. Gel gelelim, hiçbirinin yararı olmamış, yavrucak dirilmemiÅŸ.

Cüceler kızı bir tabuta koymuşlar. Yedisi de çevresine oturmuşlar. Üç gün üç gece göz yaşı dökmüşler, ağlamışlar. Kızı gömmek istiyorlarmış ama kız hâlâ canlı bir insana benziyormuş. Yanaklarının al al rengi solmamışmış:

- Bunu kara topraklara bırakamayız! demişler.

Camdan bir tabut yaptırmışlar. Nereden bakılsa içerisi görünüyormuÅŸ. . Kızı içine yatırmışlar; üzerine altın harflerle hem adını, hem de bir prenses olduÄŸunu yazmışlar. Sonra tabutu dışarı çıkarıp dağın üzerine koymuÅŸlar. Sürekli içlerinden biri tabutun yanında kalarak nöbet beklemeye baÅŸlamış. Hayvanlar da gelir, Pamuk Prenses için göz yaşı dökerlermiÅŸ. Önce bir baykuÅŸ gelmiÅŸ, sonra bir karga, en sonra da mini mini bir güvercin… Pamuk Prenses uzun, çok uzun zaman böyle tabutun içinde yatmış ama çürüyüp dağılmamış… Görenler uyuyor sanırlarmış. Çünkü hâlâ kar gibi ak, kan gibi al renkli, abanoz gibi kara saçlı duruyormuÅŸ.

Gel zaman, git zaman… Günün birinde bir prensin yolu bu ormana düşmüş. Geceyi . geçirmek için cücelerin evine gelmiÅŸ. Dağın üzerindeki tabutu, içinde yatan güzel Pamuk Prensesi görmüş. Altın harflerle üzerine yazılı yazıyı okumuÅŸ. Cücelere:

- Ne isterseniz vereyim… Bu tabutu bana bırakın! demiÅŸ; fakat cüceler:

- Dünyanın bütün altınlarını verseler yine onu vermeyiz! demiÅŸler. OÄŸlan: – Öyleyse bunu bana bağışlayın… Pamuk Prensesi görmeden yaÅŸayamayacağım. Onun deÄŸerini bileceÄŸim… Ona dünyada en çok sevdiÄŸim ÅŸey gözüyle bakacağım! diye yalvarmış.

Oğlan böyle deyince iyi yürekli cüceler ona acımışlar; tabutu kendisine vermişler. Prens tabutu uşaklarının omuzuna verip yola çıkmış. Olacak ya, uşakların ayağı bir çalıya takılmış, sendelemişler. Pamuk Prensesin ısırdığı zehirli elma parçası bu sarsıntıyla boğazından fırlamış. Aradan çok geçmeden de kız dirilmiş, gözlerini açmış, tabutun kapağını kaldırmış, yerinde doğrulmuş:

- Allah allah, ben neredeyim? diye seslenmiş. Prens sevinçle:

- Yanımdasın! demiş. Olup bitenleri kıza anlattıktan sonra:

- Seni dünyada her ÅŸeyden fazla seviyorum… Gel, babamın sarayına gidelim… Benim eÅŸim ol! demiÅŸ.

Pamuk Prenses razı olmuÅŸ, onunla birlikte gitmiÅŸ. Onlar ermiÅŸ muradına…

Hikaye Sohbet Chat

Sesli Chat Sohbet Muhabbet SesliSohbet SeslİChat

Yazili Chat Sohbet Muhabbet Turkchat


Hikayelerden MircYukle Mircindir Mirc mRc

Son Yorumlar

Hikayelerden Reklam

Yorumlariniz

Haber Haberler


Nicknizi Yazip:

mirc mircturkce turkcemirc mircsite mircarama indirmirc chatmirc mirchat


hikayeler Hikaye hikaye